(navigation image)
Home American Libraries | Canadian Libraries | Universal Library | Community Texts | Project Gutenberg | Children's Library | Biodiversity Heritage Library | Additional Collections
Search: Advanced Search
Anonymous User (login or join us)
Upload
See other formats

Full text of "A Special Album of Davetname"

I' 



I 



ByFirdevs-iRumi& \\Jffl 
Bey az Arif Akb a^ 

EDIRNE 2010 




.^.\ Nazar kildim bu ekvane 
Bu esran nemi-daneni 
Boyaadmi her bir elvane 
Bu esrari nemi-danem 
SALiH BABA 



L 



m J 



LiV-IOJSfO i 



,U\ 




1 



^ 




9 7^14^9 



lW6M: 



li 



> \ 



Bu albiim Firdevs-i Rumi'nin pek bilinmeyen bir eseri olan 
Davetname'sindeki resimler kullanilarak hazirlanmi^tir. Tilsimli resimlerin 
ardi sira, okuyuculara bir renk olmasi a^isindan, Beyaz Arif Akba^'in iki 
§iiri ve bazi deneme yazilari eklenmi^tir. Biiyiilii bir alemin kapilarina 
dogru e^siz biryolculuk... 






fcoi-^ ffe - u^z^i^V: ' *f<;^ 



1 1 ' 



z^ - 



'-?>• 






r 




.>'■ 



Firdevs-i Rumi: (d. 1453- muhtemelen Edincik, Bandirma - oliim yili 
bilinmiyor) Osmanli Devleti'nde ya§ami§ bir §air ve 90k yonlii bir yazardi. En 
me§hur eseri Siileymanname'dir, ayrica Haci Bekta§ Veli'nin hayati hakkmdaki 
efsaneleri i9eren Velayet-name-i Haci Bekta§ Veli'nin derleyicisidir. Firdevsi 
"uzun" lakabiyla (Osmanlica djj^ ^^j^j^ - Firdevsi-i Tavil ve ..^j^j^ ujjj' - 



II 



Uzun Firdevsi), "tlyas Firdevsi Qelebi" adiyla ve tranli Firdevs'i-i Tusi'den 
ayirdetmek i9in "Firdevsi-i Rumi" ve "Firdevsi-i Osmani" lakaplariyla 
amlirdi. Asil adi §lerafeddin b. Hizir veya §lerafeddin Musa'dir, mahlas olarak 
kullandigi Firdevsi-i Rumi ile en iyi bilinir. Qogu tarih ve edebiyat iizerine olan 
40 civarmda eser yazmi§tir. 

Beyaz Arif Akba§: 10 Nisan 1979'da Istanbul da dogan yazar, tnonii tlkogretim 
Okulu ve Edime Lisesini bitirdi. Yiiksek egitimini, Ahmet Yesevi Uluslararasi 
Tiirk-Kazak Universitesi, Hukuk-Felsefe Fakiiltesi Sosyoloji Boliimiinde 
tamamlayan yazar (Tiirkistan Yerle§kesi Kazakistan 2000-2005) bitirme tezini, 
Sosyolinguistik; Dilin toplumsal yonii ve fonksiyonlarma gore Kazak 
Tiirk9esindeki dil kodlarmm ornek analizi olarak hazirladi. Kayip Ulke 
Hakasya (§iirler, 100 sayfa) Sevgilim Sibirya (Seyahat ve Giinliik yazilan 245 
sayfa) isimli iki kitabi bulunmaktadir. Radikal, Birgiin, Yeni^afak, Star vb. 
gazetelerde kitap ele§tirileri yapmaktadir. Edime' de iken arkada§lariyla birlikte 
§ahdamar; isimli edebiyat dergisini 9ikarmi§tir. §iir kitabi i9in bkz: Amerika 
Portland Devlet Universitesi Tiirkiyat Enstitiisii (Portland State Center for 
Turkish Studies) 

OLUME KURULU SAAT; 
ESRAR DENEYIMLERi 
VE BAZI FRAGMANLAR... 

Beyaz Arif Akba§ 

i^iksiz bir magara 
^aresizligimize e^lik eder 
daglar tepeler goller 
biiyiilu baliklar ile 

yiizler ve karanlik biiyiiyor 
duvarlarin tasvirleri gibi 
ellerimin arasindan 
akiyor gozya^larim 

buzdanim ve arzuyum 
meleklerin i^inde 
kara giine^im benim 
ku9uk giine^im benim 

ha^ha^, keder ve yalnizlik 
i^inde i9iyorum §arap 
kadar bir giizel §iir 



III 



i^imde ya^iyor a§k 

balmumundan i^igim yok 
zamanin kuytusunda 
yiizum aynalara yapi§mi§ 
kaderin ya^li baki^larina 

parlak i^ik ve solgun ay 
bir destandan arta kalan 
sozsiiz romanslarin §arkisi 
siliyor iizuntusunii sislerin 

okyanusta bogulan kiz 
90cugumu ta^iyor ellerinde 
nedensiz oliiyor bir yildiz 
puslu i^igin gozlerinde 

oliime kurulmu^ saatimiz 
boyle bir riiyanin e^iginde 
giizelligi sanatin oliimii 
hiiznii i^inde ya^iyor a§k 

ne isterdim bilir misin 
yanimda olmani 90k isterdim 
matemi sevmek i9in 
sen bana goriindiigiinde 
zamansiz mutluluk bo^lugunda 
kabuktandir kill ruhumuz 

eskitilmi^ bir resmin 
yansimi^ goriintiisiiyiim 
giinahlar i^ledik^e giizelle^en 
bir tabloyumdum ben 
silik bir ya^am i^in 
ama firkin degil 

ellerimin arasindan 
akiyor gozya^larim 
ya^li tarih melegi* 
konsun diye ellerime. 

* Walter Benjamin, Ressam Paul Klee'nin "Angelus Novus" 
(Yeni Melek) isimli tablosundan ilham alarak 'tarih melegi' 



IV 



alegorisini geli§tirmi§tir. 







-itf^r 



('^o^: 



1 ■cr-i'^'^. 




'-.-- 






Huban Sultan 

^aresiz ruhumuzun renkleri 
leylak, yasemin ve bu kahverengi 
gecenin sessizligi iginde oliiyor 
kuruyan bir giilun yapraklarinda 
kalbim yine sana doniiyor. 

istegim sensin a^kini dilerim 

Ben hiiznii olan bir kelebegim 

ama yine de liatirlarim 

kiiiseye gittigimde, domuzlan sevdigimde 

ve $arap igtigimde bir metafor gibi 

kimi hatiralarin izini ta^iyan gozlerini. 

istegim sensin a^kini dilerim 

Ey meiek yiizlij kiz, 

igimde bir cennet ta^iyorum. 

Bir masaldir aniatilir l3u, 

zamanin delirinde bir $eyli varmi§, 

rijyasinda bikmadan usanmadan putlara tapan 

kaf daginin arkasinda liubani arayan 

eski bir masaldir aniatilir bu. 

istegim sensin a^kini dilerim 

Sana ilk kelimemdir adim, 
yine sana siginacagim guiiim 



V 



yine sana tapacagim giilum 

ve sanlacagim sana yine oliim; 

Hu Ekber daglannda Huban Sultanim 

istegim sensin a^kini dilerim... 

* Bu §iir §eyh-i Sena igin (10 Nisan 2008-Dedeagag,) Bati Trakya'da yazilmi§tir. 



' I 






^ 






'->^. 



^^^ 



jJ^l^M*^J^ ->M^ • 



' ---» 



^/Ari^' 







1 






C^'AJ. 



..^^^^.^ 






VI 



Modernle^me ve bizde kalabilen desenler... 



Bu ters dijnyayi ne zaman aniamlandirmaya gali§sam gelenegin, gorenek ve 
ali§kanligin degi§en durumunu du§unmu§umdur. Rahmetii MiJmtaz Turhan, kijltur 
degi§melerini ayni algi penceresinden zamanin bu zoriayici modernize aki§inin 
brijntijlerini ayn bir dikkat ve ozen gostererek fotograflayabilmi§ti. Modernlik kendisini 
gogu zaman gelenege kar§i olarak konumlami§tir. Gelenek bizim topragimizm igindeki 
koklerdir. Bu ise kadim tarihimizle ilintilidir. Degi§en diinyamn §artlari ne olursa olsun, 
giiglij Turk KultiJr Gelenegi modernle§menin aksakliklarma kar§i direnebiliyor... 

ileti§im, "Modernle^me/Baticilik", en dogru ifadeyle "daha iyi ve mutlu 
ya^amak" hasretinin ta§iyicisi olan "Batilila^mak/Modernle^mek/Qagda^la^mak" 
kavramlarmi degi§ik agilardan du§unsel/ideolojik bir degerlendirme gabasi... Bu hasretin 
ge§itli ifade ya da ele§tiri bigimlerini dile getiren Bati-Batili-Batici; Avrupa-Avrupalila§ma- 
Avrupalila§tirma; asr?iik-modernle§me-modernizasyon; muasirla§ma-gagda§la§ma vs. 
jenerik, terim ve kavramlara ve ardinda yatan semantik/semiyotik, siyasal/ideolojik 
aniamlara, bunlara yol agan tutum ve davrani§lara, soylemlere; bunlarm toplumsal 
hayatimizm felsefeden siyasete, sanattan egitime kadar hayatm her alanina etkisini 
biraz daha iyi kavrayabilir/kavramla§tirabilir miyiz, sorusunu sorma iddiasiyla uzunca bir 
tarife giri§mi§. Bizim boyle bir inasretimiz zaman zaman olsa da koklij gelenegimiz 
sayesinde elimizden koparamadiklari bizim desenierimiz, Turk varligmm mevcudiyetini 
iiaia korumaktadir... Dikkat edilirse mahrem desenler demiyorum, "bizim 
desenierimiz" diyorum. Bizim desenierimiz, Turkmen kizin binbir maharet ve hasletle 
dokudugu motiflerden ba§lar, Turk bilgelerinin ifadesi olan "Hikmetler"e kadar uzar 
gider.. 

Modernite din, ahlak, hukuk, felsefe, tarih, ekonomi ve siyasetin ele§tirisiyle ba§ladi. 
Modernitenin ayirt edici ozelligi, ortaya gikigmm ozel i§areti; ele§tiridir. Bizde ise ele§tiri 
bile bir olgij iledir. Kusuru soylemek dahi edep gerektirir. 

Modern gagi olu§turan her §ey ara§tirma, yarati ve eyiemin metodu olarak 
tasarlanan ele§tirinin marifetiydi. Ama yapilan ele§tiri yapici degil, daha gok Walter 
Benjamin'in de belirttigi gibi mahvetmek maksadiyia yapiliyordu. Modern gagin temel 
fikirieri ve kavramlari; ilerleme, evrim, devrim, ozgurluk, demokrasi ele§tiriden 
kaynaklanmi§ti (Paz, 1994: 89). 

Modern olmak, tarihsel gelenek kar§isinda, di§§al otoriteler kar§isinda bir ozerklik 
talep etmek demektir. Bu ise bizim gelenegimize ne derece uygundur? Bu talep, insanin 
toplumsal olarak kendi kendisini koklerinden ayirmasmi amaglar. 

"Modernitenin savunuculari olan Durkheim, Simmel ve Parsons gibi 
sosyologlara gore modernlik, farklila^manin, uzmanla^manin, 
bireyselle^menin, karma^ikligin, sozle^meye dayali ili^kilerin, bilimsel bilginin 
ve teknolojinin hakim oldugu bir ya^am ^eklidir. Modernligin temel 
parametreleri gene! olarak kapitalizm, endiistriyalizm, kentlilik, demokrasi, 
ussallik, bijrokrasi, uzmanla^ma, farklila^ma, bilimsel biigi, teknoioji... ve ulus- 
devlet'tir." 

Modernlik, gelenegin normalle§tirici fonksiyonlarma kar§i ba§kaldirir: Modernlik, 
normatif olan her §eye isyan deneyimiyle ba§lar. Anokranik olarak bu topluma faydali 
midir? Bu ba§kaldiri, ahlakilik ve yararlilik standartlarmi etkisiz hale getirmenin bir 
yoludur. 

18. yijzyilda olu§an bilim, ahlak ve sanat alanlarmm birbirlerinden ayrilmasi, Kant'm 
oncijlijk ettigi modernlik projesinin esasini olu§turmaktadir. 

Modernlik projesi iginde genelde bilme ve inanmanin birbirlerinden ayrilmasi da 
vardir (Kizil gelik, 1994: 88) 

Modernligin bizde bir proje olarak ba§arili olabilmesinin yolu, Turk kijlturu ve irfaniyla 
kaynagmasi olgusijnde olacaktir. Bizi ayri§tiracak desenler yerine, bizi yekvijcutta 



VII 



kayna§tiracak figijrlere sembollere yonelmeliyiz. Elimizde kalan §eylerin degerini bilelim. 
Yitirdiklerimiz Turk toplumsal hafizasmda kolay olu§madi. Tiirklugun hatirasini ta§iyan 
her desen onemlidir efendim. Korumak ya§atmayi gerekli kilar... 




-t; 






— /» — ^ » 







. I 



VIII 



Hayalin derinliklerinde yolculuk 

Ba§larken; 

Sava§ pilotu Saint Expery "Ku9uk Prens"ini kalbi hissedebilen biiyiik 90cuklar i9in 
yazmi§ti. Hiiziin ya da mutluluklarla dolu hayatimizda her zaman derinlerde bir yerdeki bu 
90cugun aci 9igliklarini hangimiz duymami§izdir ki. Bundan boyle, 9agin hislerini, kirlettigi 
ve 9ok9a aglattigi masum ruhumuza Ku9uk Prens umumi ba§ligi altinda seslenmeye 
9ali§acagiz. Ku9uk Prens, seriiveni boyunca uslanmaz derecede entelektiiel idi. (^iinkii 
ara§tiriyor, sorguluyor ve anlamlandiriyordu. tnsanlar, genel olarak ya§adigi muddet9e anlar 
ve yorumlarim yapar. Biz de yorumlarimizi denemeler §eklinde siz okuyuculara sunmayi 
arzuladik. Umarim gayretimiz goniillerinizin begenisini kazanir. 

Bu kisa giri§ten sonra, bu haftaki hayalin i9indeki yolculugumuza 9ikabiliriz: 
Dogu ya§aminda hala temel olan sonsuz donii? mitosu, biitiin zamanlar boyunca Allah 
(c.c.) ile insan arasinda siiregelmi^tir. (^ollerin kumlarim savurdugu kayip bir zamanda, 9orak 
iilkelerde hayallerini arayan insanciklari gormu§uzdur. Aslinda "bugiin" 9oktan olmu§tur 
ger9egin kristalize ettigi 9orak iilkelerde... Hayallerde toz ve kiil olmu§tur. Bazen hayalleri 
aramak gerekmi§ ve insanlar hayalin i9inde derin yolculuklara 9ikmi§tir. 

Biz ba§kalarinin i9 hayatina, di§ diinyayi onlarin gozleri ile gorecek kadar sokulamasak da 
bu hayal yolcularinm hikayelerini dinlemeyi hep sevmi§izdir. Hikayemiz tiim giizel hikayeler 
gibi dogalhkla evrene yansitilan insan arayi§i iizerine soylenmi§ ve dinlenmi§tir. 

Bir zamanlar gen9 bir Budist, hakikatin sirrini her §eyiyle anlatan kitabi bulmak i9in uzun 
yolculuklara 9ikmi§ti. Budist i9in ii9 §ey onemlidir: "Buda'nm heykeli", "Buda'nm hatiralari" 
ve Buda'nm altmda ilhama kavu§tugu "Bodhi Agaci". Gen9 Budist' in gonliinii, bunlar da razi 
etmeyince dii§mii§ yollara. §ehirlerde on yillarca hakikatin kitabmi arami§. Artik iimidini 
yitirecek iken masallar kenti Semerkant'a gelmi§. Kendisine daha once tatmadigi lezzetleri 
hatirlatan Semerkant Prensesi'nin §arkismi duymu§. Nisan yagmuru berrakligmda biiyiilii 
nagmelere oyle kapilmi§ ki, Prenses'e gormeden a§ik olmu§. 

§iir: 

"Ben bir denizde eriyorum." 

Pervanenin aleve ko§masi gibi sesin kaynagma dogru ko§ar adim ilerlemi§. §ehrin 
ortasmda bo§ bir havuz. Havuzun ba§mda iki kancoloz cadisi, ellerindeki bakra9lanyla bo§ 
havuzdan su doldurmaya 9abaliyorlar. Az ileride ise melek yiizlii Prenses. Elinde cennetin 
meyvesi nar var. Prenses oyle giizel dir ki, Allah' m onda sakladigi a§k, bir insamn aklmi 
ba§mdan alip gotiirebilirdi. Derken narm kan kirmizi taneleri yere dii§tiigiinde biiyii 
bozulmu§. 

Gen9, sarho§luktan kendine gelirken, Prenses'in zarif dudaklarmdan §u sozler dokiilmii§: 

"Biliyorum ki sen de 9oklari gibi a§iksm bana ve duydum ki onlarca yildir hakikat kitabmi 
ariyormu§sun, ikisi de bendedir. Kitap, sarayimdaki yokluk kulesinde duruyor. i§te orada ve 
ben buradayim. Yalniz bir kalpte iki a§k olmamali, burada kalirsan benim a§kimi, yok dersen 
bin bir gayretle aradigm §eyi elde edeceksin. §imdi tercih senin." 

Budist gen9, Prenses 'i sevmesine ragmen, hakikat kitabmi istemi§ ve yava§ yava§ yokluk 
kulesinin merdivenlerini 9ikmi§. Kulenin tepesinde giine§in altin i§iklarinin iizerine vurdugu, 
ceviz rahlenin iizerinde aradigi hakikat kitabi duruyormu§. Gen9, heyecanla kitabin sayfalarini 
9evirmi§ ve 9evirdik9e §a§irmi§. ^iinkii hakikat kitabinin sayfalari aynalardan olu§uyordu. 
Sayfayi her 9evirdiginde gordiigii sadece, ama sadece kendisiydi. insan hakikatin kendisidir. 
Aradigimiz §ey kendimizizdir. 

Sonsuz donii§ kendimizde gizli. Meyvenin tohumu ta§imasi gibi ta§iriz maneviyata 
sarilmi§ olan hakikat kitabmi i9imizde. 

§iir: 

"i9imdeki magarada bir yigin kitap var. 



IX 



bakinca yakindan tasvirlerin gozleri oynar ve konu§ur: 
hepsinin yiizleri benim yuziim gibi ve gozleri benim goziim gibi. . . " 
Me§hur hattat Behzat, kalbindeki harfleri gorebilmek i9in elleriyle gozlerini kor etmi§. 
Behzat, bildigi harflere mhunun diinyaya a9ilan pencerelerini kapayarak ula§ti. Allah (c.c.) 
kitabinda bazi surelere anahtar harflerle ba§liyor. Harfler onemlidir. Degil mi ki, tiim 
bildigimiz bir harfin noktasindan ibaret. Ornegin Endiiliis §iirinde "Mim" erkegi, "He" ise 
kadini imliyor. Oyle ki, "He" ve "Mim" yan yana geldiginde a§ki anlatabiliyordu. "Ejderha 
baki§li he'nin iki gozii iki 9e§me ah." 

Harfler halkalar kurarak kelimeleri yani sozii olu§turdu. "Kelimelerin kalbine hikmetleri 
indiren Allah' a (c.c.) hamdii senalar olsun." 

Kainat ise bir sozden yaratildi. Tiim seriiven tarih9esiyle bizimle, bizde oylece duruyor. 
Gen9 Budist'in a§kmi biraktigi, Hattat Behzat'm ugruna gozlerini verdigi hakikatin cevheri, 
taleplisine a9ilmayi bekliyor. Eger istersek kurgulanmi§ diinyamizdan az otede hikmete sahip 
oluruz ve mutlu oluruz. . . 










X 



Entelektiiel Tiirk^iiluk 

Gu9 bir §eydir ger9egi a9iklamak, 9unku kimi vakit insanlarin §u iti§ip kaki§masini hi9e 
sayarak soz soyleyebilmek belki bilmedigim nedenlerden otiirii yine insanlar tarafindan 90gu 
defa engellenmi§tir. Bizler genellikle iyi oldugumuz zaman susariz... i§te bu anlarimizda 
degi§ik anlamlarda da olsa aslinda 90k da iyi bir dummda olmadigimizin farkindayizdir. 
Dayamlmayacak gibi degildir dayamlmaz olan. Fakat yine de vicdammizi rahatsiz ve tedirgin 
eden yiizlere kar§i ge9mi§te hareketlerimizle soylediklerimizi, bugiin entelektiiel diizeyde 
ifade ederek kalbimize, beynimize yiikselen iiziintiilerimizi giderebiliriz. 

Tiirk ziyalilarindan Yusuf Ak9ura Bey, bu eksende yani Entelektiiel Tiirk9ii dii§iinii§ 
tarziyla oncii olmu§ gibidir. "Osmanli-Tiirk Devleti'nin 9okii§iiniin ka9inilmaz hale geldigi 
1910'lu yillarda Ziya Gokalp, Ahmet Agaoglu ve daha bir9ok Tiirk9ii aydin, eski §artlann ve 
kurallann artik ge9ersiz oldugunu ilan ederek yeni konumun ne olmasi gerektigini ilmi olarak 
gostermi§tir." (O. Karahan) Yeni konum Entelektiiel Tiirk9ii dii§iinii§ bi9imidir. 

Ak9ura Bey'in Entelektiiel Tiirk9iiliigii, Frenklerin diinyasindan sari benizlilerin diinyasina 
kadar olan jeostratejik bolgedeki BiRLE§iK TURK DEVLETLERJ'ni ongoriiyordu. 
Giiniimiiziin yapisalla§ma siireciyle soylersek Amerika Birle§ik Devletleri, yahut Avrupa 
Toplulugu bir modeldir. Ayni §ekilde BiRLE§iK TURK DEVLETLERI de bir model ve 
yapisalla§ma potansiyelini i9ermektedir. Onemli olan §ey; projemizin entelektiiel altyapismi 
hazirlayabilmemizle alakali bir durumdur. 

Ak9ura Bey'i yakmdan tamyarak i§e ba§layabiliriz. 1879 yilmda dogan Yusuf Ak9ura, 
1803 yilmda tstanbula gelmi§tir. 15 yil tstanbul'da kalmi§tir. 1896 yilinda Erkan-i Harbiye 
'ye giren Ak9ura, Jon Tiirk faaliyetlerine katildigi i9in tutuklanmi§ ve okuldan bir siire 
uzakla§tirilmi§, Trablusgarp'a gonderilmi§tir. Arkada§i Ferit Tek'le birlikte ka9arak Paris'e 
gitmi§, orada Ecoie Libre de§ Sciences Politiques'te egitimini siirdiirmii§tiir. 1903 yilinda 
Rusya'ya donmii§ ve iinlii "U9 Tarz-i Siyaset" makalesini yazmi§ ve 1904'te yayinlami§tir. 
1905 Rus Devrimi'nden sonra "Kazan Muhabiri" adiyla bir gazete 9ikarmi§ ve Alimcan 
BarudT'nin yonetimindeki Tiirk Okulu'nda tarih dersleri vermi§tir. "Rusya Miisliimanlari 
ittifaki" isimli siyasal partinin kuruculari arasinda yer almi§tir. 1908 yilinda istanbul'a 
gelmi§tir. Harbiye ve Miilkiye'de hocalik yapmi§, Kurtulu§ Sava^i'na katilmi§, Istanbul ve 
Kars milletvekilligi yapmi§, Hukuk Fakiiltesi'nde ders vermi§, Tiirk Tarih Kurumu Ba§kanligi 
yapmi§ ve 11 Mart 1935'te olmii§tiir. Yusuf Ak9ura'nin en onemli makalesi "U9 Tarz-i 
Siyaset"tir. Bu makalesinde Pan Tiirk9iiliigii onerir. Rusya' dan gelen Tiirkistanli, 
Kazakistanli, Azerbaycanli, Kirimli Tiirk ya da Tatar g09menler, kendilerini Pan Slavizm'in 
kurbani olarak gordiiklerinden ve yiireklerinde bir ozlem ta§idiklarindan, kuramsal olarak en 
ate§li Tiirk9ii (Turanci) olmu§lardir. Kafkas, Tatar, Tiirkmen ve Kirimli pek 90k Tiirk, 
Sovyetler'in baskisindan kurtulmak ve siyasal faaliyetlerini yiiriitmek i9in Tiirkiye'ye g09 
etmi§lerdir. Bunlardan bazilari Cafer Seydahmet, Tiirkistanli Osman Hoca ve Mustafa (^okay, 
idil-Ural Tatarlarindan Ayaz tshaki, Kuzey Kafkasli Salt §amil, Azerbaycanli Mehmet 
Emin'dir. Bu aydinlarimiz Tiirk9iiliigii her zaman entelektiiel bir gayretle savunmu§lardir.. 

Bugiin birileri 9ikip medeniyetler 9ati§masi, ya da medeniyetler ittifaki gibi masa ba§i 
kurgularini hayata ge9irmek i9in yiizlerce enstitiide hayallerinin altyapisini toplum 
miihendislerine, antropologlara, oryantalistlere vb. disiplinlerdeki senaristlerine 
hazirlatabiliyorlar ise bizlerin de oziimiizii meyvenin i9indeki 9ekirdek gibi saklayan yiiksek 
degerlerimizi ve irfammizi korumak ve daha iist seviyeye ula§tirmak maksadiyla entelektiiel 
sahada kalem oynatmamiz kesinlikle gerekiyor.. 

Dr. C. Avci'ya gore: Ak9ura'nin Tiirk9iiliik, Tiirk tarihi ve Tiirk fikir hareketine katkilarini 
§u ana ba§liklar altinda gruplandirabiliriz: 

1 . "U9 Tarz-i Siyaset" adli makalesiyle Tiirk9iiliigii ilk defa bir siyaset §ekli olarak ortaya 
koymasi. 



XI 



2. Turk9ulugu bir biitiin olarak gormesi ve bunu siirekli savunmasi, 

3. Tiirk milliyet9iliginin te§kilatlanmasinda kurdugu dernek ve yazilarla oynadigi rol, 

4. Rusya'daki Tiirklerin bilin9lenmesi ve orgiitlenmesi konusunda onemli rol oynamasi, 

5. Tiirk Yurdu Dergisi'yle Tiirkfiiliik konusunda yaptigi 9ali§malar, 

6. Tiirk9iiliigiin tarihini yazan ilk ara§tirmaci olmasi (Tiirk Yili 1928 adli eseri bu konuda 
tektir), 

7. Nihayet Tiirk Tarih Kurumu Ba§kanligi ve buradaki hizmetleri. 

Yusuf Ak9ura'nin "Biitiincii Tiirk9ii" gorii§leri, Rus egemenliginde ya§ayan Tiirk 
devletlerinin bagimsizliklanna kavu§malanyla yeniden giincelligini kazandi. Biiyiik Tiirk 
Ziyalisi Tiirk9ii entelektiielimiz Ak9ura Bey aydinlarimiza her zaman yeni ufuklar a9acaktir. 
Yazimizin ba§ligi Entelektiiel Tiirk9iiliik idi ve tarn manasiyla ilk Entelektiiel Tiirk9iimiiz de 
Ak9ura Bey'dir. Saygi ve rahmetle amyorum efendim... 








•^>^j/j'^.U^j 




Modernle§en diinyamizda a§k 



XII 



Giinliik avuntularimizin ardinda gune§in batmasi gibi en temiz duygularimizi da 
yitirebiliyoruz... Bu hafta size, a§k iizerine yazilmi§ pek sevdigim bir hikayeyi anlatmak 
istiyorum. Ve diliyomm ki modernle§menin bu paha bi9ilmez degeri nasil tahrif edebildigini 
gorebilelim. Wilde' nin hiiziinlu bir oykiisii vardir: "Eger ona kirmizi giiller gotiirecek 
olursam, benimle dans edecegine soz verdi..." diye yakimyordu kendi kendine gen9 
iiniversiteli. "Fakat benim bah9emde, tek bir kirmizi giil a9miyor ki..." Bunlari soylerken, i9i 
kan agliyordu. Biilbiil gen9 ogrencinin bu sozlerini me§e agacinm tepesindeki yuvasinda 
duydugu zaman, meraktan, agacin yapraklari arasindan ba§ini uzatarak, heyecanla devamini 
dinlemeye ba§ladi. 

"Biitiin bah9emde bir tanecik olsun kirmizi giil yok!" derken, sesi aga9larin arasinda 
uzanip gidiyor, yankilamyordu adeta. Bunlari soylerken giizel gozleri bir anda ya§larla 
doluverdi. 

"Ah, §u mutluluk denilen melanet §ey, ne de garip onemsiz ayrintilara bagliymi§ meger! 
Bilge insanlarin yazmi§ olduklari tiim eserlere a§inayim; felsefenin biitiin gizemlerini 
ogrendim ve sirlarina vakif biriyim, yine de, bilimin sundugu bilgilere ermi§ olmama ragmen, 
bir kirmizi giil nedeniyle peri§anlik ve mutsuzluktan siiriiniiyorum. Tek bir kirmizi giil, 
hayatimi cehenneme 9evirdi ! " 

Bu sozlerden sonra gozleri yeniden ya§larla doldu. 

"Nihayet, ger9ek a§ki tatmi§ birisi!" dedi biilbiil. "Onu heniiz tanimami§ olsam bile, 
geceler boyunca hep onu sayikladim. Her gece onun destamm yildizlara okudum. Ve §imdi 
kar§imda duruyor i§te! Sa9lari komiir kadar siyah, dudaklari da tutkusunun giilii kadar 
kipkirmizi. Ama 9ektigi aci yiiziinii fildi§i rengine dondiirmii§, kederi de alnina damgasim 
vurmu§." 

Ogrenci kendi kendisiyle fisilti halinde konu§maya devam etti: 

"Yarin ak§am prensin balosu var, benim sevdigim de orada olacak. A§ik oldugum giizele 
tek bir kirmizi giil gotiirecek olursam, benimle giin agarmcaya kadar dans edecek. Sevdigime 
tek bir kirmizi bir giil gotiirecek olursam, onu kollarimm arasma alabilecegim, ba§mi omzuma 
dayayacak ve eli de benim avucumun i9inde duracak gece boyunca... Ama bah9emde tek bir 
tane bile olsun kirmizi giil yok ki. Bu yiizden baloda ben yalmzliga mahkiim olacagim. 
Yapayalmz bir ko§ede oturacagim ve sevdigim beni gormezlikten gelecek. Beni hi9 
umursamadigmi gordiigiimde de, kalbim daha da kirilacak." 

Biilbiil, "Bu ger9ek anlamda a§ka tutulmu? birisi! A§kiyla yanip tutu§uyor!" dedi. "Benim 
§arkilarimda §akidiklarimi, o tiim benligiyle ya§iyor. Benim i9in sevin9 ifade eden her §ey, 
onun i9in acilar anlamma geliyor. Ger9ekten de a§k miithi§ bir §ey: En ala ziimriit ta§larmdan 
daha degerli bazen candan bile iistiin. En giizel inciler ve degerli ta§lar kar§iligmda bile satm 
almamaz bir §ey a§k. Herhangi bir pazaryerine gidip, iizerinde pazarlik yapmamz da miimkiin 
degil, 9iinkii a§k sati§a sunulmaz ki, o paha bi9ilmez bir §ey. A§k oyle degerli bir §ey ki, ne 
tacirler tarafmdan satilabilir, ne de en hassas terazide agirligi ol9iilebilir." 

Gen9 ogrenci sesli dii§iinmeye devam etti: 

"(^algicilar yerlerini almi§, telli sazlarmi 9aliyor olacaklar yarm ak§am. Benim sevdigim de 
harp ile kemamn tmilari arasmda dans ediyor olacak. Miizige uyup dans ettiginde, bir tiiy 
kadar hafif olacak. O kadar zarif ve giizel bir dans yapacak ki, ayaklari bile yere degmeyecek. 
Bunu goren yaki§ikli gen9 saray erkani, gosteri§li giysileri i9erisinde sevdigimin etrafmda 
dort donecekler. O sadece benimle dans edemeyecek. Zira benim kendisine sunabilecegim tek 
bir kirmizi giiliim yok!" 

Bunlari soyledikten sonra, gen9 ogrenci kendini yerden yere atti, yiiziinii elleriyle kapatip 
umutsuzca hiingiir hiingiir aglamaya ba§ladi. Gen9 ogrencinin yanindan, kuyrugu havada, 
tesadiifen hizla ge9mekte olan minnacik ye§il bir kertenkele sordu: 

"Nedenagliyorki?" 



XIII 



Bir giine? huzmesinin pe§i sira, kanatlan titreyerek izleyen bir kelebek, "Sahiden de niye 
agliyor?" diye soze katildi. 

Biilbiil, meraklanm giderdi: 

"O, bir kirmizi giil yiiziinden agliyor." 

Hepsi bir agizdan, "Bir kirmizi giil yiiziinden mi?" diye bagirdilar, hayretle; "Ama bu 90k 
giiliin9! ay, nekomik!" dediler. 

Alay etmeye pek egilimli olan minik kertenkele, hepsinden fazla giildii bu soylenene. 
Kertenkele yerde yuvarlanarak kahkahalar atiyordu. Ancak gen9 ogrencinin istirabini biilbiil 
anliyordu. Sessiz sedasiz me§e agacindaki yuvasinda oturup a§kin gizemini dii§iindii durdu... 
Sonra birdenbire kahverengi kanatlarim a9arak, U9maya ba§ladi. Ormanin i9inde patikalarin 
iizerinden bir golge gibi havalandi, Dolana dolana U9tuktan sonra bir bah9eye ula§ti. 
(^ayirligin tarn ortasinda, enfes bir giil fidani duruyordu. Fidan goriir gormez, biilbiil 
havalamp ona dogru U9tu. Giizelim giil fidanmm siirgiinlerinden birinin iizerine konuverdi. 
Bulbul; 

"Bana tek bir tane kirmizi giil veriniz" diye rica etti. "Ben de size bunun kar§iliginda en 
giizel, entatli nagmeleri okuyayim..." 

Fakat kii9iik fidan, olumsuz bir bi9imde ba§ini iki tarafa salladi. Biilbiile yanit olarak; 

"Benim giillerim beyazdir" dedi. "Tipki denizin dalgalarindaki kopiik ve daglarin 
tepelerindeki kardan bile beyazdir benim giillerim. Ama size bir oneride bulunayim. 
Karde§im §uradaki giine§ saatinin 9evresinde yeti§ti. §imdi saatin her tarafina tirmanmi§ 
durumda zaten. Karde§ime bir ugrayin. Olur ya, belki o size aradigimz §eyi verebilir." 

Boylece biilbiil, ya§li giine§ saatinin etrafinda kok salmi§ olan giil fidanmm yolunu tuttu. 
Ona da ayni ricada bulundu: 

"Liitfen bana tek bir kirmizi giiliiniizii bagi§layin" dedi. "Ben de bunun kar§iliginda sizin 
i9in en giizel, en tatli nagmelerimi okuyayim." 

Fakat bu fidan da ayni karde§i gibi, ba§ini olumsuz bir bi9imde iki yana salladi. Giilfidam; 

"Benim giillerim saridir" dedi, "Kehribar bir taht iistiinde oturan denizkizinm sa9lari kadar 
saridir giillerim... Ta ki 9ayir bi9me zamani gelip de orak9ilar onlari kesene kadar, tarlalarda 
a9an sari nergis 9i9eginden bile saridir benim giillerim... Yine de size bir oneride 
bulunabilirim. Benim karde§ime gidiniz. Kendisi ogrencilerin oturdugu evin penceresinin tam 
altinda yeti§ti. Belki de o size aradigimzi bulmamzda yardimci olabilir." 

Boylece biilbiil, ogrencilerin penceresinin dibinde yeti§en giil fidanma gitmek iizere 
havalandi. Biilbiil ona da ayni ricada bulundu. Adeta yalvararak; 

"Bana tek bir tane kirmizi giil veriniz" dedi, "Ben de kar§iliginda size en giizel, en tatli 
nagmelerimi okuyayim." 

Bu giilfidam da olumsuz bir §ekilde ba§ini iki yana salladi durdu, "Benim giillerim tam 
aradigimz renkte, kan kirmizisidir" dedi, "Tipki bir giivercinin ayaklari kadar, denizin 
derinliklerinde dalgalamp duran mercanlardan da kirmizidir benim giillerim. Lakin dondurucu 
ki§ damarlarimi kuruttu, tomurcuklarim da don yedi. Dahasi, firtina siirgiinlerimi kirdi. Bu 
yiizdendir ki bu yil hi9 giil veremeyecegim." 

Biilbiil bu sozleri duyunca artik dayanamadi: "Benim istedigim, tek bir tane kirmizi giil! 
Tek bir tanecik kirmizi giil! Benim bir tanecik kirmizi giilii elde edebilmem i9in yapabilecek 
hi9bir §ey yok mu? Ne olur soyleyiniz, bunun bir 9aresi yok mu?" 

Giilfidan, imali bir §ekilde, "Aslinda bir yolu olabilir..." dedi. "Fakat bu o kadar korkun9 
bir §ey ki, bunu soylemeye dilim varmiyor." Biilbiil; 

"Rica ediyorum sizden. Liitfen bunu bana soyleyiniz" diye yakardi. "Ben korkmam, ne 
olur!" 

Giilfidam, boyle bir durumda sirrini a9iklamaliydi: 

"Ger9ekten de kirmizi bir giilii bu kadar 90k istiyorsan, o zaman o kirmizi giilii ay i§iginda 
soyledigin nagmelerden kendin yaratacak ve kendi yiireginin kaniyla boyayacaksin. O gece 



XW 



boyunca, sadece benim i9in §arkilar soyleyecek ve bu esnada kalbini benim dikenlerimden 
birine dayayacaksin. Tiim gece boyunca §arkilarimi soylemek zomndasin, ta ki benim 
dikenim senin yiiregini delene kadar... Ondan sonra da senin ya§am giiciin ve kanin, benim 
damarlarimm i9erisine bo§alacak ve ebediyen benim olacak." Biilbiil; 

"Oliim, tek bir kirmizi giil ifin 90k yiiksek bir bedel" diye haykirdi. "Ya§am, her §eyden 
daha iistiin, en degerli §eydir oysa. Bir du§unun yemye§il ormanlarda oturup, gune§i tiim 
ha§metiyle gorebilmek, ayrica ayi nadide bir inci gibi seyretmek ne de ho§ §eylerdir. 
Akdikenlerin i9 bayiltici kokulari, vadilerdeki mavi 9an9i9egi ve kirda ve 9ayirda biten 
fundalar ne de giizel, ne de sevimlidirler... Ama a§k, ya§amdan da iistiin bir §eydir. 
Dolayisiyla, bir insamn kalbiyle kiyaslayacak olursak eger, bir ku§un yiireginin ne onemi 
olabilir ki?" 

Ve bu sozleri soyledikten sonra, biilbiil boz kanatlarmi iyice a9ip U9maya ba§ladi. Bir 
golge gibi, bah9enin iizerinde siiziildii durdu, sonra ormamn derinliklerine birakiverdi 
kendini. Gen9 ogrenci halen, biilbiiliin onu biraktigi §ekilde, 9imenlerin iizerinde uzanmi§ i9in 
i9in agliyordu. Giizel gozlerinde ya§lar dinmek bilmiyordu. Biilbiil, gen9 ogrenciye miijdeyi 
verdi: 

"Goziin aydm! tstedigin oldu! Bak, §imdi mutlu olmalism! (^ok kisa bir zamanda kirmizi 
giiliine kavu§acaksm. Ben onu ay i§igmda, kendi §arkilarimdan yaratacagim ve kendi 
kalbimin kanmm kizil rengine boyayarak ona hayat verecegim. Bunun kar§iligmda senden tek 
istedigim §ey, a§kma tiimiiyle sadik kalman olacaktir, zira ger9ek a§k, felsefeden de bilge, 
kudretten de miithi§ bir §eydir. Alev rengindedir a§km kanatlari, viicudu da alev rengindedir. 
Bal kadar tatlidir a§km dudaklari, nefesi kutsal §arap gibi kokar." 

Gen9 ogrenci otlarin iizerinde yattigi yerden ba§mi kaldirdi, biilbiile bakti ve dinledi. Fakat 
onun kendisine neler anlatmaya 9ali§tigmi anlayamiyordu bir tiirlii, 9iinkii o ancak 
kitaplarmda yazili olan §eyleri anlayabiliyordu. Ama me§e agaci 90k hiiziinlendi, zira o 
dallarmm arasma kendine kii9iik bir yuva yapmi§ olan bu minik biilbiiliin neler soylemeye 
9ali§tigmi anliyordu. Ve minik biilbiilii 90k, ama 90k seviyordu. Agir agir konu§arak; 

"Bana son bir §arki oku" diye yalvardi. Me§e agacmm sesi zor duyuluyordu. Fisildayarak, 
"(^iinkii sen buradan ayrildiktan sonra, ben pek yalniz kalacagim" dedi. Ve boylece biilbiil, 
can dostu me§e agaci i9in §akiyip, enfes nagmeler okudu. Biilbiiliin sesi, giimii§ bir testiden 
dokiilen berrak, piril piril, bir suyunki kadar tiz ve giizel di. Biilbiiliin soyledigi §arkilar, suyun 
safligi ve temizligi kadar ferahlatti me§e agacmm i9ini. Biilbiiliin §arkilari sona erdiginde, 
gen9 ogrenci yerinden dogruldu ve 9antasmdan bir defter ile bir kur§unkalem 9ikardi. Kendi 
kendine; 

"Dogrusu zevk sahibi biriymi§ bu biilbiil" dedi. Bu arada gen9 ogrenci, kendini toparlayip 
yava§ yava§ yola koyuldu. "Ayrica, §eklen de olsa, bir yetenegi oldugu inkar edilemez. Ama 
ger9ek anlamda icra ettigi sanata uygun duygulara da sahip midir acaba? Korkarim ki buna 
benim yanitim hayir olacaktir. Biiyiik olasilikla tipki o da diger sanatkarlar gibidir... Sirf 
gosteri§ ve i§in havasi. Ger9ek anlamda sanatkar ruhunun gerektirdigi duyarliliklardan yoksun 
biri oldugu kadar kesin. Her §eyden once samimiyet yok. Biiyiik ihtimalle, kendini bir ba§kasi 
i9in feda edemez boyleleri. Onun ya§aminin odak noktasi miiziktir, ba§ka hi9bir §ey 
dii§iinmez Tanri bilir, sanatkarlarin ne kadar bencil olduklarim diinya alem bilir. Yine de 
hakkini vermek lazim; sesinde bazi giizel tinilar da yok degildir hani. Fakat ne aciklidir ki, 
somut birtakim 9ikarlan olmadan, sanatkarlar bu giizel yeteneklerini icra etmenin anlami 
olmadigina inamrlar." 

Bu sozleri soyledikten sonra, gen9 ogrenci ormandan ayrildi ve odasina geri dondii. 
Kii9iik, tek ki§ilik yataginm iizerine uzandiginda da, a§k iizerine kafa yormaya koyuldu. Kisa 
bir siire sonra, yiin yatagi ve yorganmm sundugu sicaklik kar§isinda uykuya dalmi§, mi§il 
mi§il uyuyordu. Ay, gokyiiziinde goriindiigii vakit, biilbiil havalanip giil fidanina dogru U9tu. 
Minik gogsiinii, giil fidanmm dikenlerinden birisine dayayiverdi. Ve tiim gece boyunca, bu 



XV 



vaziyette nagmeler soyledi, §akidi adeta kendinden ge9ti. Panl paril parildayan ay ise, saf bir 
kristal tanesini andinrcasina gokyiiziinde biilbiilu dinledi ve gecenin karanliginda daha da bir 
buyiidii sanki. Biilbiil gece boyunca §akidi. Nagmeler okuduk9a, diken minik gogsiiniin daha 
da derinlerine saplamyordu. Cam, kam, gittik9e viicudundan 9ekiliyordu. Ilk soyledigi §arki, 
gen9 erkekle, giizel kizm kalbinde yeni ye§eren a§klan hakkmdaydi. Bu §arkiyi soyledi ginde, 
giil fidanmm list surgiiniinde, yaprak yaprak muhte§em bir giil a9ti. Her bir yaprak, bir ba§ka 
narin yapragm boy vermesine yol a9ti, aym bir nagmenin bir ba§ka muhte§em nagmeye yol 
a9masi gibi... Giil gonca verdi ginde, ilkin nehrin iizerindeki sis bulutlari kadar kire9 
rengindeydi, aym giin agarirkenki beyazlik, tipki sabah sessizliginin alacakaranligi kadar 
soluk ve U9uk bir giimii§T renkteydi. Giil fidammn en tepesinde a9an bu giil, tipki giimii§T bir 
ayna veya bulanik ve renklerden yoksun bir golge; gole vuran bir giiliin golgesi nasilsa, i§te 
oyleydi. Giil fidani, biilbiilden, kendisini dikenlerin iizerine daha fazla yaslamasmi, o minicik 
yiiregini daha da yaralamasmi istedi. 

"Minik yiiregini daha fazla bastirmalism minik biilbiil ! " diye seslendi ona. "Yoksayakmda 
giin agaracak, senin giiliin bitmeden, yeni bir giin dogmu§ olacak!" 

Ve boylece minik biilbiil gogsiinii dikene daha da siki yasladi ve bunu yaparken §akimasi 
kat be kat daha tiz hale geldi ve yiikseldi. Biilbiil, kadmlar ve erkekler arasmda var olan ruh 
aleminde, ihtirasm dogu§unu dile getiriyordu §arkilarmda. Ve sonra, giiliin yapraklari iizerine, 
zarafetle bezenmi§ birka9 damla kipkizil kan akitti. Giiliin yapraklari, tipki damadm, 
dudaklarmi ilk defa optiigiinde, taze bir gelininki kadar pembemsi bir renk aldi. Ama yine de 
diken heniiz biilbiiliin kalbine isabet etmemi§ti. Bu yiizden, giiliin kalbi halen bembeyazdi, 
zira giiliin yiiregini ancak ve ancak bir biilbiiliin yiireginin kam kirmizila§tirabilirdi. Me§e 
agaci, minik ku§u kendisini dikene daha fazla bastirmasi i9in uyardi: 

"Viicudunu daha siki yaslamalism, minik biilbiil!" diye haykiriyordu. "Daha fazla 
bastirmalism, yoksa giil bitmeden, giin dogacak..." Bunun iizerine, biilbiil gogsiinii daha da 
fazla dayadi dikene. Giil fidanmm dikeni, kalbine saplanmi§ti nihayet; biilbiiliin tiim bedeni, 
saplanan ani bir aciyla sarsihverdi. Bir anda duydugu biiyiik aciyi tammlamak olanaksizdi. 
Yamyordu sanki, oyle biiyiik bir aciydi ki bu duydugu... Artik §arkisi daha bir acili, daha bir 
vah§i geliyordu kulaga sanki, zira §imdi mezarda bile olsa olmeyecek olan, ebediyen 
ya§ayacak olan a§ktan ilham aliyordu §arkilannda. Oyle bir a§kin nagmelerini okuyordu ki, bu 
a§k ancak oliimle a9iklanabilirdi... Sonu9ta oyle giizel, oylesine muhte§em bir giil olu§tu ki, 
cennet bah9esinin bir giiliiydii adeta; yapraklari sanki morla bezenmi§, kalbi ise yakut rengine 
biiriinmii§tii. Lakin biilbiiliin sesi gittik9e zayifliyordu, artik §akimasi pek duyulmuyordu bile. 
Kii9iik kanatlari agir agir titremeye ba§ladi, gozlerine oliimiin ince perdesi indi. §arkilan git 
gide soldu, soldu ve sonunda durdu, biilbiiliin bogazinda bir §eyler diigiimlenir gibi oldu. Son 
bir defa co§kulu bir §akimadan sonra, bu en son §arkisi ebediyen sona erdi. Bu son §arkisini 
gokyiiziindeki giimii§T ay duydu, fakat kisa bir siire sonra unutup gokyiiziinde oyalanmaya 
devam etti. Bu son §arkiyi, kirmizi giil de duymu§tu. O da bir an i9in iirperdi, ama sonra 
yapraklarim serin sabah esintisine dogru a9arak, sereserpe keyfine bakmaya koyuldu. Yanki 
ta daglardaki karanhk magaralara kadar ula§ti ve uyuyan herkesi riiyalar aleminden uyandirdi. 
Denizlerin iizerinde bile yankilandi durdu ve akan sular, bu haberi uzak diyarlara gotiirdii. 
Giilfidam; 

"Goriiyor musunuz olanlari?" diye sordu heyecanla. "Artik giil, muradina erdi!" Ama ne 
yazik ki, biilbiil artik yanit veremiyordu, zira kalbine saplanan diken ile minik bedeni otlarin 
arasina dii§mii§, cansiz yatiyordu. Ogleye dogru gen9 ogrenci penceresini aralayarak, di§ariya 
bir goz atti. Gordiigii manzara kar§isinda, pek de sevin9liydi dogrusu. i9inden giiliip oynamak 
geliyordu. 

"Bu ne biiyiik §ans ve de ne biiyiik bir rastlanti!" dedi sevin9le. Bayram eder bir hali vardi. 
"§u hale bakiniz, bir kirmizi giil i§te! Bugiine kadar, hayatimda boylesine giizel bir kirmizi 



XVI 



giil gormedim dogrusu! Bu tarn anlamiyla muhte§em! §undan eminim ki bu giiliin pek de 
uzun, hecelenmesi gu9, Latince bilimsel bir ismi de vardir mutlaka!" 

Bu sozlerden sonra yere dogm uzanip giizel kirmizi giilii kopariverdi. Sonra da §apkasini 
ba§ina gevirerek, elinde giizelim kirmizi giil ile birlikte ko§a ko§a profesoriin evinin yolunu 
tuttu. Profesoriin kizi, evlerinin kapisinm e§iginde oturmu§ mavi ipekten bir yumagi sarmakla 
me§guldii. Ailenin siis kopegi, gen9 kizin dizinin dibinde oturmu§ uyukluyordu. Gen9 
ogrenci; 

"Size bir kirmizi giil getirecek olursam, benimle dans edeceginize soz vermi§tiniz" dedi. 
"i§te, size diinyanin en giizel kirmizi giiliinii sunuyorum ben de. Bu ak§amki baloda, bu giizel 
kirmizi giilii kalbinizin iizerine takacak olursamz eger, biz ikimiz dans ettigimizde, size sizi 
ne kadar 90k sevdigimi anlatabilir bu kirmizi giil" dedi. Ne var ki gen9 kiz dudak biiktii: 

"Korkarim ki bu geceki baloda giymeyi dii§iindiigiim kiyafete pek uygun degil" dedi. 
"Dahasi saray dani§maninin yegeni, bana ger9ek miicevherler hediye etmi§ bulunuyor. Daha 
bugiin gondermi§. Herkesin bildigi bir §eydir bu: Miicevherler, en giizel 9i9eklerden daha 
degerlidirler. Bunu herkes gibi sizin de bildiginize eminim!" 

Gen9 ogrenci hiddetli bir §ekilde, "Ger9ekten de siz 90k nankormii§siiniiz!" diyerek, giizel 
kirmizi giilii sokaga firlativerdi. Giizelim kirmizi giil, orada hendege dii§tii ve iizerinden bir 
atli arabamn tekerlegi ge9ti. Gen9 kiz fena halde kizmi§ti: 

"Nankor ha?" dedi, "Ben size bir §ey soyleyeyim mi? Siz son derece kaba saba birisiniz. 
Ayrica, siz kim oluyorsunuz da beni ele§tiriyorsunuz? Alt tarafi bir ogrenci miisveddesi! §una 
hi9 §iiphem yok ki, sizin ayagmizdakinde ba§dani§manm yegeninin 9izmesinde oldugu gibi 
giimii§ toka dahi yoktur!" Bu son sozleri soyledikten sonra, sinirli bir bi9imde, eve girip 
kapiyi gen9 ogrencinin yiiziine kapatti. Gen9 iiniversiteli ogrenci, sevdiginin evinden 
uzakla§irken; 

"A§k ne de manasiz, ne de aptal bir §eymi§!" diye soylenip durdu. "Mantigm yarisi kadar 
bile olsun, hi9bir §eye yarari yok dogrusu. Ne de olsa a§k, herhangi bir §eyi ispatlamiyor. 
Dahasi, a§k hi9bir zaman ger9ekle§mesi miimkiin olmayan, ger9ek di§i §eylerden soz ediyor. 
Ger9ekten de a§k, hi9 de mantikli bir §ey degil dogrusu. tnsani ger9ek olmayan §eylere 
inanmaya zorluyor. Oysa ya§adigimiz 9agda, mantik ve somut olan ge9erlidir... Bir 
dii§iincenin i§e yarar olmasi, her §eyin ba§idir bu devirde ne de olsa. Bu nedenden dolayi 
kendimi tekrar felsefe ogrenimine adamaya ve metafizik iizerine yogunla§maya karar 
verdim." (O.Wilde) 

Bu uzun hikayeden anlayabildigimiz modernle§me, kendisini materyal olarak a9imliyor ve 
kurguluyor. Sonu9ta ise en dogal metafizik yonlerimizden olan a§k bile maddiyata kurban 
olarak sunulabiliyor. Her ne kadar Wilde, kahramam ogrencisini felsefeye yonelterek kurtulu? 
arasa da, en nihayetinde bu 90ziim degildir, belki sorunun kendisidir. Benligin (aklin mi 
demeliydim?) kayboldugu yerde ba§lar a§k ve sizi de kendisine dahil edene kadar siirer. 

Yazimin sonunda §unu soylemek istiyorum: Hayatin giizelligi olan duygulanmizi madde 
ile kirletmeyelim efendim. . . 




XVII 



>/ _ 








XVIII 



- I 



^ "I 










• 'J ky> f .-J/J ^'u} f^ci>^'' >l'^^i^'^ *t 
1^ 



XIX 






SJ 




■^ "^ -rf- — _ — . 




'i'^^'y 



•'Ji'L^ 



XX 



Eski Tiirk dini iizerine birka? soz... 

Abdiilkadir tnan'a gore Eski Tiirkler, "§uphesiz §amanist idiler." Bahattin Ogel ise bu 
inanca "Goktanri Dini" diyordu. Bu kanaate hemen ve kesin olarak varmanin dogru oldugunu 
pek zannetmiyomm. Genel bilimsel literatiirun di§ina 9ikabilirim endi§esiyle §arkiyat9ilarin 
baglaminda sozler etmemiz yerine Prototiirk inani§ ve ritiiellerine daha kapsamli bakmamiz 
gerekiyor. Jan Paul Reux, bunun net bir §ekilde ortaya konulamayacagini soyliiyor.. Yani 
oryantalistlerce de eski Tiirk dini §amanizm idi. §amanlik veya kamlik inanci, kamusal bir 
vazifedir. Omegin Hiristiyanlikta papazlar var. Biz bu dine papazlik dini diyebilir miyiz? 
Kamlik orgiitlenmesinin ash Haniflik inancidir. Bu ise bir9ok Altay, Hakas, Tuva, Yakut 
(Sibirya Tiirkleri) vb. etnisitelerin kadim destanlarinda delillendirilebilir. Eski Tiirk dininin 
inan9 esaslarim tarn manasiyla a9iklamak i9in yeterince kaynagin olduguna inamyorum. 

"§amanizm: tlkel kavimlerde, goriilen, ruhlarla insanlar arasinda aracilik yaptigi ve 
hastalari iyile§tirme giiciine sahip oldugu kabul edilen §amanlar 9evresinde yogunla§an inan9 
sistemi. 

§aman, biiyiicii ve sihirbaz anlamlarina gelir. §aman kelimesinin kaynagi hususunda farkli 
gorii§ler vardir. Kelimenin aslen Man9uca ya da Mogolca oldugunu soyleyenler bulundugu 
gibi, Sanskrit9e'den geldigini de kabul edenler vardir. Tiirk kavimleri §amanlara genellikle 
Kam demektedirler. Kalmuklar erkek §amanlara Bo, Boge; Kirgiz-Kazaklar ise Bak§i, Baksi 
derler. 

On ii9iincii yiizyilda Avrupali gezginlerin Man9u-Tunguz halklarindan duyduklari §aman 
kelimesi daha sonra Sibirya sihirbazlarina verilen bir isim olarak yayginla§mi§tir. §amanizm 
ise, genellikle Sibirya kavimlerinin dini inan9lanni ve bu inan9lara bagli olarak dim 
merasimlerini ifade eden bir terim olup 'Kuzey Asya halklari arasinda yaygin olan §aman 
kelimesi etrafinda kurulan, 90gunlukla dim karaktere sahip inan9lari ve birtakim faaliyetleri 
ifade i9in kullamhr' denmi§tir. 

§aman, anlami bakimindan 'biiyiicii rahip' demektir. Bu bakimdan §amanizmin bir din 
olmadigi ileri siiriilmii§tiir. (^iinkii §amanizmde en geni§ 9er9evesiyle bir dinde bulunmasi 
gereken din kurucusu, kutsal kitap veya kitaplari, inan9 esaslari, ibadetleri ve cemaat gibi net 
ozellikleri yoktur. Onun i9in §amanizm, bir 9e§it sihirbazhk ve biiyiiciiliik §eklinde, yaygin 
bir tarzda ortaya 9ikan ve pek 90k yerde goriilen sihii bir olay olarak goriilmek de 
istenmi§tir." (N. TAYLAN) 

Giiniimiiz sozliiklerine gore; (ozellikle kuzey ve Orta Asya'da Tiirkler arasinda yaygin 
olan §amanizm, Batihlarca onceleri bir din olarak yorumlanmi§sa da, bugiin, inisiyasyon 
i9eren bir 'ekstaz' ve trans teknigi olarak kabul edilmektedir. §amanin davul ve dans 
unsurlariyla ger9ekle§en transinda 'posesyon' soz konusu degildir. Trans halindeki §amanin 
hi9bir hal ve hareketi idrak ve iradesi di§inda degildir. §amanin transi, kendi ba§ina yaptigi bir 
§uur deneyimidir. Bununla birlikte §aman, gerektiginde bir ruh ile -posede olmadan- baglanti 
kurabilmektedir. §amana gore ii9 alem vardir: Alt alem, orta alem ve iist alem. Alt alem; 
hayvan, bitki ve ta§lari ilgilendirir. Biz orta alemde ya§amaktayiz. U9iincii alem ise §amanin 
ruhsal rehberlerinin yol gostericiligiyle yolculuk yaptigi tanrisal alemdir.) 

"Kirgizlarin eskiden §amanizme inandiklarim bilim adamlarinm 90gu belirtmi§ti. Ornegin, 
9e§itli dillerdeki kaynaklari inceleyen, akademik V. Bartold, 'Kirgizlar hi9 ku§kusuz 
§amanizme inanan insanlardi' diye belirtmi§tir. Benzeri dii§iinceleri bilim adamlari A. N. 
Bem§tam ve S. V. Kiselev de tekrarlamaktadirlar. Unlii bilim adami A. D. Gra9, Saglin 
vadisinden Kirgizlara ge9en Tibet, §aman kelimelerinin yazili kaynaklarinm bulunmamasi 
Kirgizlarin eski dini inan9lari hakkinda yapilan ilmi dii§iinceleri daha da geni§letti. Tibet 
bilimcisi M. t. Borobeva-Destatovskaya'nm fikrine gore, bu bulunan metinler Tibet'te geni§ 
olarak yayginla§an kotii cinleri korkutarak kovalama inancinm Kirgizlar tarafindan da 
bilindigini a9ik9a kamtlamaktadir. 



XXI 



§amanizm (Bak§ilik) Kirgizlarda sonraki asirlarda da tslam'a kari§madan korunmu§tu. Bu 
konu hakkinda Gardizi'nin (XL YY.), Marvazi'nin (XII. YY) 9ali§malari da dikkat 
9ekmektedir. Orta 9aglarda Ene-say (Ana-Say/Yenisey) Kirgizlardaki §amanizm'in 
uygulanmasi hakkindaki bilgiler Prof. U. S. Hudyav'in 9ali§malarinda a9ik9a gosterilmi§tir. 
Bugiinkii Kirgiz Bak^isi'mn gorevini bir makalede kisaca anlatmak kolay degildir. Ilk olarak, 
bak§i Allah'tan iyilik ve sagligi istemektedir ve mutsuzlara mutluluk, hastalara §ifa bulmaya 
9ali§maktadir. Bak§i'nin gorevine: hastaligin sebebini tespit etme, insanlari gelecekte nelerin 
bekledigini onceden haber verme, kaybolan insanlann, hayvanlarin ve e§yalarin nerede 
oldugunu melekler vasitasiyla tespit etme meseleleri girmektedir." (S.Mamitov) 

Bengisu yazitlarinda ge9en koktengri sozlerinin manasim etimolojik olarak ele aldigimizda 
kok=mavi (renk), tengri=gokyuzu §eklindedir. Tiirklerin Tanrilari ULGEN, UMAY ANA 
yahut da YERLIK'tir. Aslinda kutsal kaynaktan beslenen atalarimizin biraz tozlar altinda 
kalan ilahi men§eini yansitir. Eski Tiirkler bence "§uphesiz" §amanist degillerdi.. S. Mamitov 
'ca Tarih9i S. tlyasov "1942 yilinda 84 ya§indaki Bak§i §ermat Orusov ile kar§ila§ip onun 
diinya ve kainat hakkindaki anlayi§larini §oyle belirtmi§ti: 

"§ermat'in dedigine gore, kainatta Allah (Hiida) vardir. O'na canli, cansiz her §ey itaat 
etmektedir. Allah'tan ba§ka basit, insanlann gozlerine goriinmeyen, iyi ve kotii ruhlar da 
vardir. Kotiileri, 'cinler', 'devler', '§eytan' ve 'karabasanlar'dir. Onlar insanlara kotuliik ve 
hastaliklan getirir. tyilik melekleri ise, tersine insana yardim eder ve onlann yardimi ile 
Bak§i; kotii melekler, karabasanlar ile sava§ir." 

Bundan ba§ka da Hakas Tiirklerinin bir9ok destanlarinda Nuh tufani, ya da benzer kissalar 
benzer §ekilde anlatilmaktadir. Arkeolojik materyaller de iyice tetkik edildiginde, bu temiz 
inani§ kiiltiimuz daha net ortaya 9ikacaktir. Yeter ki oryantalist baki§in dayanilmaz 
cazibesinden kurtulahm. Bu hususu, Tiirk boylari arasindan derlenmi§ olan tufan, yaratili§ ve 
kiyametle ilgili bir9ok mitolojik metinlerde giizel bir §ekilde gormekteyiz. 








XXII 



\- 




* ---■ - y 



^^^9j*J 






7/ (^'^r<\ % 



\ 



W^^ 



f^J^ 



y 



X 



L>^^WW 



XXIII 



'Ben masali olan bir adamdim...' 

"Bu siikut benim dikkatimdir", diyordu kedisini seven Ahmet Hamdi Bey... Bazen 
golcyiiziine baktigimda gordiigum yiiz, ger9ek olmayacak kadar giizel giinlerin ozlemini 
siyah-beyaz bir filmi izliyormu§9asina hayal tuvalime yansitiyor. . . Ve 90gunlukla 
sustugumda masalimi anlatmaya ba§liyorum... Sabahin erken saatlerinde, daha giine? bile 
dogmadan, 9ig damlalari niliifer 9i9eklerinin iizerinde siizulmeye ba§lardi. (^ig damlalan 
gozya§i olduk9a, daha da parlakla§iyorlardi. Sonra bir an duruyorum ve yine suskunlugun 
sulanna gomiiluyorum. Bir masal i9inden ba§ka bir masal diyarina dahyorum... Om mani 
padme hum... 

Rivayet olunur ki, ku§larm hiikiimdari olan Simurg Anka, bilgi agacmm dallarmda ya§ar 
ve her §eyi bilirmi§. Ku§lar, Simurg'a inanir ve onun kendilerini kurtaracagmi du§unurlermi§. 
Ku§lar diinyasmda her §ey ters gittik9e, onlar da Simurg'u bekler dururlarmi§. Ne var ki, 
Simurg ortada gorunmedik9e ku§kulanir olmu§lar ve sonunda umudu kesmi§ler. 

Derken, bir giin uzak bir iilkeden bir ku§ suriisii, Simurg'un kanadmdan bir telek bulmu§. 
Simurg'un var oldugunu anlayan diinyadaki tiim ku§lar toplanmi§lar ve hep birlikte Simurg 
'un huzuruna gidip yardim istemeye karar vermi§ler. Ancak, Simurg'un yuvasi, etekleri 
bulutlann iizerinde olan Kafdagi'nm tepesindeymi§. Oraya varmak i9in yedi dipsiz vadiyi 
a§mak gerekiyormu§. Ku§lar hep birlikte goge dogru U9maya ba§lami§lar. Yorulanlar ve 
du§enler olmu§. Once, biilbiil geri donmu§, giile olan a§kmi hatirlayip; papagan, o giizelim 
tiiylerini bahane etmi§ -oysa tiiyleri yiiziinden kafese kapatilirmi§-, kartal yiikseklerdeki 
kralligmi birakamami§, bayku§ yikmtilarmi ozlemi§, balik9il ku§ batakligmi... 

Yedi vadi iizerinde U9tuk9a sayilari an be an azaliyormu§. Altmci vadi "§a§kmlik" 
yedincisi ise "yok olu§" vadisi imi§. Kafdagi'na vardiklarmda geriye otuz ku§ kalmi§. Simurg 
'un yuvasmi bulunca ogrenmi§ler ki, Simurg Anka otuz ku§ demekmi§ Onlarm hepsi de 
Simurg'mu§. Herbiri de Simurg'mu§. Benim Simurg'um dikkatimdir. 

Herkesin bir riiyasi vardir demi§tim. Demi§tim ki ge9mi§ bir yazimda, masalmizi 90k 
onceden melekler yazmi§tir a§km riiyasmda. Hayat da degil mi ki anlayamadigimiz bir 
masaldan ibaret. . . Yillar onceydi masal §ehri olan Tiirkistan'a uzun ve yorucu bir yolculuktan 
sonra gelmi§tim. i§te o an Simurg; Tiirkistan'a Ahmet Yesevi Ocagi'na gel en demekmi§. 
Simurg bir amaci dileyen goniil birligiymi§. Yesevi Baba'nm Hikmetleri'ni dinlerken olu§tu 
benim masalim. Kimileyin matemli gozlerle baktigim oldu Kesene'nin ayetlerden olu§mu§ 
duvarlarma. "Sabir" diyordu "ogul olgunla§tinr insani"... Ve daha anlatamadigim ki bazen 
kendimin dahi anlamadigi bir9ok duygu... Yazimi bitirirken bana ve benim gibi bir9ok 
ogrenciye bu deneyimin firsatmi veren Miitevelli Heyet Ba§kanimiz Saym Namik Kemal 
Zeybek'e bir kez daha te§ekkiir etmek istiyorum. . . 




<^' 



XXIV 



Ge?mi§e ait sesler 

Sevimli §air Asaf Halet (^elebi, Tiirk edebiyatinm unutulan degerli bir miicevheri gibidir. 
Yukandaki tiimce her aklima geldiginde niyeyse du§unce diinyam bu munewerimize 
oykiiniir. Asaf Efendi, deyi§in tarn manasi ile bir 9elebidir. Yazdigi arkaik §iirleri vasitasiyla 
ge9mi§e ait sesleri, nagmeleri kalbimize ve ruhumuza iletir. Dar satirli bilgilere gore 27 
Aralik 1907'de Istanbul' da dogan Asaf Halet Bey, Dahiliye Nezareti §ifre Kalemi Mudiirii 
Mehmet Salt Halet Bey'in ogludur. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra 
babasindan Fransizca ve Fars9a, Mevlevi §eyhi Ahmet Remzi Dede (Akyiirek) ile Rauf Yekta 
Bey'den musiki ve nota dersleri aldi. §iirindeki musikinin temeli de sanirim bu derslerdir. 
Kisa bir siire kaldigi Fransa'dan donu§unde 119 yil Sanayi-i Nefise'de okudu; ogrenimini 
Adliye Meslek Mektebi'nde tamamladi. Uskiidar Asliye Ceza Mahkemesi'nde zabit katipligi, 
Osmanli Bankasi ve Devlet Deniz Yollari'nda memurluk yapan (^elebi, son olarak Edebiyat 
Fakiiltesi Felsefe Boliimu'nde kitaplik memuruydu. 

Gen9liginde gazeller ve rubailer yazan Asaf Halet, daha sonra arkaik §iir anlayi§ini 
benimseyerek 1937'den itibaren Ses, Kiilliik, Hamle, Sokak, Uyani§-Servet-i Fiinun, Tiirk 
Sanati dergileri ile Giin gazetesinde §iirlerini yayimladi. Istanbul dergisinde yayimladigi 
"Benim Goziimle §iir Davasi" (Temmuz-Aralik 1954) adli alti makalede poetikasim a9ikladi. 
"Hirsiz", "Trilobif ve "Ciineyd" adli §iirlerinin Fransizca 9evirileriyle birlikte 45 §iirinin 
bulundugu He'nin (1942) ardindan ayni 9izgide on §iirin yer aldigi Lamelifi (1945) 
yayimladi. Biitiin §iirlerinin toplandigi Om Mani Padme Hum (1953) ki en 90k sevdigim 
kitabi budur ve o giine gore sade bir Tiirk9eyle yazilmi§tir, (^elebi'nin i9rek ve gizemci §iirini 
biitiiniiyle gozler oniine serer. Ses, imge, anlam ve dii§iince olarak kiiltiirlerarasi ve 
metinlerarasi bir nitelik ta§iyan §iirleriyle Asaf Halet, Tiirk §iirinde "mistik gelenek9i" tavrin 
temsilcisi oldu. 

Asaf Halet'in inceleme-ara§tirma tiiriindeki diger kitaplari ise §unlar: Mevlana (1939), 
Mevlana'nm Rubaileri (1943), Molla Cami (1940), Pali Metinlerine Gore: Gotama Buddha 
(1946), Divan §iirinde Istanbul (1953), Naima (1953), Omer Hayyam (1954) ve Mevlana ve 
Mevlevilik(1957). 

isterseniz §airimizin sesine kulak verelim, eminim sizler de §iirdeki tasawufi derinligi 
goreceksiniz.... 

CUNEYD 

bakanlar bana 
govdemi goriirler 
ben ba§ka yerdeyim 

gomenler beni 
govdemi gomerler 
ben ba§ka yerdeyim 

a9 ciibbeni ciineyd 
ne goriiyorsun 
goriinmeyeni 

ciineyd nerede 
ciineyd ne oldu 
Sana bana olan 



XXV 



ona da oldu 

kendi ciibbesi altinda 
ciineyd yok oldu. 

Sevimli §airimiz Dogu ve Bati kiilturlerini harmamyla, mistik bir duyarlilikla birle§tiren, 
somut malzemeyle soyut bir alem yaratma 9abasi i9inde, sezgiye dayali, Tiirk masal ve 
tekerleme dilinden yararlanarak soyut §iirin onciisii ilgin9 §iirler yazdi. Herkesin bir riiyasi 
vardir. Ve otelere olan ozlemin sesi nasil yankilamyor kulaklarimizda. . . . "RUYALAR / Her 
giin / kan§ik riiyalar goriiriim / sincabi uykularda / hayaller belirir / kaybolur / Aynalar 
goriiriim / aynalarda riiyalar / biitiin bah9eleri / ku§lariyla / silinir / Yiizler goriiniir / yiizlerde 
gozler / yanip soner / hepsi bana bakar / bir §eyler konu§ur / Uyamkligimi ayiramiyorum / 
uykulardan / kan§ik riiyalar i9indeyim / omriimiin uykusunda / Aynalardan beni 9agiran kiz / 
bir daha goriindii / i§aret ediyor / bitir riiyalarim da gel / diyor/ en son gordiigiin yiiz / benim 
olsun / en son benim uykumda uyu / Riiyalarin sonu geliyor galiba / uyanilmaz uykulara 
dalmak istiyorum." A. H. Q. 

Haldun Taner onu §u sozlerle anlatir: "Yakasina 9i9ek takip kokiinii mendil cebine 
yerle§tirdigi kii9iik bir §i§enin suyu ile beslemesi, kocaman bir giilsiiz gezmeyen Oscar Wilde 
'in dandligini ammsatiyordu. Asaf Halet, boylece ciddiye alinmaktan 90k, insani bohem 
renkliligi ile giiliimseten bir 9agri§im oluyordu." 

Asaf Bey ismini dahi unuttugunu soyliiyor, O boyle soylese de, biz sevimli §airimizin 
ge9mi§in tatli nagmelerine dolanmi§ hiiziinlii sesini unutmamaliyiz. 

"adimi unuttum 

adi olmayan yerlerde 
ne in 

ne cin 

ne beni adem 

zamanlar i9inde 
ku§lar u9uyor 
kervanlar ge9iyor 

bir igne deliginden 

9ar§ilar kuruluyor 
saraylari oyuncak 

insanlari karmca §ehirler 
zamanlari gordiin mii 

bir igne deliginden 

adimi unuttum 

adi olmayan yerlerde 
ge9ip gidenlere bakarak" 

Yiizyilimiz Tiirk §iirinin biiyiik iistadi, "sentetik sesi" Asaf Halet (^elebi'nin oliimiiniin 40. 
yilmda, bulunabilmi§ biitiin §iirleri ilk kez bir arada. Ustelik notlarla ve Seyhan Eroz9elik 
imzali "Son Vezir Asaf in §iir Diinyasmda Nedircikler" ba§likli "§erh" denemesiyle birlikte. 
Eroz9elik diyor ki: 

"Asaf Halet (^elebi", §iir diigiimiinii dort irmakla ormii§: Uzakdogu gizemciligi, tasawuf, 
kutsal kitaplar ve 90cuklugundan miras kalan sisli diinyanm kalmtilari. Ilk baki§ta bir araya 



XXVI 



gelmesi tuhaf goziikebilecek bu irmaklar, bu gergekten 9elebi insanin yarattigi §iir 
diinyasinda, hi9 de igreti durmadan, handiyse ayni yataktan akacak kertede yakinla§mi§lar... 
Bu hiizunlu sesimizi unutmayalim efendim... 







y-^^sCrf. 






U' 



XXVII 



Sir Derya kiyilannda 'Omiir Yolu' minyatiirleri... 

Omrunii, tipki eski minyatiirlerdeki gibi aslanlarin, parslarin kar§isinda miicadelesine 
adayanlar vardir..."Soyu Harzemlere kadar uzanan, fakat Tiirk medeniyetinin uzun 
suskunlugu ge9ip, ardindan Rus esaretine du§en bugiinkii Kazakistan topraklari i9inde 
bulunan Akmescit'ten 9ikip, uzun ve me§akkatli Tiirkistan davasim omuzlayip, o dava ile 
olen Mustafa (^okay Bey'in siyasi ve §ahsi hayati da, belki pek az faniye nasip olacak 90k 
geni§ ve ilgin9 bir entelektiiel muhite sahip olmasi da, o kadar dikkate §ayandir." (D.F.F) Ve 
deniz gibi uzanmi§ mazisiyle amlmaya degerdir. . . 

Tiirkistan milli miicadelesi i9in yola 9iktiktan kisa bir siire sonra, i9inde ya§adigi zamanin 
ve gelecek zamanlara damgasim vurmakla iinlii Kazan Tiirk'ii Sultan Galiyev'le birlikte ilk 
olarak Tiirk birlik9i "Tiirkistan Birle§tigi" (Tiirkistan Birligi) adli te§kilati kurduktan sonra 
tipki Sultan Galiyev gibi mazlum Miisliiman milletler ba§ta olmak iizere, Kafkas halklarinin 
tamami Giirciiler, Osetinler, Kabardinler, Polonyalilar ve Ukraynalilarin olene kadar tek 
miidafii olur. 7 Ocak 2005, 20 yil Avrupa'da siirgiinde ya§ayan Kazak Tiirkii Mustafa (^okay 
'in (1890-1941) dogumunun 116'inci yildoniimii. 20. yiizyil Orta Asya tarihine damga vuran 
Mustafa (^okay, diinyada, Tiirkistan Milli Kurtulu§ Hareketi'nin lideri, Stalin propagandasina 
kar§i gii9lii bir diren9 olu§turmayi ba§aran, deneyimli bir siyaset9i olarak biliniyor. Onun 
eserleri. Rati tarihinin yazilimina katki saglami§tir. Okuyucular §imdi dahi bu eserleri okurken 
yazarin ge9mi§ine olan sevgisini hissediyor. 

Ahmet Temir'inde belirttigi gibi: Muhacerette miicadeleye devam edenlerin Tiirkistan 
kolunun biiyiik onderi Mustafa (^okayoglu'nun siyasi mirasina yakin 9ali§ma arkada§lari olan 
Dr. Abdulvahap Oktay ile Prof Dr. Tahir (^agatay sahip 9ikarak ideallerinin takip9isi oldular. 
(^agatay, Sovyet ne§riyatinda kendileri ve idealleri hakkinda yapilan su9lamalan yazili 
basinda cevaplamak yerine, degi§ik zaman araliklari ile 9ikardigi risalelerle kar§ilamak 
yolunu se9ti. Tiirkistan Milli Birlik Komitesi'nin Ba§kani Veli Kayyum Han ve yardimcisi 
Dr. Baymirza Hayit hakkinda da Sovyet basinmda agir su9lamalar yapildi. Siyasi faaliyeti 
yaninda ilmi 9ali§malan ile Tiirkistan'in Sovyet donemi ve oncesi tarihinin ara§tirilmasinda 
biiyiik emegi bulunan Hayit aleyhinde Sovyetlerde yapilan ne§riyatin toplami 13.613 sayfa 
tutmaktadir. 

"Egitim alanmda Ismail Gaspirali'nm ba§lattigi cedidizm akiminm takip9isi olan ^okay, 
siyasi alanda Tiirk9iiliigiin entelektiiel savunucularindandir. Orta Asya' da Kazak, Kirgiz, 
Tiirkmen ve Ozbek halklarim ortak bir 9ati altinda birle§tirecek olan Tiirkistan Devleti'ni 
kurmaktan yanadir. Orta Asya Tiirk halklarinin Kazakistan, Kirgizistan, Ozbekistan ve 
Tiirkmenistan gibi boliinmesini uygun bulmaz. Bunu Sovyet yonetiminin 'bol, par9ala, yonet' 
stratejisi olarak goriir. Bundan dolayi (^okay, Sovyetler'e kar§i miicadelesini Tiirk halklarim 
bagimsizligina kavu§turmak ve onlari bir siyasi te§ekkiil altinda birle§tirmek temelinde 
yiiriittii. Abdulvahab Kara'nm Tiirkistan Ate§i adli eseri, hayati, fikirleri ve siyasi 
faaliyetleriyle orijinal bir tarihi §ahsiyet olan Mustafa (^okay'i 9e§itli yonleriyle ortaya 
koymaktadir. Ayrica (^okay'in §ahsinda vatanim esaretten kurtarip bagimsizligina 
kavu§turmak isteyen ve bunun i9in biitiin entelektiiel birikiminin simrlarim zorlayan bir 
aydinin neler yapabilecegini gormek miimkiindiir. Bu yoniiyle eser sadece Orta Asya tarihi ile 
ilgilenenler i9in degil, her kesimden okuyucu i9in ilgin9 gelebilir."(G. (^andarlioglu) 

Sir Derya kiyilannda yeti§en bu miinewerimiz omiir yolunu Tiirkistan'in kayip giden 
zamanmm izinde karde§lerimizin kurtulu§una vakfetmi§tir. §iiphesiz steplerde sert riizgarlarin 
estigi bir vakitte insanlar estetik kaygilari dogrultusunda kimi hatiralarim minyatiirler §eklinde 
90k 9e§itli objelere i§lemi§lerdir. Otrar'da dola§irken bir tepecigin iizerinde buldugum tabagin 
iizerinde, aslanlar tarafindan ku§atilmi§ belli belirsiz bir insan minyatiirii vardi. Eski ku§ak 
atalarimizin ifadesinde gizliydi bu minyatiiriin hikayesi. Niyeyse bu minyatiire bakarken 
Mustafa (^OKAY Bey'in 9ileli hayati iizerine dii§iiniiyorum. Demek ki diyordum, me§akkatli 



XXVIII 



Tiirkistan Davasi §artlann zorluguna ragmen yolculugunu siirdiiruyor. Ve ebedi ge9mi§ten 
sonsuz gelecege "Tiirkistan Ate§i" (^okay gibi yildizla§arak ya§iyor efendim. . . 

Mehmet Siyahkalem'den bir Demon 




XXIX 










XXX 



isyan ahlakinm peygamberi solugu 

"Buyiik mezarlarin iistunde, biiyiik vatanlar vardir. Biiyiik oliileri olmayan milletler ebedi 
olamazlar. . . " 
Nurettin Top9u... 

Tiirk entelijansiyasinin i§igini kaybettigi bir donemde isyan ahlak9isi Dogu'nun bilge sesi 
Nurettin TOP(^U, felsefesiyle bizlere tozlarla ortiilmu? pariltilarimizi gosteriyordu. Top9u, 
hayatiyla eserlerini birle§tiren bir adamdir... O pek takip9isi olmayan enteresan bir zattir. 
Top9u fikirlerinin bulaginm orijinalitesini bizim tasawufi gelenegimize yaslanmasiyla 
gosterir. O'nun a9isindan Tiirkler Islam ronesansmm yarattigi bir ulustu; bu yiizden de Top9u 
tasawufa biiyiik onem vermi§tir. Ronesansm ilk basamagi Kuran, tasawuf ve Avrupa 
felsefesiyle bir a§km dogmasi; ikinci basamagi iistiin bir iktidarm aklm saltanatmi ilan etmesi; 
ii9iincii basamagi hiir dii§iinceye ula§makti. Onun islam ahlaki formiilii ii9 ilkeye 
dayaniyordu: Hiirmet, merhamet ve hizmet. Bu saglam siitunlar tutuyordu bizim sonsuz 
yiicelikteki medeniyetimizi. 

Nurettin Top9u baba tarafindan Erzurumludur. Ailesi Top9uzadeler diye taninir. Dedesi 
Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafindan i§gali sirasinda Tiirk Ordusu'nda top9uluk 
etmi§; bu lakap oradan kalmi§tir. Babasi Top9uzade Ahmet Efendi ailenin tek evladidir. 
Kii9iik ya§ta yetim kalir. Alaftarlik (tahil alim-satimi) yaparak aileyi ge9indirmeye 9ali§ir. Bu 
arada Erzurum'un taninmi§ zenginlerinden Giilii Bey'in yardimim goriir. Canli hayvan 
ticaretine ba§lar. Dogu Anadolu ve bilhassa Erzurum yoresinden topladigi koyunlari Istanbul 
'a satarak i§ini geni§letir. tstanbul'da bir yazihane tutar. Zamanla Tahtakale'de bir han 
(Erzurum Ham) satin alan Ahmet Efendi, tstanbul'a yerle§ir. Ilk evleri Siileymaniye 
Deveoglu Yoku§u, Hatap Kapi sokaginda bir ah§ap binadir. Nurettin Top9u Siileymaniye'deki 
bu evde dogar (7 ikinci te§rin 1909). Top9u'nun ninesi Eginlidir. Ahmet Efendi, tstanbul'a 
yerle§tikten sonra birinci hanimi vefat eder. Bu hammdan olma iki oglu da Balkan Harbi'nde 
§ehit dii§erler. Ahmet Efendi daha sonra yine Eginli olan Kasap Hasan Aga'nin kizi Fatma 
Hanim ile evlenir. Bu hanim Nurettin Top9u'nun annesidir. (R. Hallin) 

Harp yillari Ahmet Efendi nin i§lerinin bozulmasina ve iflasina yol a9ar. Aile Siileymaniye 
'deki evden ayrilip, (^emberlita§'ta bir ah§ap eve ta§inir. (§atir sokaktaki bu ev, daha sonra 
yikilacak yeniden Nurettin Top9u tarafindan yaptirilacaktir, 1970). 

Nurettin Top9u alti ya§inda Bezmialem Valide Sultan Mektebi'nin ana kismina yazilir. 
Burayi bitirdikten sonra Biiyiik Re§it Pa§a Numune Mektebi'ne (§imdiki Istanbul Lisesi 
civarinda) verilir. Mektebi birincilikle bitirir. Babasi Ahmet Efendi, (^emberlita§'ta kasap 
diikkam i§letmeye ba§lami§tir. 

Re§it Pa§a Mektebi'nin sarikli hocasi Osman Efendi, bir giin babasina "Osman Nuri -niifus 
kagidinda ismi bu §ekilde ge9er- biiyiik adam olacak" deyince, 90k az giilen babasi hayli 
miitehassis olur. Bu siralarda sakin, biraz i9e doniik bir mizaca sahiptir. Kii9iik bir sandikta 
kitap ve gazete biriktirmek meraki vardir. tmla ogretmeni Nafiz Bey, Nurettin Top9u'nun 
hayati boyunca siirecek Mehmet Akif sevgisini uyandiracaktir. 

Daha sonraki yillarda Osman Nurettin, Vefa tdadisi'ne devam eder. Birinci sinifta babasim 
kaybeder. Evlerinin bir katini kiraya verirler. Agabeyi Hayrettin Top9u mektepten ayrilarak 
ailenin yiikiinii omuzlar. Top9u, Vefa tdadisi'nde de simflanm birincilikle ge9er. Felsefeye bu 
siralarda meyletmektedir. Edip Bey, tarih9i Memduh Bey, Celal FerdT ve uliim-i diniyye 



XXXI 



hocasi §erafettin Yaltkaya'dan ders alir. Son sinif haziran imtihamnda Arap9a hocasi (Sifirci) 
Salih Bey'den kalir. Bu vaka ona 90k tesir etmi§tir. Biitiin yaz 9ali§ir. tdadi tahsilini 1927-28 
ders yilinda Istanbul Lisesi'nin edebiyat boliimunu pekiyi derece ile tamamlar. 

Liseden mezun olan Top9u, kendi kendine Avrupa'ya tahsil imtihanlarina girer, kazanir 
(1928). Hamdi Akverdi, Vehbi Eralp, Ziya Somar gibi §ahislarla birlikte Fransa'ya gider. 
Daha once giden Remzi Oguz Arik, Ziyaeddin Fahri Findikoglu, Cevdet Perin, Bedrettin 
Tuncer Paris tedirler. Daha sonra bu §ahislarla, bilhassa Remzi Oguz ve Ziyaeddin Fahri 
Findikoglu ile goru§meleri olacaktir. Top9u once Bordo Lisesi'ne nakledilir. Ilk yazi 
denemelerini burada kaleme alir ve iiye oldugu Sosyoloji Cemiyeti'ne gonderir. Moris 
Blondel'i bu Use doneminde tanir. Daha sonra mektupla§irlar. Burada psikoloji sertifikasim 
verir. tki sene sonra Strasburg'a ge9er. Universitede felsefe tahsil eder. Ahlak kurlarim 
tamamlar, sanat tarihi lisansi yapar. 

Nurettin Top9u'nun Fransa'da aldigi lisans dersleri: 

1. Ruhiyat ve bediiyat (Haziran 1930) 

2. Umumi felsefe ve mantik (tkinci te§rin 1932) 

3. Muasir sanat tarihi (tkinci te§rin 1932) 

4. i9timaiyat ve ahlak (Haziran 1933) 

5. ilk zaman sanat ve arkeolojisi (tkinci te§rin 1933) 

Yazlari tstanbul'a gelip gitmektedir. 193rde agabeyi Hayrettin Top9u'yu yanina alir. 
Top9u'nun Avrupa'daki hayati okul, ev, kiitiiphane 9er9evesi i9inde ge9er. Ancak hafta 
tatillerinde derneklerin tertip ettikleri toplantilara gider. Ayni toplantilarda Samet Agaoglu, 
Omer Liitfi Barkan, Besim Darkot gibi zatlar da bulunmaktadirlar. Top9u bu arada tasawuf 
tarih9isi Luis Massignon ile tani§ir. Dr. Adnan Adivar'in Turk9e dersi verdigi Masignon'a 
daha sonra bu dersi Top9u verecektir. Strasburg'da doktorasim hazirlayan Top9u, Sorbon'a 
gider, doktorasim verir: "Conformisme et revolte." Bu universitede felsefe doktorasi veren ilk 
Tiirk ogrencidir. Bu tez Paris'te kitap halinde yayinlamr (Paris 1934). 1990 yilinda da tipki 
baskisi Kiiltiir Bakanhgi'nca Ankara'da yapilir. 

1934'te yurda doner. Galatasaray Lisesi'nde felsefe ogretmeni olarak gorev alir (1935). 

Hiiseyin Avni Ula§ ailenin baba dostudur. (^emberlita§'taki eve sik sik gelir gider. Top9u 
ku9uk ya§tan beri bu zatin tesiri altinda kalmi§tir. Yurda dondiikten sonra H. Avni Ula§'in 
kizi Fethiye Hamm'la evlenir. Diigiin giiniinun ak§ami Izmir Atatiirk Lisesi'ne tayin emri 
gelir. Galatasaray Lisesi Mudiirii Beh9et Bey, o sene Haziran imtihamndan ge9mesini istedigi 
alti ki§ilik bir ogrenci listesini Top9u'ya teklif etmi§tir. Nurettin Top9u bu teklife kar§i "Eger 
bunlar 9ali§kan talebelerse elbette ge9erler" cevabim verir. Neticede talebelerin bir kismi 
imtihanda kalir. Ankara'nm tepkisi ani olur ve Top9u'nun tayini tzmir'e 9ikar. 

Nurettin Top9u Hareket Dergisi'ni tzmir'de bulundugu yillarda yayimlamaya ba§lar 
(1939). Dergi tstanbul'da basilir. Bu arada e§inden ayrilir. Hareket'te yayinlanan "(^algicilar 
yine toplandi" isimli yazidan dolayi a9ilan soru§turma iizerine Denizli'ye siirgiin edilir. 
Denizli'de bulundugu yillarda Said-i Nursi ile tani§ir, o sirada yapilan mahkemelerini takip 
eder. Daha sonra Haydarpa§a Lisesi'ne tayin edilir. Bir miiddet sonra da Vefa Lisesi'ne ge9er. 

(^ocukluk arkada§i Sirri Bey vasitasiyla devrin manevi biiyiiklerinden Hasib ve Abdiilaziz 
efendilerle tani§an Top9u, bu ki§ilerden hayati boyu siirecek etkiler alir, Nak§T §eyhT 
Abdulaziz Bekkine Efendi'ye intisab eder. Top9u, Celal Hoca'dan da (Celal Okten) tslami 



XXXII 



ilimler yoniinden faydalandi. Daha sonra imam-Hatip okullannm kumlu§u sirasinda Celal 
Hoca ile mesai arkada§ligi yapti. 

Son olarak Istanbul Lisesi'ne tayin olunan N. Topfu buradaki gorevinden emekli oldu 
(1974). 

N. Top9u, bir siire Edebiyat Fakiiltesi'nde H. Z. Ulken'in kursiisiinde eylemsiz-do9entlik 
yapti. "Bergson" konusunda do9entlik tezi hazirladi. Fakat kendisine kadro verilmemi§ ve 
muhtelif entrikalarla iiniversiteye alinmami§tir. Do9entlik tezi Bergson, daha sonra kitap 
halinde yayinlandi. 

27 Mayis 1960'a kadar uzun yillar Robert Kolej'de tarih okuttu. 27 Mayis'tan sonra 
devrim aleyhtari bulunarak buradaki gorevine son verildi. 

Fikri faaliyetlerini Tiirk Kiiltiir Ocagi, Tiirk Milliyet9iler Cemiyeti, Milliyet9iler Dernegi 
ve Tiirkiye Milliyet9iler Dernegi 'nde surdiirdii. 

1975 Nisamnda hastalandi. Hastaliginm te§hisinde gu9luk 9ekildi. Pankreas kanserine 
yakalandigi ameliyatta belli oldu. Top9u, 10 Temmuz 1975'te vefat etti. Fatih Camiinde 
kilinan namazdan sonra Topkapi'da Kozlu Kabristam'na defnedildi. 

1939'dan itibaren 9e§itli araliklarla yayimladigi Hareket dergisi ile bir diinya goru§u 
miicadelesini §uurla yuriittii. 1939-42 Hareket dergilerindeki yazilariyla, ruh9u ve mistik 
du§unu§un felsefi temellerini ara§tirdi. Teknik ve makine medeniyetine duyulan §uursuz 
ihtirasin asrin insanim bogdugunu, bu yiizden kendi benliginden uzakla§an insanin 
kurtulu§unun ancak ozbenine kavu§masiyla mumkiin olabilecegini vurguladi. tnsan ruhunu 
demir pen9eleriyle felce ugratan materyalizm, pozitivizm, sosyolojizm, pragmatizm 
akimlarina kar§i 9ikarken, akilciligin bile ancak kalbilikle deger kazanacagim belirtti. Kalp 
ahlaki ve irade felsefesini ortaya koymaya yoneldi. Hiiseyin Avni Ula§ ve Fransa'da tani§tigi 
Remzi Oguz Arik'in tesiriyle benimsedigi Anadoluculugun adeta ruhi, i9timaT programim 
yeniden 9izdi. 1947-49 hareketlerinde bu 9er9evedeki du§uncelerin tslami temellerini a9ikliga 
kavu§turdu. Tiirk milliyet9iliginin Islam davasmdan ayrilamayacagmi, milletle dinin i9 i9e 
kavramlar oldugunu ortaya koydu. Ancak, tslamiyetin hamisi ve miidafii olarak goriinen 
sahtekarlarla ve menfaatperestlerle miicadeleden de geri kalmadi. ( D.T.) 

Tiim hayati boyunca Nurettin Top9u, degi§en toplum yapimizi ve Batilila§ma kar§ismda 
inancimizi ve tarihimizi savunurken, kapitalist ve komiinist iki kamp arasmda Tiirk9ii bir 
diinya gorii§iiniin ana hatlarim 9izdi. Top9u gelecege ait, "Yarmki Tiirkiye' nin kuruculari, 
ya§am zevkini birakip, ya§atma a§kma goniil verecek, sabirli ve azimli, lakin gosteri§siz ve 
mumayi§siz 9ali§an, ruh cephesinin maden i§9ileri olacaklardir" diyordu. Ve bize bu ugurda 
fikirleriyle isyan ahlakmi salik veriyordu. "Yan yana asla gelemeyecek gibi duran bu iki 
kelime, onun dii§iince ikliminde §iirsellik tuzagma dii§meden adeta bir a§k evliligi ile bir 
araya gelmi§ti. Neye, ne i9in isyan etmek gerekti? Degerler sisteminin tiirlii yanlarina, ahlak 
denen §eyden yayilan koruma duygusu, bu isyana engel olmaz miydi?" (T.E.D.)Hayir 
olmazdi! (^iinkii biz biliyoruz ki tiim peygamberlerin Prensi Hz. MUHAMMED (A.S) 
"Haksizlik kar§ismda susan dilsiz §eytandir" diye buyuruyordu. Degerlerimize yapilan 
haksizliga susmayalim. Hi9 degilse bugz edelim efendim. . . 



XXXIII 



\*t 



^^Jl^a '*-r^^^^Zi 'J^t^'^^ 



'^ii-y^»/iJg</>^-lA tV'A* V-* 'jvVj 



L 







.^.^£%ife 



XXXIV 



ipek Yolu'ndaki erdemli §ehir 

Sabah gune§i i§iklari Otrar kentinin bin yillik uykusundan uyanmi§ surlarina 9arptiginda 
20 ya§larinda olan gen9 bilge, ordiigii kerpi9 duvan tamamliyordu. Farabi ellerini 9amurun 
derinligine buladiginda du§uncesi bozkirin sonsuzlugunda yava§ yava§ olgunla§iyordu. Burasi 
zamanin ba§langici, yenilmez ordularin katar katar ge9tigi yer olan Otrar idi... 

Farabi, 870 yilinda Tiirkistan'da Sirderya (Seyhun) nehri ile Aris'in birle§tigi yerde 
kurulmu? eski bir yerle§im merkezi olan Farab'da (Otrar'da) dogdu. Babasi, Mehmed adinda 
bir kale komutani idi. Hayati hakkinda saglam ve ayrintili bilgi pek yoktur. Zaten filozof, 
bilgin ve sanatkar olarak, ya§adigi yillarda bugiin tanmdigi kadar taninmami§ti. Hakkinda 
bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yil sonra yazildigi i9in, giivenilir olmaktan uzaktir. 
Efsanelerle siislenerek anlatilan bir ilim ve sanat adamidir. Ebu Nasir Farabi, Aristo'nun 
biitiin eserlerini a9ikladigi ve inceledigi i9in Ustad-i Sani, Hace-i Sani, Muallim-i Sani gibi 
sifatlar almi§tir. Bunlardan ba§ka Ebu Nasri Farabi-i Tiirki, Hakim Farabi gibi isimlerle de 
anilir. Asil adi Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzlug'dur. Rati 
kaynaklarinda adi "Alpharbius ya da Alphartabi" olarak ge9er. 

ilkogrenimini dogdugu yerde yapti. Gen9liginde Tiirkistan'dan g09 ederek bir siire tran'da 
dola§ti. Daha sonra o zamanin ilim ve sanat merkezi olan Bagdat'a gelerek yiiksekogrenimini 
burada tamamladi. Boylece anadili olan Turk9e'den ba§ka Fars9a ve Arap9a'yi, Hiristiyan 
hocalardan da ilim dili olan Latince ve eski Yunanca'yi ogrendi. (^aginin iinlii bilginlerinden 
Ebu Bi§r bin Yunus'tan mantik, Ebu Bekr ibn el Sarrac'dan dilbilgisi dersleri aldi. Bundan 
sonra Harran Universitesi'ne giderek felsefe 9ali§malari yapti ve burada Yuhna bin Haylan 
'dan mantik bilgisini ilerletti. Aristo iizerindeki 9ali§malanni burada yapti. Bagdat'a 
dondiikten bir siire sonra Misir'a gitti. 941 yilinda Misir'dan Halep'e gelerek Emir 
Seyfiiddevie Hemedani'nin sarayinda bulundu. Zamanmm devlet adamlarindan saygi gordii. 
Miitevazi bir hayat siiren Farabi, Emir'in teklif ettigi yiiksek maa§i kabul etmeyerek, "Dort 
Dirhem"lik kii9iik bir iicretle ya§amayi yegledi. Misir'da kaldigi siirece Tiirk kiyafeti ile 
dola§ir ve Tiirk9e konu§urmu§. 

Eski Yunanli filozof ve ilim adamlarinm eserlerinin Arap9a'ya 9evrilerek ogrenilmesi 
Farabi ile ba§lami§tir denebilir. Once Abbasiler, sonra Endiiliis medeniyeti i9inde yeti§en 
islam bilginleri bunlari Bati'ya tanitmi§tir. Orta9ag Avrupa'si bu filozofu Arap dilinden, 
ozellikle Kurtuba'li tbn-i Rii§d'den ogrendi. Batili bilginler tbn-i Rii§d'ii ogrenmek isterken 
Farabi yi okumak zorunda kaldilar. 

Farabi'nin eserlerinin yiiz yillarca Avrupa'da tamnmasinm nedeni budur. Biitiin Orta9ag 
boyunca Avrupa'da boylesine taninan, hatta XX. yiizyilda bile hakkinda ara§tirmalar yapilan, 
eserleri yayinlanan Farabi, 950 yilinda §am'da oldii ve Babiissagir'e gomiildii. 

"FarabT'ye gore, eger bir tas, i9i su dolu olan bir kaba, agzi a§agiya gelecek bi9imde 
batirilacak olursa, tasin i9ine hi9 su girmedigi goriiliir; 9iinkii hava bir cisimdir ve kabin 
tamamim doldurdugundan suyun i9eri girmesini engellemektedir. Buna kar§ilik eger bir §i§e, 
agzindan bir miktar hava emildikten sonra suya batirilacak olursa, suyun §i§enin i9inde 
yiikseldigi goriiliir. Oyleyse dogada bo§luk yoktur" (H. Ziya). Ancak, FarabT'ye gore ikinci 
deneyde, suyun §i§e i9erisinde yukariya dogru yiikselmesini Aristoteles fizigi ile a9iklamak 
miimkiin degildir. (^iinkii Aristoteles suyun hareketinin dogal yerine dogru, yani a§agiya 
dogru olmasi gerektigini soylemi§tir. Bo§luk da imkansiz olduguna gore, bu olgu nasil 
a9iklanacaktir? Bu durumda Aristoteles fiziginin yetersizligine dikkat 9eken Farabi, hem 
bo§lugun varligim kabul etmeyen ve hem de bu olguyu a9iklayabilen yeni bir varsayim 
olu§turmaya 9ali§mi§tir. Bunun i9in iki ilke kabul eder: 

"1. Hava esnektir ve bulundugu mekanin tamamim doldurur; yani bir kapta bulunan 
havanin yarisim tahliye edersek, geriye kalan hava yine kabin her tarafim dolduracaktir. 
Bunun i9in kapta hi9bir zaman bo§luk olu§maz. 



XXXV 



2. Hava ve su arasinda bir kom§uluk ili§kisi vardir ve nerede hava biterse orada su ba§lar. 
Farabi, i§te bu iki ilkenin i§igi altinda, suyun §i§enin i9inde yiikselmesinin, bo§lugu 
doldurmak istemesi nedeniyle degil, kap i9indeki havanin dogal hacmine donmesi sirasinda 
hava ile su arasindaki kom§uluk ili§kisi yiizunden, suyu da beraberinde gotiirmesi nedeniyle 
olu§tugunu bildirmektedir. Yapmi§ oldugu bu a9iklama ile Farabi, Aristoteles fizigini 
ele§tirerek diizeltmeye 9ali§mi§tir. Ancak a9iklama yetersizdir; 9unku havanin neden dogal 
hacmine dondiigii konusunda suskun kalmi§tir. Bununla birlikte, Farabi'nin bu a9iklamasi, 
sonradan Bati'da Roger Bacon tarafindan dogadaki biitiin nesneler birbirinin devamidir ve 
doga bo§luktan sakinir bi9imine donu§turulerek genelle§tirilecektir" (brt). 

"Farabi'nin El-Medinetiil-Fazila (Erdemle Yonetilen Kent) adli eserinde, yoneticide 
bulunmasi gereken ozellikleri nasil siraladigi goriiliir. 

1 . Beden biitiinlugu tarn olmali 

2. Anlama, kavrama yetenegi iistiin, bellegi gu9lu olmali 

3 . Uyanik ve zeki olmali 

4. Kendini iyi ifade edebilmeli 

5. Bilgi ve hikmete sevdali olmali (ba§ka bir deyi§le filozof olmali) 

6. Dogrulugu benimsemeli ve dogru insanlarla 9ali§mali (ahlakli olmali) 

7. Yemek i9mek ve cinsellik gibi giidulerini denetleyebilmeli 

8. Onurlu olmali 

9. Paraya pula ve ziynete-miicevhere du§kun olmamali 

10. Adaletli olmali ve son olarak kararli-azimli olmali" (C.Gule9). 

Tiirk bilgesi Farabi'nin kenti Otrar V. Barthold kadim "Tiirkistan Tarihinde" eski 
kiilturlerin harmanlandigi ender §ehirlerden birisi olarak anilir. Belki sozlerin hikmete 
tekamiil ettigi bu kent Farabi'deki iitopyamn ger9ekle§tigi Medinet-iil Fazila'nm kendisidir. 
^ok eskiden kamlar, budist rahipler, sogodlar, imamlar, maniheistler, Zerdu§ti inamrlari, 
papazlar ve mitraistler bu kentin buyiisiinde bulu§mu§lar ve birbirlerinin masalsi hikayelerini 
§arap tadinda dinlemi§lerdir. Kente bakarken §unu du§unuyorum: Kendimi ve ruhumu bu 
gehrin bilgeliginde temizliyorum... Bu melek kim? 




XXXVI 







>^-'^<h>^->^^ '->.^^^->->^^^ 







XXXVII 



Kuzgunun kompozisyon felsefesi 

Anlamama sorununa ili§kin en ilgin9 noktalardan birisi §ununla baglantilidir: §iirdeki belli 
bir dizenin ya da sozciigiin sizde biraktigi izlenim betimlenemezdir. Ku§kusuz her §eyden 
once soylenmesi gereken, ne zaman bizi derinden etkileyen bir miizik par9asi ya da bir §iir 
dizesi duysak, onun i9in bu 'anlanamaz' yerine 'deneyimimi anlayamam' deme egiliminin 
daha dogru oldugudur. Oniimde duran "kuzgun" §iirinin, Adgar Allan Poe'nin kendi 
ifadesiyle, kompozisyon felsefesi; anlamda tek etki birakma fikrine sadik kalarak yazilmi§ 
gibidir. Sevimli §air Poe; kalbin, aklin, ya da daha genelde ruhun duyarli oldugu sayisiz etki 
ve izlenimlerden hangisini se9memiz gerektigini vurgular. Sezgisel kuramcilar a9isindan 
anlama yakla§ma bu en kuwetli etki iizerinden ger9ekle§ir. §air kurgusal evreninde yapacagi 
etkiyi se9tikten sonra bunun olaylarla mi yoksa tonla mi en iyi §ekilde i§lenebilecegini 
du§unur. Sirasiyla i§lemleri adim adim, ayrintili bir §ekilde, ayni bir matematik problemin 
kesinligine inanarak 9ali§masini siirdiirur. 

Poe, 'kuzgun'un alanini 'giizellik' olarak belirlemi§tir. Sanat i9in ama9lanan ger9ek, tutku 
ya da kalbin heyecanlanmasi, bir gaye olarak §iirde varsa da diizyazida bunlari yakalamak 90k 
daha kolaydir. Dogrusu ger9ek bir kesinlik ve tutku bir basitlik gerektirir ki bu ikisi ruhun 
heyecanlanmasi ya da zevkle yiikselmesi olarak belirtilen giizellige tamamen terstir. Tipki; 
§eyh Galip'in 'a§kin okunmaz kiyilari'ndaki Hiisn'ii aramasi yahut Hiisn'iin, tutkularin ve 
ger9egin az otesinde kurgulanmi§ olmasi gibi, Poe'nin matematik diinyasiyla Galip'in 
kusursuzluk ilhami ayni diizlemde 9aki§ir. Ve diyebiliriz ki, Galip'in poetikasindaki giizellik 
matematiksel kusursuzluk anlayi§ini i9erir. "Giizel", bir sifattir; kullandigimizda bu §oyle bir 
dii§iinme egilimine girmi§ oldugumuzu gosterir: "Bunun belli bir niteligi, giizel olmak niteligi 
vardir." Burada soylenen ger9egin ya da tutkunun §iire sokulamayacagi degildir. §iirde ger9ek 
ve tutku miizikteki uymayan notalar gibi kar§itlikla genel etkiye yardimci olacak §ekilde, asil 
amaci golgelemeden giizelligin atmosferinde ortiilerek olabildigince kullamlabilir. 
Uyumsuzluk da bazen goriinii§ itibariyle giizelliktir. 

Fantastik §air Poe, giizelligi §iirinin alani olarak belirledikten sonar ton konusunda 
dii§iinmii§tiir. Giizellik, bir hiiziin tonu olmahydi. §iirde i§lenen 'giizellik' tiirii ne olursa 
olsun, insanlari hassas bir ruhun dokebilecegi gozya§i kadar heyecanlandirir. Melankoli tiim 
§iirsel tonlarin en me§hur olamdir. Poe'nin melankolik ruhu Kuzgun' a sonuna degin 
yansimi§tir. 

Poe §iiri kurarken sanatsal 9ekicilik olarak kismen nakarattan yararlanmi§tir. Yaygin 
kullamm bi9imiyle nakarat ya da tekrar, yalniz lirik dizelerle sinirli degil, ama onun etkisi 
hem seste, hem de dii§iincede monotonun giiciine dayamyordu. §air §iirin 90gu kisimlarinda 
nakaratin degi§ik uygulamalariyla yeni etkiler iiretmeyi denemi§tir. §iirin tonu olarak 
belirtilen melankoliyi olabildigince yansitacak bir kelime gerekliydi. Poe boyle bir etkiyi 
"asla" sozciigiinii se9erek ba§armi§tir. Kuzgun ayni bir papagan gibi yakla§ik yiiz dize 
uzunlugundaki §iirin kita sonlarinda "asla" sozciigiinii melankolik tonda tekdiize olarak tekrar 
etmektedir. §air, kuzgunun bu sozciigii, a§igin sorularina yanit olarak soyledigini 
dii§iinmektedir. Bu cevapla a§igin sevgilisiyle ba§ka bir diinyada bulu§ma istegini i9eren son 
sorusuna da kuzgun "asla" yanitim vermesiyle §iirin kendi i9indeki mantigi tamamlanmi§ 
olur. Okuyucu, konu§an kuzgunu bir simge olarak algilar. Poe, a§igin kederli ve asla bitmeyen 
aninin ifadesini, son kitanin son dizesine kadar a9ik9a goriilmesine izin vermez: 

"Ve Kuzgun, hi9 kipirdamadan, hala oturuyor, hala oturuyordu. 

Oda kapimin iistiindeki Pallas' in sol gun biistiinde; 

Ve gozleri hayal kuran bir §eytanin gozleri gibi, 

Ve iistiinden sizan lamba i§igi zemine vuruyor golgesini; 

Ve zeminde siiziiliip duran bu golgeden ruhum kendini 



XXXVIII 



Alamayacak, bir daha asla!" 
Biterken: kuzgun gibi onemsizlige terk edilen bir ku§ dahi a§kin dogasinda yer alabilir. Bu 
yaziyi yazdigim §u an, bulundugum 9orak iilkenin gokyiiziinde kargalardan bir bulut 
olu§mu§tu. Kargalarin 90k uzun yillar ya§adigi soylenir. Uzun omiirlerinde kargalar bir hayli 
fazla olayin §ahididirler. Eger boyle ise ve dillerini lisan-i hallerinden anlayabilseydik daha 
kimlerin hiiziinlu ve acili a§k hikayelerini belki de onlardan dinleyebilirdik. Kuzgun'un 
kompozisyon felsefesi bir sanatginm psikopatolojisinde a§kin 9aresizligini kurgulami§. Zaman 
zaman bu eksantrik yaratiklara baktigimda sevdigime dair 'asla' dediklerini duyabiliyorum. 
Bakalim siz duyabilecek misiniz? 



\'' 










•4**>'-' *^j^j*^^*^ 



I ^-fe/>J<A-^L/>'-^-'*-"-t-'i**0'-''fV^>ij'^> 



L 




XXXIX 



Taklamakan ^oliinde savrulan zaman 

Dogu Tiirkistan'm kuzeyinde Altay daglari, giineyinde Karakum 90IU ile Altundagi 
(Kuenlun) ve Pamir daglari yiikselir. Tiirklerin ya§adigi iilke manasina gelen Tiirkistan'm 
dogu bolgesini te§kil eden Dogu Tiirkistan'm yiizol9iimii 1.828.418 Km2 olup, bunu 1/3 
9oller, 90.000 Km2'sini ormanliklar, geri kalanmi tarima elveri§li topraklar ve daglik bolgeler 
te§kil eder. Ulkenin orta kismmda ise kendisini boydan boya kesen Tanri dagi silsilesi 
bulunur. Bu dag silsilesi iilkeyi kuzeyde Cungarya, giineyde ise tarim havzalari olmak iizere 
iki onemli kisma ayirir. Yiiksekligi 4.000 metre civarmda olan Tanri daglarmm orta kismmda 
ise Turfan 9ukurlugu yer alir. Tanri daglarmm dogudan batiya uzunlugu 2.500 km'dir. Bu dag 
silsilesinin 1.700 km'lik kismi Dogu Tiirkistan'm simrlari i9erisinde kalir. Bu daglarin 
kuzeyden giineye uzunlugu 2.500-2.700 km'yi bulur. Bir tarihi menkibeye gore; bu heybetli 
dag silsilesine insanlar, goge yiikselen ve 9ikilmasi imkansiz bir duygu veren bu daglara Tanri 
daglari adi vermi§lerdir. Bundan dolayi Tanri daglari Tiirk topluluklari tarafindan kutsal bir 
dag olarak goriilmii§tiir. Tanri daglarmm kapladigi geni§ ve yiiksek alan iilkenin iklimine de 
tesir etmi§tir. Kuzeyden gelen nemli havanin giineye ge9mesine mani olur. Dolayisiyla 
iilkenin giiney kisimlari daha kurak ge9er. Yagmur ve kar olarak iyi yagi§ alan Tanri daglari 
ormanlarla kaplidir. (^ogunlugunu 9am, ardi9, §im§ir gibi aga9larin kapladigi ormanlar Tanri 
daglarina ayri giizellik ve ha§met verir. Kapsadigi geni§ alan dolayisiyla tli, Tokkuztara, 
Mogulkiire, Turfan, (^ongyultuz, Kii9iikyultuz gibi pek 90k ovayi sinesinde barindirir. Tanri 
daglari iilkeyi batidan doguya iki biiyiik havzaya boler. Bu havzalar Tarim ve Cungarya 
havzalaridir. (Gokhan. K.) 

Q'm, 20. yiizyila, tngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve Rusya gibi iilkelerin baskilari 
altinda ezilmi§ ve parampar9a olmu§ bir imparatorlugun kalintilari iizerinde girdi. Ulkede 
imparatorluk rejimi yikildiktan sonra, on yillar boyunca gii9lii bir merkezi otorite kurulamadi. 
Ancak 1949 yilinda iktidara gelen Komiinist Parti ile birlikte, Q'm kisa siirede biiyiik bir korku 
rejimine donii§tii. Bu donii§iim siirecinde on milyonlarca insan soz konusu kanli ideolojinin 
baskici ve totaliter uygulamalari nedeniyle hayatini kaybetti. iktidarini ancak §iddetle 
muhafaza edebilen ve komiinizmin belki de en acimasiz ve en vah§i uygulamasim yiiriirliige 
koyan Q'm Komiinist Partisi, tiim Q'm halki i9in tek tip bir ya§am ve dii§iince tarzi belirledi. 
Bu donem boyunca, komiinist iktidarin kurallarina uymayanlar ise acimasizca yok edildi. 
(D.T.) 

Ekim 1949 yilinda ^in Halk Cumhuriyeti'nin kuruldugu ilan edilmi§tir. Cumhuriyetin 
ilanmdan sonra Q'm anayasasinda belirlenen "Ulusal Azinliklarin Bolgesel Ozerkligi" 
prensibine dayanarak, Dogu Tiirkistan'da once otonom birimler kurulmaya ba§landi. 1954 
yilinda ilk ili Kazak Otonom Oblasti'nm kurulmasiyla birlikte toplam 5 otonom oblast ve 6 
otonom nahiye kurulmu§tur. Daha sonra 1 Ekim 1955'te "§incang Uygur Ozerk Bolgesi" 
kurulmu§tur. Boylece §incang Uygur Ozerk Bolgesi (Dogu Tiirkistan) kii9iik otonom 
iinitelere par9alanan, otonom eyaletler haline getirilmi§tir. Anayasada yer alan "Milli Otonom 
Kanunu"na gore her milletin ulusal otonom bolgeleri, merkezi halk hiikiimetine bagli yerel 
hakimiyet iiniteleri olup, devletin normal yerel idari birimleri gibi 9ali§masinin yam sira 
Anayasa ve kanunlarda belirlenen otonom birimler, soz konusu bolgelerdeki milletin siyasi, 
iktisadi ve kiiltiirel ozelliklerini, yerel hukuk prensiplerini de belirleyebilir. §incang Uygur 
Ozerk Bolgesi (Dogu Tiirkistan) ozerk bolge hiikiimetine dolaysiz bagli olan 5 otonom oblast, 
8 vilayet 3 bagimsiz belediye halinde milletler haklari taksim edilmi§tir. 

Otonom oblastlar: tli Kazak otonom oblasti, Sanci Hui otonom oblasti, Bayingulun Mogol 
otonom oblasti, Boriitala Mogol otonom oblasti ve Kizilsu Kirgiz otonom oblaslaridir. 



XL 



Otonom nahiyeler (il9e): Mori otonom nahiyesi, Barkol Kazak otonom nahiyesi, Kubuksar 
otonom nahiyesi, (^ap9al §ive otonom nahiyesi, Kara§ehir Huizu otonom nahiyesi, Ta§korgan 
Tacik otonom nahiyesi gibi 6 otonom nahiyesi bulunmaktadir. 

Vilayetler (iller): Kumul, Turfan, Altay, Tarbagatay, Aksu, Ka§gar, Hoten. 

Bagimsiz belediyeler; Urum9i, Karamay, §ihenzeden ibaret olup, bu belediyeler diger 
Biiyiik §ehir belediyeleri gibi bulundugu bolgenin il ya da otonom oblast yonetimine bagh 
degildir. Bunlar tiler ve otonom oblastlar gibi ozerk bolge hiikiimetine baghdirlar. Otonom 
oblast ve vilayetler biinyesindeki §ehirler sirasi ile §oyledir: Ka§gar, Gulca, Kumul, Korla, 
Kuytung, Sanci, Aksu, Hoten. Ayrica otonom oblast ve illere bagh 78 il9e bulunmaktadir. 
A§agida iktisadi ve ticari oneme sahip §ehirler kisaca tamtilacaktir... 

Urum9i §ehri: (Dogu Tiirkistan) §incang Uygur Ozerk Bolgesi'nin ba§kenti olup siyasi, 
iktisadi ve ula§im merkezidir. Tanri daglarinm kuzeyinde Cungarya havzasmm giiney 
dogusunda bulunmaktadir. 

Ka§gar §ehri: Tarim havzasmm batisinda Kizil derya (irmak) kenarinda olup iki bin yildan 
fazla tarihi ge9mi§e sahip olan eski Tiirk §ehridir. Giineydogu Tiirkistan'in onemli siyasi, 
iktisadi ve kiiltiirel merkezlerinden biridir. 

Gulca §ehri: tli Kazak otonom oblastinm ba§§ehri olup, Dogu Tiirkistan'in batisindaki 
Kazakistan hududuna 100 km. uzaklikta, tli derya vadisinde yer almaktadir. Ayni zamanda 
Gulca, Orta Asya Tiirk Cumhuriyetleri'ne a9ilan onemli ticaret merkezi konumundadir. 

Karamay §ehri: Cungarya havzasmm batisinda olup, 1950'lerden bu yana 9olde kurulan ilk 
petrol §ehridir. 

§ihenze §ehri: Tanri daginin kuzeyinde Manas nehri kenarinda yer alir. 1960'lardan 
itibaren kurulmaya ba§layan yeni bir §ehirdir. Altyapi kurulu§u miikemmel, 9evresi giizel, 
sanayi, tarim ve ticaretin bir arada kayna§tigi modern bir kenttir. Niifusunun % 90'nina yakini 
(^inlidir. Dogu Tiirkistan'in kii9iik milli otonom iinitelere par9alanmasi gibi bir durum (^in'in 
diger eyaletlerinde olmami§tir. 

Dogu Tiirkistan davasinm en onemli savunucularindan birisi ISA YUSUF Bey'dir. tsa 
Yusuf ALPTEKIN, 1901 yilinda Dogu Tiirkistan'in Ka§gar vilayetine bagh Yenihisar 
kazasinda diinyaya geldi. Ogrenimini Dogu Tiirkistan'da tamamladiktan sonra 9e§itli 
memuriyet gorevlerinde bulundu. 

1926 yilinda Bati Tiirkistan'a ge9erek burada milli miicadele taraftarlariyla irtibata ge9ti. 
193rde Hoca Niyaz tarafindan ba§latilan ayaklanma sirasinda Dogu Tiirkistan 'daki valilerin 
halka yaptiklari zulmii Q'm hiikiimetine anlatarak, bu durumun onlenmesini, aksi takdirde 
ayaklanmanm yayilacagim, Rusya'nm i§galinin soz konusu olacagim anlatti. Ayaklanma 
sirasinda ve sonrasinda milliyet9ilik faaliyetlerini siirdiirdii. 

1936 yilinda Q'm Meclisi iiyeligine de se9ildi. Miicadelesini daha 90k siyasi alanda 
yogunla§tirmi§ti. 1944'de tli'de ba§layan ayaklanma neticesi kurulan hiikiimete girmesini 
ili'liler istemedi. Ancak 3 yil sonra Dogu Tiirkistan hiikiimetinin ba§kanligi Tiirklere 
verildiginde hiikiimetin genel sekreterligine getirildi. Bir yildan fazla kaldigi bu gorev 



XLI 



esnasinda, milliyet9i, anti-emperyalist ve anti-komunist politikalari sebebiyle, Rusya'nm ve 
(^in'in tepkilerini iizerine 9ekti. 1949'da (^in'in Dogu Tiirkistan'i i§gali ile birlikte o giinkii 
Hindistan'in Ke§mir eyaletine iltica etti. 

1954 yilinda Tiirkiye'ye ge9ti. Tiirkiye'ye gelir gelmez tstanbul'da Dogu Tiirkistan 
Go9menler Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Dogu Tiirkistan davasinin 
diinya kamuoyuna anlatilmasinda yogunla§tirdi. Yabanci iilke yoneticileri nezdinde oldugu 
kadar Tiirkiye hiikumetleri nezdinde de Dogu Tiirkistan davasinin anlatilmasi i9in miicadele 
verdi. Parti liderleriyle gorii§tii. Ba§bakan ve cumhurba§lcanlanyla gorii§tii. 

Bugiinden itibaren Dogu Tiirkistan Tiirklerinin durumunu biitiin diinyaya anlatmaya 
devam etti. Biitiin omriinii bu konuya vakfetti. tsa Yusuf Alptekin 17 Aralik 1995 gecesi vefat 
etmi§tir. 

Taklamakan 9oliinde savrulan zaman Karakuma ula§tiginda inaniyorum ki Yusuf 
Peygamber'in dii§lerinin 9ikmasi gibi Alptekin Bey'in de hayalleri eninde sonunda 
ger9ekle§ecektir. Yeter ki kum taneleri kadar vefakar olabilelim. Hayallerimizi ne 9ollerin 
9etin §artlari, ne de ^in gibi yillar yili yonettigimiz bir iilke engelleyebilir efendim. . . 







XLII 



Sonsuza a^ilan kapi; Mukaddime 

Sonsuzluk, biitiin medeniyetlerin biricik amaci olmu§tur. En nihayetinde medeniyetler bu 
ifadede 9ok9a israr etseler de dogmu§, buyiimu? ve §uphesiz Allah'in (c.c.) ayetlerinden 
olarak oliimlerini ya§ami§lardir. Genel ge9er bi9imde soylenirse yaratilan, sonlu varlik 
denilemeyecek olan varlik yoktur. 

ibn Haldun i9in, sosyolog, tarih felsefecisi, iktisat9i, siyaset teorisyeni gibi tammlar 
yapilagelmektedir. Medeniyetlerin ge9irdigi a§amalari dogum-oliim dongiisiinde organik 
ozellikleri a9isindan farkli du§unu§ bi9imleriyle tbn Haldun, Mukaddime' sinde incelemi§tir. 
Samyorum ki, Miisluman Dogu'nun insanligin me9hul hazinesine armagan ettigi binlerce eser 
arasinda Mehmet Haldun'un Mukaddime' sinin ayri bir yeri ve onemi vardir. trfan gune§imiz 
Cemil Meri9 bakm neler demi§: 

"Mukaddime de arafta beklemi§ asirlarca. tbn Haldun'u biitiin derinligi ve biitiin yeniligi 
ile ne Pirizade taniyabilmi§, ne Cevdet Pa§a. Avrupa, bir9ok sulandirilmi§ Mukaddime'leri 
okuyup ibn Haldun'un ke§iflerini yeniden ke§fettikten sonra, Tunuslu dahiyi anlamaya 
ba§lami§." 

Ne acidir ki kendi hazinelerimizi her zaman Batili hocalarimizm himmeti ile tamyoruz. 
Ger9ektende Mukaddime'ye orijinalitesi yoniinden "tlm-iil Umran" denmesi bo§una degildir. 
Umran adi ile andigimiz, insanligm i9timai hayatmm hazinesidir. 

insanligm sosyal hayati, olaylara dayamlarak incelenmeliydi. Olaylara dair olan haberlerin 
ise tabii kanun ve kaidelere uygun olmasi beklenir. Yani tbn Haldun, toplumsal hadiseleri 
yine ba§ka toplumsal olaylara dayandirarak, sebeplerini gostererek inceler. Bu konu ise ayri 
bir ilim gerektirir. Bugiin biz bu ilme 'Toplumbilim' diyoruz. Toplumbilim, i9timai hayatm 
tabiatidir. tlm-iil Umran'm mahiyetinin anla§ilmasi tbn Haldun'un oliimiinden 90k sonraki 
asirlarda olacaktir. Demek ki, A. von Kremer'in ifadesiyle Mukaddime'yi Islam 
imparatorluklarmm bir dirili§i olarak gormeliyiz. Magrib'in uzak okyanuslara a9ilan 
sahillerinde Mehmet Haldun bu dirili§in tohumlarmi sabirla ekmi§tir. tlimler tasnifmdeki 
toplumbilim agaci ise 90k sonralari ye§erebilmi§tir. 

Akdeniz'in biitiin kiyilarmda Islam riizgari estigi yillarda eski Greklere ve kadim 
Misirhlara oranla daha geni§ sosyal teoriler kurma gerekmi§tir. Haldun'un asabiyyet 
teorisinden par9alari bir9ok filozof bilge dile getirmi§ti. Ancak eski bir Hint hikayesindeki 
gibi korlerin fil tarifmi kiran Haldun'un parlak zekasi olmu§tur. O, par9alari degil, biitiinii 
gorerek hareket etmi§ti. Yaptigmm bilincindeydi ve iitopist hayallerden otede teorisini saglam 
temellere oturtmu§tu. Devletler ve siilalelerin yiikseli§ ve dii§ii§lerinin asabiyyet etkisiyle 
meydana geldigini soylemi§ti. 

Mukaddime bir kapidir, giri§tir. Tiim Islam eserlerindeki estetik, giri§ten ba§lar. Giri§ en 
giizel yer ve en muhte§em ba§langi9tir. El-tber (Diinya Tarihi) bu giri§e gore nispeten soniik 
kalmaktadir. tslam'm entelektiiel plandaki geli§iminin siyasal dii§iince alanmm zirvesi 
Mukaddime' dir. Bati'da 'hiikiimdar' (Machaevelli) ne ise, bizde 'Mukaddime' odur. 
Mukaddime teologianm degil spesifik anlamiyla medeniyetin giri§ kapisidir. 

islam uygarligi tbn Haldun ile birlikte orijinalligini bitirmi§tir. Kisaca, Mukaddime hem 
bir sonu, hem bir ba§langici olu§turmu§tur. Dogu toplumlarindaki ilerleyi§ her planda 
kendisini Bati'ya devretmi§tir. Bati'nm konumunu El-Gazzali'nin felsefik dii§iince gelenegine 
a9tigi derin yaralar saglamla§tirmi§. Islam toplumlarmda Mukaddime'den sonra dii§iince 
alanmda dogru diiriist eser 9iktigi pek soylenemez. Uygarligimizm bu tarihlerden sonraki 
doneminde tespih ve seccadeden ba§ka bir §ey goremiyoruz. 01u§an sarsmti halen giiniimiizde 
de devam etmektedir. Dogu'nun geri kalmi§ligi iizerine geli§tirilen pek 90k teori vardir. 
Ancak ilahi tabirle soylersek: 'Ne kadar az dii§iiniiyorsunuz?' ibaresi dayandirilan 9ok9a 
sebebin i9erigini kapsamaktadir. §iiphesiz dogrusunu Allah (c.c.) bilir. 



XLIII 



ibn Haldun'un du§uncesini modem manada ele alirsak, ondan ogrenebilecegimizle 
bugiinkii bir9ok U9uncu diinya iilkesinin sorunlarini somut olarak anlayabilir ve 90zumler 
iiretebilecek geli§meleri saglayabiliriz. Yeter ki buna inanalim. tbn Haldun, Mukaddime'nin 
her boliimunde Allah'in adini anmaya ve O'nun limine ba§vurmaya du§kunluk 
gostermektedlr. Ozel blr sebebl vardir bunun; mantikl 9er9eveyl tamamladiktan sonra, 
kusurunu, ekslkllglnl du§unerek Allah'm limine, kudretlne ve Idareslne sigmmi§tir. Bu da 
derln blr Incellgl ve nalfllgl gostermez ml? 

Bltlrlrken; gokyiizii, masmavl atlas yorgamm iistiime serlyordu. Bulutlann hayal 
diinyalarma dogru bakarken kendlml miinzevl blr ruhla sohbet ederken buldum. Bazen goge 
baktigimda gogii goriilmeml? riiyalarimm kurgulandigi yer olarak algilarim. Yiiziimu ge9ml§e 
donerek; yikmtilari, harap beldelerl ve bilge yiizlerl hayal ederlm. Boyle blr giinde Haldun'un 
kendlslyle kar§ila§tim, bana §unu soyledl: 

'Gen9ken kendl bedenlmden di§ari 9ikan ben He sohbet etml§tlm. Ben'lm bana lllmle 
l§tlgal etmeml soyleml§tl. Firtmalar l9lnde ge9en hayatimdan gerlye toz zerrelerlnden ba§ka 
blr bu llmlm kaldi.' 

Ilik meltem riizgari, kurdugum hayallerln son par9aciklarmi dagitana degln bu bilge lie 
sohbetlml siirdurdiim. Bulut kiimesl kayboldugunda tekrar ya§amm kisitli alanmda bulunan 
ger9ege dondiim. Ve Inamyorum kl, tiim reallzmlne ragmen tbn Haldun da melankollyl 9ok9a 
sevlyordu. Belkl de tbn Haldun realist diinyadan 90k kendlslnln romansi hayal diinyasmda 
kaldigi l9ln bugiine degln 9aglan a§arak gelml§tl. Mehmet Haldun, benzetmenln tam 
manasiyla masali olan blr adamdi. Ve bu masali dlnlemeyl sevlyordum. Mukaddime'nin 
satirlari arasmda gezlnlrsenlz, bakalim slzde bu masalm par9alarmi bulabllecek mlslnlz?.. 



'VVU 



-'xfty. 




V— c*^^ 



^J"-':< ■-'^^^'— ♦i^^-^.' U* V f -'-- ^ ^^' . -^"'1 
p^i^ /^ ^V c—^ — ^ t-KjO *^r^^ -T'-'-t ' '-v 










'*zf'^'^7j^^. 





XLIV 



Rainer Maria Rilke (1) 

AGIR SAAT 

"Kim aglarsa §imdi diinyada bir yerde, 
nedensiz aglarsa diinyada, 
bana aglar. 

Kim giilerse §imdi bir yerde geceleyin, 
nedensiz giilerse geceleyin, 
bana giiler. 

Kim giderse §imdi diinyada bir yere, 
nedensiz giderse diinyada, 
bana gider. 

Kim oliirse §imdi diinyada bir yerde, 
nedensiz oliirse diinyada, 
bana bakar." (RILKE) 

Bu §iir agirla§an dakikalarm altmda ezilen ve insanlarca aglanan, giiliinen sonlara olan 
yolculugun neticesinde oliimiin hayatma teslim olu§umuzu imliyor. Agirla§an bir zamanda 
Rainer Maria Rilke, 4 Aralik 1875'te Prag'da Alman asilli bir ailenin 90cugu olarak doguyor. 
O zamanlar daha Avusturya'nm egemenligi altmda olan bu §ehirde Almanlar azmliktadir. 
Rilke' deki yalmzlik duygusunu ve erken geli§en dil bilincini buna baglayanlar vardir. Bu 
gorii§, ancak belli bir ol9iide hakli olabilir; 9iinkii, yaradili§ bakimmdan di§a doniik bir 
ba§kasi, ayni ko§ullar altmda, bamba§ka bir yonde geli§ebilir, i9e kapali, ince sezi§lerin §airi 
olacagma, di§ diinyayi buyruk altma almaya 9ali§an bir zamamn efendisi olabilir. 

§airin babasi Josef Rilke, Avusturya ordusunda subay olmak istemi§, ama askerlik 
mesleginde pek yiikselemeden ayrilmak zorunda kalmi§, demiryollarinda miifetti§ olarak 
9ali§mi§tir. Orta halli, ya§amayi yadirgamayan, azla yetinmeyi bilen bu babaya kar§ilik, 
annesi Sophia Rilke ol9iisiiz tutkularin, a§iri ozlemlerin kadmidir. Oglunun subay olmasmi, 
kendi biiyiikliik ve soyluluk dii§lerini onun ger9ekle§tirmesini ister. Oysa, yedi aylik dogan bu 
narin yapili 90cugu, alt ya§ma kadar bir kiz gibi biiyiitmii§tiir. Bu yiizden, ikinci 90cugunun 
oglan olarak dogmasma bir tiirlii ali§amaz. Sik sik bir oyun oynarlar aralarinda, annenin 
sahneledigi bir oyun: Anne odasmda oturmaktadir. Derken kapi vurulur. Anne sorar: "Kim 
o?" Ogul di§ardan seslenir: "Ben, Sophie" (annenin kendi adi). Rilke daha sonra §oyle 
demi§tir: "Ben sevemem, annemi sevmem de ondan." Sevemeyecegini soyleyen bu adam, 
sevmeyi pek yiiceltmi§tir oysa, sevilmeyi gereksiz gorecek, yadsiyacak kadar. Bu duygu Tanri 
anlayi§mi da biiyiik ol9iide etkilemi§tir. Oyle ya, Tann'ya ne denli yakla§irsaniz yakla§m, 
hi9bir zaman varamazsmiz ona, onunla birle§emezsiniz; ama ona eri§meye 9ali§irken 
kendinizi biiyiitiip geli§tirebilirsiniz. Oysa sevgi kar§ilik gordiigiinde, seven i9in yolculuk 
bitmi§, durgunluk ve suskunluk ba§lami§tir. 

RJLKE ailesinin zoruyla girdigi askeii okuldan ayrihyor. Saray noteri olan amcasmm 
meslegini siirdiirsiin diye, hukuk9u olmasmi istiyorlar, bu da sonu9 vermiyor. Bu arada 
durmadan §iirler, oykiiler, oyunlar yaziyor. Ilk §iirlerinin 90gunu sonradan begenmez. Derken 
Miinih'e gidiyor ve Lou Andreas Salome'yi taniyor, ki hayatmm doniim noktasidir bu. 
Rilke' den ondort ya§ biiyiik olan bu son derece ilgin9 kadm, daha once Nietzsche'yi tanimi§. 



XLV 



onu oylesine buyulemi§ ki, filozof, kendisinden hayli genf olan bu kadina, bir arkada§inin 
araciligiyla evlenme teklif etmi§ ve cevabi beklemek iizere bir ba§ka kente gitmi§, daha 
dogrusu ka9mi§tir. Aldigi cevapsa olumsuz tabii. Lou Salome 90k sonra, ya§i elliyi buldugu 
siralarda Freud' la tani§iyor, onu da oyle bir hale getiriyor ki, Freud, verdigi konferanslara 
onun da gelmesini tutkuyla istemeye ba§liyor. Bir konferansina gelemeyen ya da mahsus 
gelmeyen Lou'ya yazdigi bir mektupta bakin ne diyor iinlii ruh bilgini: 

"Dinleyiciler arasinda belli bir kimseye seslenmek gibi kotii bir ali§kanlik edindim; diin de 
senin i9in ayrilan bo§ koltuga, buyulenmi§ gibi baktim durdum." 

Lou Salome' nin ba§lica silahi giizelligi degil. Du§uncelere kar§i pek yiiksek bir duyarliligi 
var. Yaratici erkeklerle kar§ila§tigmda, onlarm ruh yapilarmi biitiin ozellikleriyle 
kavrayiveriyor, yaratici gu9lerini kimildatip devindirerek geli§melerine yol a9iyor. Yaratici 
erkek ki§iliklerine ustaca bi9im veren bir (Jung'un deyimiyle) 'anima' bu kadin. Onu bir kez 
taniyan, ondan etkilenen biiyiik adamlar, o ayrildiktan sonra ozlemle, tutkuyla anyorlar 
kendisini. ^iinkii Lou, ilgi duydugu bir erkegin gu9lerini iyice uyandirip seferber ettikten, onu 
yoriingesine yerle§tirdikten sonra, hemen 9ekiliyor, 9ekilebiliyor; hi9bir erkege tam vermiyor 
kendini. Asia ula§amayacaginiz birisidir bu kadin. Rilke'nin mektuplarinm en ozenilmi§ 
olanlari, ona yazilmi§ olanlardi. Tani§ip seviyorlar birbirlerini, derken ayrilma zamani 
geldigine karar veriyor Lou. "Sana ancak 90k gerektigim zaman, en kotii saatinde arayacaksin 
beni" deyip gidiyor. Ona birka9 yil sonra §oyle yaziyor Rilke: "O zaman da hissetmi§tim, 
bugiin de biliyorum ki, seni ku§atan o sonsuz ger9ek, o son derece iyi, biiyiik ve iiretici 
donemin en onemli olayiydi. Beni yiiz yerimden ayni anda kavrayan o degi§tirici ya§anti, 
senin varliginin biiyiik ger9eginden doguyordu. Daha once, o aranan durumsayi§larim 
sirasinda, hi9 o kadar duymami§tim hayati, o kadar inanmami§tim §imdiye, gelecegi o kadar 
tanimami§tim. Sen biitiin ku§kularin tam kar§itiydin; dokundugun, uzandigin ve gordiigiin her 
§eyin var olduguna tamklik edendin. Diinya bulutlu goriinii§iinden siynldi, zavalli ilk 
§iirlerimin belirli ozelligi olan o birlikte aki§ ve 90ziilii§ten kurtuldum; nesneler dogdular, 
yava§ yava§ ve gii9liikle ogrendim her §eyin ne denli yalin oldugunu ve olgunla§tim, yalin 
§eyler soylemeyi ogrendim. Biitiin bunlar, kendimi §ekilsizlik i9inde yitirme tehlikesiyle kar§i 
kar§iya bulundugum bir sirada seni tanimak mutluluguna erdigim i9in oldu." 

Lou ile birlikte Rusya'ya gidiyorlar. 'Saatler' kitabinm yazilmasinda bu yolculugun ve 
ku§kusuz, Lou'nun biiyiik etkisi oluyor. Derken, Rodin'in ogrencisi, heykeltra? Clara 
Westhoff la evleniyor. Birlikte ya§ayi§lari pek kisa siiriiyor. Birbirlerinden ayri ya§iyorlar, 
ama nedense omriiniin sonuna kadar kansindan bo§anmaya razi olmuyor (belki de kizi Ruth'u 
dii§iindiigiinden). Ama yinede Lou i9in yazmi§tir "sensin benim" §iirini. . . 




XL VI 



Rainer Maria Rilke (2) 

SENSiN BENiM 

Sensin benim buldugum biitun bu §eylerde, 
Bu sevgiyle, karde§9e baglandiklarimda; 
Tohum gibi gu9lenirsin daracik yerde, 
Biiyiikteyse buyiiksun, bakarim da. 

inanilmaz oyunu bu gu9lerin i§te, 
Oyle i§lerler aktiklan yerde ki: 
Koklerde biiyiirken azalir govdelerde 
Ve dirilirler aga9 tepelerinde sanki. 

Sonra Paris, Paris miizelerindeki sanat eserleri, ozellikle Cezanne, bir de Rodin, Rilke'yi 
derinden derine etkiliyor. Ya§antiya bir Cezanne resmi, ya da bir Rodin heykeli gibi bi9im 
vermeyi, sozlerle adeta §iirler resmetmeyi, §iirler yontmayi onlardan ogreniyor. Yine Paris'te 
Andre Gide'le, Paul Valery ile tani§iyor. Gide, 'Malte Laurids Brigge'nin Notlari'm 
okuduktan sonra, "tki haftadir sizinle ya§iyorum, kitabiniz biitiin varligima el koydu. Sizi 
daha iyi tammami sagladigi i9in ona oyle bor9luyum ki; sizi daha iyi tanimak daha 90k 
sevmek demek de ondan" diye yaziyor Rilke'ye. Valery ise, "Bugiine dek tamdigim 
olaganiistii ki§iler arasinda en biiyiileyici olanlardan biri ve en esrarli olani Rilke'ydi. 'Biiyii' 
soziiniin herhangi bir anlami varsa, diyebilirim ki onun sesi, baki§i, davrani§lari, onunla ilgili 
her §ey, biiyiilu bir varlik izlenimi birakiyordu ki§ide" diye soz ediyor ondan. "Sendeki 
yalmzligim" dedigi yalmzligim her yere gotiiriiyor 9unku, bu yalmzlik onun i9in artik 
vazge9ilmez bir varolu§ ko§ulu olmu§tur, artik onunla ve onda barinmaktadir... Ancak ara sira 
ve kisa bir siire i9in gev§eyen, hemen ardindan daha da yogunla§an 19 gerilimini kentten 
kente, iilkeden iilkeye ta§iyarak sonuna dek dayanacaktir. 

"Uzun bir susu§tan sonra, bir9oklarinca yiizyilimizin en onemli §iirleri sayilan Duino 
Agitlari'm bitiriyor. tnsan varhginm sinirli ve eksikliklerle yiiklii olmasindan duyulan derin 
bir umutsuzluk dile gelir bu §iirlerde ve bu umutsuzlugun dogurdugu yeni bir melekten soz 
edilir. Biiyiik tragedyalara vergi bir ozle dolu olan bu §iirlerin hemen ardindan, onbe§ giin gibi 
kisa bir siirede, ellibe§ §iirlik 'Orpheus'a Soneler'i yaziyor. Bunlar, tragedyamn gerilimli 
durumunu siirekli ya§ayan ve sonunda ba§anyla bu durumun iistune yiikselen bir §airin, §iirle 
musikinin pTri sayilan Orpheus'a sundugu ovgiiler, tiirkiilerdir." (PIRBAB M.) 

Bir giin, bir dostunun §atosu olan Muzot'ta kahrken, giizel bir Misirli kadin geliyor §airi 
gormeye, §iirlerine tutkun bir kadin. Rilke seviniyor, ona giil toplamak i9in §atonun bah9esine 
ge9iyor. Eline diken batiyor giil koparirken. Agri artinca, hekime goriiniiyor. ilerlemi§ 
durumda kan kanseri oldugu anla§iliyor. tki ay sonra da oliiyor. Mezarta§ina, kendisinin 
ozellikle hazirladigi §u misralar yazihyor: 



"Giil, ey saf 9eli§ki, nice gozkapaginm altinda 
hi9 kimsenin uykusu olmamanm sevinci." 



XLVII 



vV 



I _ 








"'*>Crt>'' ^J^/^r^*'-!^. ^^u^i ^J^iJ< 






XLvni 



Tiirkistan Milli Hareketi onderlerinden Dr. Baymirza Hayit 

Tiirkistan deyince akla gelen ilk isimlerden olan; "Bilim adami, biiyiik Tiirkistan tarih9isi 
ve Sovyetolog Baymirza Hayit, bugiinkii Ozbekistan'in Fergana Vadisi, Namangan 
vilayetinin, Yargorgan koyiinde 17 Aralik 1917'de dogmu§tur. Annesinin adi Rabia, 
babasmm adi Hayit Mirza Mahmutmirzaoglu'dur. Dokuz 90cuklu 9ift9i bir ailenin 90cugu 
olan Baymirza Hayit Ozbek Tiirklerinden olup, 90cukluk yillari hayatmda derin akisler 
birakacak olan Sovyet Kizilordu milislerinin kanli eylemleriyle doludur." ( Erol C.) 

Sovyet hakimiyetinin tam olarak saglanamadigi 1923 'lii yillarda Baymirza'nm ilk egitim 
hayati mahalle mektebinde din egitimiyle ba§lar. Bir yil sonra Cedit Mektebi'ne yazilan 
Hayit, okulun dordiincii smifmda iken Namangan Vilayeti Talim Terbiye Teknikleri Okulu'na 
ge9er. Yazmaya ve okumaya son derece merakli olan Hayit ilk yazilarmi okulun duvar 
gazetesi "Bizim Fikir"de ne§reder. Okuldaki miisamere ve §iir giinlerinde dikkatleri iizerine 
9eken Hayit, kisa bir siire sonra Tiirkistan yeralti milliyet9i aydmlarmdan olan Siileyman 
(^olpan, Gafur Gulam, Safizade ve Refik Miimin'lerle tani§ip (^olpan'm ozel alakasma 
mazhar olur. Cedit9i ve Tiirkbirlik9i aydmlarm, toplandigi (^maralti kahve muhitinde Usta- 
^irak usuliine gore Hayit, edebiyat ve musiki sohbetlerine katilir. (^maralti muhiti, Hayit'in 
daha sonraki yillarmi manalandiracak olan tarih ve millet §uuru almasmm yamnda yol, 
yordam, usul, erkan ogreten ikinci bir okul vazifesini gormii§tiir. 

1933 yili gen9 Hayit'in hayatmda bir doniim noktasidir. (^iinkii bu yillar Stalin'in harekete 
ge9ip son geride kalan Tiirkbirlik9i ki§i ve odaklari temizleme hareketinin adi oldugu 
yillardir. Halk dii§mani su9lamasiyla, ger9ekten geride kalmi§ biitiin aydmlar temizlenmi§tir. 

1943'te yiiksek okul imtihamm kazanan Hayit once Andican vilayeti Sulama (Ziraat) 
Okulu'na, ardmdan Hokand vilayetinde Tip Fakiiltesi'ne girerse de, ruhunun bir tiirlii 
isinamadigi bu okulu da birakip Tiirkistan Sovyet Muhtar Cumhuriyeti'nin 1920-1921 yillari 
arasinda Savunma Bakanligi yapmi§ Ustubayev vasitasiyla "Ta§kent Universitesi'nin Tarih 
Fakiiltesi'ne kaydolur. Fakiilte sekreterliginden Baymirza Hayitovi9 Mahmudov olarak 
diizenlenmi§ ilk talebelik kimlik kartini alir. Hayit bu Rus mantikli ismin yarisindan, once 
1939'da girmi§ oldugu Kizilordu'daki askerlik hizmetinde (Baymirza Hayitov), geri 
kalanmdan da 1942'de Tiirkistan lejyonuna katildiginda kurtulacaktir. 

Hayit, Ta§kent Universitesi Tarih Boliimii'nden 1937'de mezun olur. Okul yillari boyunca, 
yaz tatillerinde kolhozlarda 9ali§irken, Stalin diktasinm en aci ornekleriyle kar§ila§arak hayata 
hazirlanmaktadir. Hayit'in yeti§mesinde onemli rolleri olan Ozbekistan Milli tttihat Partisi 
Ba§kani Feyzullah Hocayev, Ozbekistan Komiinist Partisi Sekreteri Ekmel tkram, biiyiik 
§airlerden Abdiilraif Fitrat ve Siileyman (^olpan gibi taninmi§ simalar ve ogretmenler 
tamamen temizlenmi§, fakat bu defa da okullarda egitim verecek ogretmen kalmami§tir. 
Sovyet hiikiimeti yiiksekokullarda okuyan ogrencileri hizlandirilmi§ egitime tabi tutup nizami 
egitim enstitiisii'nde ii9 aylik kurs sonunda ogretmen olarak gorevlendirmektedir. Bu yoldan 
Enstitii'yii ba§ariyla bitiren Hayit, once Turokargan rayununda, ardindan Sir-Derya buyunda 
Camacoy ve Sayram koy okullarinda ogretmenlik yapip ardindan Rayun (kaza) Maarif 
Miidiirliigii'ne tayin edilir. Bu arada Ta§kent'e gidip iiniversitedeki imtihanlarina girmektedir. 
30 Ekim 1939'da yiiksek dereceyle Ta§kent Universitesi 'ni bitirdiginde Hayit'i 2. Diinya 
Harbi cephesine 9agiracak celp kagidinm gelmesine 90k fazla bir zaman kalmami§tir. NKVD 
'nin gozdagi vermek i9in tutuklanmalara ba§lamasi iizerine, Lenin'in karisi Nadya Krupskaya 
'ya mektup yazmasi bir §eyi degi§tirmeyecek ve hem en ardindan askere 9agrilacaktir. 

Cepheye gitmeden 15 giin once annesinin israriyla Tohtahan adinda bir kizla evlenen 
Hayit , bir daha e§ini goremedigi gibi, ondan olan 90cugunu da tam 52 yil sonra gorebilecegi 
uzun bir macerah yola 9ikacaktir. 1939'un 23 Aralik'inda Namangan'dan hareket eden Hayit, 
okul tatillerinde Sovyet sistemine gore askerlik egitimi almi§ oldugundan Kizilordu'ya 
Tegmen riitbesiyle katilarak, Polonya cephesinde Qijov §ehrine gelir. Tank9i sinifi kursuna 



XLIX 



tabi tutularak Polonya cephesinde sava§a katilir. Almanlarla yapilan sava§ esnasinda Beyaz 
Rusya'nm Slutsk §ehri yakinlarinda (194rde) Almanlara esir du§er. Alman esir kamplarinda 
uzun ve son derece agir §artlar altinda olumii bekledigi giinlerde, Tiirkistan'm biiyiik 
Turkbirlik9ilerinden olup 1920'lerde Rusya'dan ka9ip Paris'e yerle§en Mustafa (^okay'in 
yardimiyla kurtulur. 

Almanlann, Ruslara kar§i kurdugu Tiirkistan lejyonunda gorev alan Hayit, Almanlarin 
teslim olmasiyla miittefik kuwetlerin Stalin'le anla§malari geregi birka9 kere daha oliimden 
kil payi kurtularak, sava§ sonrasi Almanya'ya yerle§ir. 

1947'de Miinster/ Westfalen Universitesi'nin Felsefe Fakiiltesi'ne yazilan Hayit, bundan 
boyle hayatim vakfedecegi Sovyet ara§tirmalanyla, Sovyetler Birligi i9indeki Tiirk halklannin 
siyasi, tarihi ve dini meseleleri iizerine 9ali§maya ba§layacaktir. 1950'de parlak bir dereceyle, 
hazirlami§ oldugu "Tiirkistan (Hokand ve Ala§ urdu) Milli Hiikiimetleri" adli teziyle Felsefe 
Doktoru unvanini kazanir. 

Hayatini, Tiirkliige ve Tiirkistan tarihine adayan Dr. Baymirza Hayit, artik evinden 
9ikamayacak kadar rahatsiz oldugu yakin zamana kadar, diinyanin degi§ik yerlerinde 
konferanslara, milletlerarasi toplantilara katilip iiniversitelerde ders vererek, makaleler ve 
kitaplar yazarak, siirekli 9ali§arak ge9irir. 

1950'de Alman Ruth Hamm'la evlenen Hayit'in bu evlilikten Ertay ve Mirza adinda iki 
oglu, Dilber adinda bir kizi, ayrica Ozbekistan da evlendigi ilk e§inden olma Bekmirza 
adinda bir oglu vardir. (Bekmirza, 199rde tstanbul'da babasi Baymirza ile gorii§iip, 
Ozbekistan'a dondiigiinde olmii§tiir.) 

Hakkinda Sovyetler Birligi'nde binlerce sayfa tutan (aleyhinde olmak iizere) yazilar, 
lehine ise yiiksek lisans ve doktora 9ali§malari yapilan Dr. Baymirza Hayit, yiizlerce makale, 
bir o kadar da bro§iir ve risale, pek 90k ilmi kitabin miiellifi olmasinm yaninda milletlerarasi 
ilmi ve siyasi pek 90k kurum ve kurulu§un da iiyesi bulunmaktadir. Diinyada Tiirkistan Tarihi 
bu degerli ilim adamimizin eserleriyle birlikte amlagelmektedir. . . 

Ulkemizde pek 9ogu Tiirk9eye terciime edilen (Almancadan) eserlerinden bazilari 
§unlardir. 

Tiirk Diinyasi'nda Rus Emperyalizminin Ayak tzleri Sovyetler Birliginde - Tiirkliigiin ve 
islamin Bazi Meseleleri Basmacilar (1917-1934 yillarinda Tiirkistan Milli Miicadelesi) Rus 
yonetimi altindaki Tiirkistan ve Islam, Rusya ile Q'm Arasinda Tiirkistan. 

HAKKINDAKi BAZI ESERLER: 

Yeni (^ag Tiirkistan Tarihi Kaynaklari ve Dr. Baymirza Hayit; Erol Cihangir, TURAN 
KtiLTUR VAKFI 

Heniiz 16 giinliik evli iken Kizilordu saflarinda 2. Diinya Harbi'ne katilmak iizere cepheye 
giden Baymirza Hayit, vatanma ve ailesine ancak 52 yil sonra donebilecektir. Dondiigiinde 
akrabalarindan birka9 ki§iyle gorii§tiikten sonra varligindan haberdar oldugu oglu Bekmirza 
bir yil once olmii§tiir. Acilar, ihanetler ve 9etin miicadelelerle dolu bu hayatta onu ayakta 
tutan tek §ey, herhalde inanmi§ bir adamin dervi§9e giiliimsemesi olsa gerektir. Boyle 
soyliiyor Hayit'in sevgili dostu G. won Mende'nin e§i Koro won Mende. Ve devam ediyor... 
"Ne zaman Mirza Bey aklima gelse, onu hep giilerken hatirlarim. Onu ba§ka §ekilde 
dii§iinmem miimkiin degil. Ve oyle saniyorum ki onu hayatta tutan bu giiliimsemesi dir. 
Kendine yabanci olan bir iilkede 50 yil ya§adi. Bu onun i9in 90k zor olmaliydi, ama o i9ten 
giiliimsemesiyle sadece kendi ayakta kalmadi, ayni zamanda iimitsizlik i9inde olan dostlarina 
da bitmez bir destek ve ya§ama giicii verdi." 

Yayin Yili: 2000; 136 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x21 cm; KARTON KAPAK; 
ISBN:9757893285; Dili: 

TURK^E 



L 



Dr. Baymirza Hayit Armagani; Erol Cihangir/Rasim Ek§i, TURAN KULTUR VAKFI 

igiNDEKiLER 

- Turan Kiiltiir Vakfi Milli Kahramanlari Hatirlamak ve Baymirza Hayit 7 

- Ebulfez El9ibey Hocam Baymirza Hayit 1 1 

- Rasim Ek§i Tiirkistan ve Dr. Baymirza Hayit 15 

- Erdogan Asliyiice Dr. Hayit'e Vefa Borcumuz 19 

- Abdiilkadir Donuk Baymirza Hayit Hocam 21 

- Mehmet Saray Dostum Baymirza Hayit 25 

- Erol Cihangir Dr. Baymirza Hayit'in Hayat Hikayesi 27 

- Haci Yakup Anat Dogu Tiirkistan mi, Uyguristan mi? 105 

- H. Emel A§a Kazak Tiirklerinin Ilk Milliyet9i Dergisi 111 

- Hakan Co§kunaslan Tiirkistan Bagimsizlik Tarihinde Miinewer Kari ve tttihat Terakki 
119 

- Kemal (^apraz Tiirkistan Hatiralan'nm Ne§ri ve tsa Yusuf Alptekin 137 

- Yusuf Gedikli Adil Hikmet Bey ve Asya'da Be§ Tiirk 147 

- Ahmet Kabakli Enver Pa§a Basmacilar ve Baymirza Hayit 155 

- Timur Kocaoglu Tiirkistanli Go9menlerin Siyasi Faaliyetleri Tarihine Bir Baki§ 159 

- Cihangir Muhammed Baymirza Hayit'in Derdi ve Rusya'nm Son Provakasyonlaril 183 

- Mirhasan Osmanov Sovyetler Birligindeki "Sovyet Ara§tirmacilannin" Tenkid 
Edilmeleri Hakkinda 189 

- Abdurrahim Polat Baymirza Hayit ve Biiyiik Tiirkistan 195 
Michael Rywkin Survival of Soviet Features Post-Soviet Turkestan 201 

- Suphi Saat9i Dar Agacinda Sallanan Bayraklar 211 

M. A. Ta§kin Tiirkliigiin Be§igi Olan Afganistan ve Oradaki Tiirkler 215 

- Arslan Tekin Bizim Diyar Ozbekistan 233 

- Yusuf Nej at Turan Iran Tiirkmenleri 255 

- Lokman Uzel 1905 Yilinda Kazakeli'nde Ba§layan Ala§ Orda Hareketi ve Ala§ Partisi... 













,j.J 







Hint kiyilarmda bir Tiirk imparatoru ve oliimsiiz a^ki 



LI 



Babiirliiler, muson yagmurlannm tanelerini biraktigi kiyilarda e§siz bir medeniyet 
kurmu§lardi. i§te bu oliimsuz yillarda yapilan Tac Mahal, Turk-Hint tinparatom §ah Cihan'in 
biiyiik a§kinin semboliidiir. 19 sene evli kaldigi e§i Banu Sultan, tmparator'a tarn 14 9ocuk 
dogurduktan sonra rahatsizlanir ve dogum sirasinda oliir. §ah Cihan, iiziintusunden diinyevi 
zevklerden elini ayagini 9eker, sonunda da devlet i§lerini ogullarina devredip karisi i9in bu 
muhte§em aniti yaptirir. Tac Mahal giin dogarken, batarken, ya da ay i§iginda tamamen 
degi§ik goriintiiler, bamba§ka renkler yansitir, 9unku anitta kullanilan ak mermerlerin i9ine 
yari kiymetli ta§lar yerle§tirilmi§tir. Ta9 Mahal'in muhte§em kubbesi Osmanli'dan getirtilen 
bir mimara yaptinlmi§tir. Gune§in i§inlarinin degi§imine uygun olarak a9ik leylak renginden 
kreme, pembeden sariya kadar, renkten renge buriindiigu masalsi bir anittir Ta9 Mahal. . . 

Eski soylencelerdeki Ta9 Mahal'in hikayesine gore; Burhanpur'da oliim do§eginde iken 
Miimtaz Sultan, §ah Cihan' dan kendisi i9in biiyiik bir kabir in§a ettirmesini ister. Fakat hi9bir 
kayit bundan bahsetmez. Sadece §ah Cihan' dan 9ocuklanna kar§i sevgili, biiyiiklerine kar§i 
saygili olmasi istegine yer verilir kaynaklarda. Miimtaz'in oliimii, §ah Cihan'i derinden 
yaralami§tir. Bir siire elini etegini her §eyden 9eken §ah Cihan, kisa siirede 90k 
ihtiyarlami§tir. Sanki zaman aniden bu oliim ile hizlanivermi§tir. Giinlerce bir §ey yemez, ne 
gorkemlice giyinir, ne miizik dinler, ne de sarayin ihti§ami onu hi9 eskisi gibi ne§elendiremez. 
§ah Cihan'in sonraki laf dinlemez inat9i karakterinden anla§ilacagi iizere, Banu Hanim onu 
90k derinden etkilemi§tir. Kayitlara gore degil, rivayetlere gore §ah Cihan, bu yastan 
kurtulunca tarn bir zevk dii§kiinii olmu§tu. Oyle ki onlarca cariyeyi haremine almi§ ve Mina 
Bazar onun i9in devamli gidip giizel cariyeler baktigi bir yer olmu§tu. Dans9i kizlar bile 
ak§am alinip sabaha hediyelerle geri gonderilmi§tir. §ah Cihan'i bu ahlaksiz alaca karanlik 
hayattan kurtaran ki§i ise yine bir ba§ka kadin, en sevdigi kizi Cihannare idi. Biitiin miihiirler 
§imdi onun elinde idi. Ama diger kizi Ru§anare bunu 90k kiskamyordu. Hatta bazi 
dedikodular der ki; Cihannare babasina cariye bakarken yardim bile ederdi. §ah Cihan'in 
sonu hakkinda, Hindistan tarihi kitaplarinda, birisi O'nu sevenlerin, digeri de malum oldugu 
iizre sevmeyenlerin benimsedigi iki tiir hikaye vardir. tki sultan 90k rezil bir halde olmii§tiir. 
Oglu Evren cebe onu Agra Kalesi'ne hapsetmi§ ve §ah Cihan burada bir ihtiyar bunak olarak 
olmii§tiir. i9kiye kar§i direnci ve mesafesi ile bilinen Sultan, bu sefer su gibi i9mi§, miistehcen 
§arkilar soylemi§tir.. Sonunu da bu kotii ya§anti getirmi§tir. Diger hikayeye gore ise §ah 
Cihan dine yonelmi§tir. Vaktinin 90gunu Kur'an okuyarak ge9irmi§, sonunun yakla§tigini 
anlayinca oglu Evren Cebe'ye bir mektup yazmi§, hizmet9ilerine hediyeler verip helallik 
alarak son sozlerini soylemi§tir. Ve §ahadet getirerek vefat etmi§tir. Ama her iki hikayede de 
ortak olan §ey, §ah Cihan'i oglu Evren Cebe'nin "Kizil Kale"ye hapsetmesidir. Dindar bir 
sultan olan Evren Cebe, babasinm Ta9 Mahal'i yaptirmasim biiyiik bir miisriflik olarak 
dii§iiniirken, babasinm hemen Ta9 Mahal'in kar§isina, kendisi i9in bir de Siyah Ta9 Mahal 
yaptirmak istemesi bardagi ta§iran son damla olmu§tur. Zaten babasinm taht sava§larindan 
sonra hayatta kalan tek veliahtidir. Ama Evren Cebe, her ihtimale kar§i babasinm kendisine 
kar§i gii9 toplamasim bile dii§iinmii§ olabilir. Evren Cebe ki, diger ii9 karde§inin her birini 
taht kavgalari sirasinda zayif noktalarindan yakalayip oldiirmii§tiir. Boylelikle tahta layik tek 
ki§i olarak kalmi§tir. §ah Cihan, Kizil Kale'nin pencerelerinden tam 8 yil kederli gozlerle Ta9 
Mahal'i izledi. Belki de Kizil Kale'nin pencerelerinde ve duvarlarinda hissettigimiz ve 
koklayabildigimiz aci §ah Cihan' dan kalmadir. Son anlarinda me§hur mektubunu oglu Evren 
Cebe'ye yazarken de belki ayni aci i9indeydi. Belki de bir hata yaptigim kabul eder gibi; 
"Miisliimanlara ve halkima iyi bak. Onlardan kimse hor goriilmesin, oldiiriilmesin" diyordu. 
Ve hayatinin son anlarini hep Miimtaz Mahal'ine kavu§ma arzusu ile ge9irdi. Hangi hikaye 
dogru olursa olsun, O, devrinin en muhte§em sanat eserini yaptirarak diinyaya e§i ve benzeri 
olmayan bir a§k numunesi birakti. Erciiment ve Hiirrem'in a§ki bununla oliimsiizle§ti. 



LII 



Ta9 Mahal; Ta9'in, yani "hukumdarin sarayi" demektir. Miimtaz Mahal ise saraylarin 
se9ilmi§i demektir. Oyle se9ilmi§ bir saraydir ki bu, beyaz mermer yapi tarn ortasindaki 
kabrin altinda bir adamin kalbini saklar. . . 



VA 



'Aj^ 

















LIII 



Kaybolan cennetin pe^inde 

Alman asilli Rus Dogubilimci Vasili Vasilyevi9 Radlof i9in Sibirya cennetin ba§langi9 
noktasi idi.. Tivalann ifadesiyle "anamiz biiyiik Sibirya" §efkatli kollanm her zaman bize 
a9mi§tir. Ve §imdi Tiirkliigun kaybolan cenneti sevgili Sibirya bir zamanlar Radlof un 
gizemlerle dolu macera hirsiyla dump dinlenmeden ara§tinldigi gibi ke§fedilmeyi bekliyor. 

Radlof, Orta Asya ve Sibirya'nm az taninmi§ dillerini kendisine 9ali§ma sahasi olarak 
se9mi§, Turk9e ile birlikte Mogolca, Man9uca ve (^ince'yi de ara§tirmi§tir. Ara§tirma yapmak 
amaciyla Rusya'ya gitmeyi du§unen Radlof, Rus9a'yi da ogrenmi§tir. 1859'da Sibirya'ya 
gitmi§ ve orada 12 yil kalmi§tir. Bu 12 yillik siire onu olgunla§tirmi§tir. 

Radlof, Tiirkoloji biliminin onciisii sayilir. 81 yillik omriinun 60 yilini adadigi Tiirkoloji 
bilimi ile ilgili olarak, "Ben, hayatim boyunca yeni bir ilmin, Tiirkoloji'nin kurulu§ ve 
geli§mesini ya§adim ve guciimun yettigi kadar bu ilmin ilerlemesine hizmet ettim. Bu yiizden 
benim 9ali§malarim, ba§kalarinin da yardimim gerektiren bu ilim dalinin tamamlanmasi ve 
Tiirkoloji'nin devam etmesi i9in birer yapi ta§i olmaktan ba§ka bir §ey ifade etmez" demi§tir. 

1866 yilinda yayimladigi ilk eserinin onsoziinde Tiirk9e i9in, "Yeryiiziindeki hi9bir dil 
ailesi Tiirk9e kadar geni§ sahalara yayilmi§ degildir. Afrika'nm kuzeydogu bolgesinden 
Tiirkiye'ye ve Rusya'nm giineydogusundan Sibirya'nm giineyine ve Gobi ^olii'niin i9lerine 
kadar Tiirk9e konu§an kavimler ya§amaktadir. Onlarin biiyiik bir kismi, tslamiyeti kabul 
ettikten sonra diger milletlerin ve ozellikle din karde§i olan Arap ve Farslarin etkisi altmda 
kalmi§lardir. Bu etkiyi ozellikle edebi eserlerde gormek miimkiindiir. Onlar, yalniz dillerine 
uymayan Arap yazismi almakla kalmami§, yazi dillerinden binlerce kelimeyi de alarak oyle 
bir yazi dili meydana getirmi§lerdir ki, bu iizerinde rengarenk her tiirlii yamalar bulunan bir 
elbiseye benzetilebilir. Bu yazi dili, dogal olarak Tiirk halki i9in anla§ilamayan bir halkadan 
ibaret olup, halkm kiiltiir seviyesini yiikseltmek yerine, halk kiiltiiriiniin taze ye§illigi ile 
beslenemedigi i9in kendi kendini koreltmekteydi" §eklindeki degerlendirmesi ilgin9tir. 

HAY ATI VE CALI^MALARI 

Ger9ek adi ile Friedrich Wilhelm Radloff, asker bir babamn oglu olarak 1837 yilmda 
Berlin'de dogdu. 

Avrupa'nm devrimlerle 9alkalandigi 1848 yilmda Use egitimi almaktaydi, bu donem 
hayatinda derin izler birakmi§tir. Lise ogrenimi sirasinda klasik diller, Roma ve eski Yunan 
edebiyatlari, klasik ve modern Alman edebiyati konularinda aldigi iyi egitim, filolojiye 
ilgisini artirdi. 

Radlof, lise egitiminin ardindan 1854 yilinda Berlin Universitesi'ne girdi. Onceleri 
dinbilim egitimi aldi, daha sonralari filozof Johann Friedrich Herbart'in (1776-1841) felsefe 
ogretisinden etkilenerek bu alana kaydi. 

Berlin Universitesi'nde ogrenim aldigi yillarda kar§ila§tirmali dilbilimin kurucularindan 
Franz Bopp (1791-1867), donemin onemli dilbihmcileri; Michel Jules Alfred Breal (1832 
-1915), Friedrich Adolf Trendelenburg (1802-1872) ve Heyman Steinthal (1823-1899) bu 
iiniversitede 9ali§maktaydilar. Donem Avrupasi'nda ve egitim gordiigii Berlin 
Universitesi'ndeki dilbilim konusundaki yogun 9ali§malar ve nitelikli hocalari, Radlof un bu 
alana yonelmesinde biiyiik rol oynami§tir. Radlof, Berlin Universitesi'ndeki egitimi di§inda 
Halle Universitesi'nde iki donem ses bilimci August Pott'un (1802-1887) kar§ila§tirmali 
dilbilim derslerine de katildi. 

"Mogol ve Tatarlarin Kokenleri" (1845), "Kirgiz Ger9egi Uzerine" (1865), "Uygur 
Sorunsah Uzerine" (1874-1875) gibi 9ali§malari ile donemin bilim diinyasinda kendine 
onemli bir yer edinmi§ olan hocasi, Dogubilimci Wilhelm Schott'un (1802-1889) etkisi ile 
Dogu bilimini kendine 9ali§ma alani olarak se9ti. Radlof, Tiirk9e ile birlikte Mogol, Man9u ve 
^in dillerini ogrendigi gibi, tbrani, Arap ve Fars dili derslerine de devam etti. Ozellikle 



LIV 



Man9u Tunguz dilleri iizerinde durarak ilerideki ara^tirmalanni da bu konu iizerine 
yoneltmeyi du^iinuyordu. 

Jena Universitesi'ne sundugu "Uber den Einfluss der Religion auf die Nationalitaten und 
Sprachen Hochasiens" adli teziyle 20 Mayis 1858 tarihinde felsefe doktom oldu. Ayni yil 
Pauline- Auguste Fromm ile ni§anlandi. 

Ural-Altay dilleri konusundaki 9ali§malari ve Berlin' de olu§turulan "Rusya'nm Bilimsel 
Ara§tirmalari Ar§ivi"ne yaptigi biiyiik katkilar sayesinde Rusya ile iyi ili§kileri olan hocasi 
Schott'un tavsiye mektubu ile Dogu bilimi konusundaki 9ali§malarini surdiirmek iizere 1858 
yilinda o zamanki Rusya'nm ba§kenti olan Petersburg' a gitti. 

1854 yilinda Petersburg' da a9ilmi§ bulunan Vost09niy Fakiiltet'de (§ark Fakiiltesi) 
Kazem-beg, Tantavi, t.N Berezin, D.A.Chwolson, V.P Vasilyev ve Popov gibi taninmi§ 
ki§iliklerin 9ali§iyor olmasi, Radlof un Rusya'ya giderek Dogu dillerini yerinde ogrenmek 
istegini artirmi§ti. 

Yakut dili gramerini yazan O. Bohtligk de o zaman Petersburg'da ya§iyordu. Bu siralarda 
L. von Schrenk idaresindeki bir sefer heyeti (1858) Amur civarmda bulunuyor, fakat 
Radlofun da katilmak istedigi F. B. Schmidt'in Dogu seferi heyeti ise bir tiirlii yola 
9ikamiyordu. Bunun iizerine Baron P. Meyendorff ve F. A. Schiefner gibi destek9ileri 14 
Mayis 1859'da Radlofu Bati Sibirya'da bulunan Barnaul §ehrindeki yiiksek madencilik 
okuluna Almanca ve Latince ogretmeni olarak tayin ettirdiler. 

Radlof o zamanlar altm arayicilarmm merkezi olan Bamaul §ehrine be§ giinde vardi. Orada 
kendisi gibi Alman olan, o giinlerde bolgede bir denetleme-ara§tirma gezisine 9ikmaya 
hazirlanan Kuznetsk bolgesi madencilik miifetti§i Aleksandr Yermolaevi9 Freze ile tani§ti. 
Freze'den aldigi geziye katilma daveti ile 9iktigi kisa gezi Radlofun bolgedeki ilk gezisi 
oldu. Radlof, Vasili Vasilyevi9 adi ve Rus vatanda§ligmi muhtemelen bu donemde (1859) 
almi§tir. 

Radlof bu kisa gezi sonrasmda kendi yonetiminde ilk biiyiik ke§if gezisini, 1860 yilmda 
Altay bolgesinde, Rus - Q'm smirmdaki (^uy nehrine yapmi§tir. Bu gezi sirasmda yerel halk 
kiiltiirii ile ilgili bol miktarda omek toplami§, Rus ve Uzakdogu insanlari arasmdaki ili§kileri 
ara§tirmi§tir. Daha onceden bildigi Kalmik ve ba§ka Altay dillerine, bu gezi ve sonrasi ki§ 
aylarmda (^evalkov adli bir Teleut'tan ogrendigi Teleut (Telenget - Telengut) dilini de 
eklemi§tir. 

Radlof Sibirya'da 1859 - 1871 yillari arasmda 12 yil kalmi§, ki§m ogretmenlik yapmi§, 
yazlari da dil, etnografya ve tarih malzemesi toplamak iizere Sibirya ve Tiirkistan'da ya§ayan 
tiirlii Tiirk boylari arasmda seyahat etmi§tir. 

Radlof, 1872'den 1884'e kadar 12 yil Kazan'da kaldi ve bu zaman zarfmda ozellikle 
pedagoji, felsefe ve genel dil sorunlariyla ugra§ti, 9ali§malar ile ilgili 1 1 kadar eser yayimladi. 
1884'de Kazan'dan ayrilan Radlof, Petersburg Bilimler Akademisi'nin Tarih ve Eski 
Eserler Boliimii'ne iiye se9ildi ve oraya gidip yerle§ti. Ayni yil Kutadgu Bilig'i incelemek 
iizere Viyana'ya, 1886'da Kirim'a, 1887'de Bati Karamlari'na seyahat etti, 189rde 
Petersburg Akademisi tarafindan Orhon Bolgesi'nin arkeolojik incelemesi i9in diizenlene 
gezinin ba§inda bulundu, 1898'de yine ayni kurum tarafindan diizenlenen bir ara§tirma gezisi 
ile Turfan'a ve 1907'de etnografya miizelerini incelemek amaciyla Bati Avrupa'ya gitti. 

Daha sonraki donemlerde Uygurca el yazma metinler iizerinde 9ali§an Radlof, 12 Mayis 
1918 tarihinde Petersburg'da vefat etmi§ ve oradaki Protestan mezarligina defnedilmi§tir. 
Radlof kaybolan cennetin pe§inde bir omrii vakfetmi§tir. Sibirya Tiirkliigii, Radlof i9in 
kaybolan bir cennete benziyordu. Cennet, yani diinyada iken asla tam manasiyla 
goremedigimiz ke§fedemedigimiz yer. . . Tiirkliigiin yitik cenneti StBIRYA'dir efendim.. 

RADLOF'UN BA§LICA YAPITLARI: 



LV 



- Giiney Sibirya Tiirk Boylarinm Halk Edebiyati ile tlgili Denemeler - Proben der 
Volksliteratur der Tiirkischen Staemme Siid-Sibiriens 

- Kuzey Tiirk Boylarinm Halk Edebiyati ile tlgili Denemeler - Proben der Volksliteratur 
der nordlichen Tiirkischen Staemme 

- Tiirk Boylarinm Halk Edebiyati ile tlgili Denemeler - Proben der Volksliteratur der 
Tiirkischen Staemme 

- Kuzey Tiirk Dillerinin Kar§ila§tirmali Dilbilgisi - Vergleichende Grammatik der 
nordlichen Tiirksprachen 

- Die Lautalternation und ihre Bedeutung fiir die Sprachentwicklung 
• Zur Geschichte des Tiirkischen Vokalsystems 

- Tiirk Agizlari t9in Sozliik Denemesi - Versuch Worterbuches der Tiirk Dialecte 

- Kip9ak Dil Malzemelerinin Simflandirilmasi - Das Tiirkische Sprachmaterial des Codex 
Comanicus 

- Kuzey Tiirk Agizlarinm Kar§ila§tirmali Dilbilgisi - Vergleichende Grammatik der 
nordlichen Tiirksprachen 

- Altturkische Studien I, II, III, IV, V, VI 

- Ko§o Saydam ve Tonyukuk yazitlari, Kudatgu Bilig Metin ve fevirileri 






■'^^-»i 







^^j 



^ ^^ 



• V 






LVI 



Sagayli bilge F. N. Katanov -1- 



Kadim Hakas Turklerinin yeti§tirdigi en bijyijk alimlerden birisi 
hig §uphe yoktur ki Kazan Universitesi Tiirkoloji Profesorij F. N. 
Katanov'dur. Turk dili, edebiyati, folkloru, etnografyasi ve tarihiyle 
me§gul olan ara§tiricilarin, ge^itli Turk lehgelerini ogrenme 
zahmetine katlan(a)masalar bile, Katanov 'un TiJrkiye TiJrkgesine 
tercijme edilen makalelerini ve derledigi materyalleri mutlaka 
okumalan gerekmektedir. Saniriz, Turkiyeli ara§tiricilarin hemen 
yam ba§larindaki (Istanbul Universitesi Turkiyat Enstitiisu 
Kutuphanesi) Katanov kitaplarmdan yararlan(a)mamalarindan 
dolayi ya§adiklari eksikligi, "Tiirk Kabileleri Arasinda" adii 
kitapta yer alan makaleler bir nebze de olsa azaltacaktir. Sadece 
GiJney Sibirya Turklijgunun degil, bijtun dijnya TurklugiJnun 
yeti§tirdigi ilk buyijk Turkolog N. F. Katanov 'u tanimamiz igin 
Komen Yaymlari bu kitabi Atilla Bagci gevirisiyle hazirlami§tir. 
Boylece Katanov, bir nebze de olsa tozlu raflarm esaretinden 
kurtulabilmi§tir... 

Katanov kendi kalemiyle biyografyasmi §oyle yazmi§tir: 
"Benim adim Nikolay Fedorovig, Tatarcasi ise Pora, Hizir'in 
oglu aniamina gelmektedir. Ben 6 Mayis 1862'de izyum 
bolgesinde, Yenisey'e sol taraftan (giineybati) dokiilen 
Abakan nehrinin sol kiyisinda dogdum. Babam Sagay 
kabilesi Tatarlanndandir. Annem de Ka$ kabilesindendir. 
Babam kabile reisinin yazicisiydi. Ben de anne ve babam 
gib! Hiristiyan dinine inandim. Annem, babam ve biitun 
akrabalarimiz da Hiristiyan dinine inaniyorlardi. Hiristiyan 
dini Abakan vadisine XVIII yiizyilda gelmi^tir. Bununia 
birlikte §aman gelenek goreneklerini de a^ikare 
yapiyorlardi. Dag, su, ate$ ve gokyiizii igin bagi^lanan 
kurban kesimine de katiliyorlardi. Bu ruhlari ev 
hayvanlarmm koruyucusu olarak kabul edip onlara 
tapmiyorlardi. Sagay kabilesi (babamin kabilesi) Kara 
Kirgiz Tiirk Halki'nm kalmtisidir. Ka§ kabilesi de (annemin 
kabilesi) Abakan vadisine Yenisey'deki Krasnoyarsk §ehri 
Kagi deresinden gelmi^lerdir. ^arkiyatgi i. N. Berezin, Pars 
tarihgisi Ra^id'iJd-din'in Sbornik Letopisey' adii eserini esas 
alarak bu eserde adi gegen Sigait' kabilesini Sagay kabilesi 
diye du^unmektedir. Demek ki, Sagay kabilesi ilk once 
Mogolistan'in Kuzey bolgesinde ya^ami^tir. Sonradan Kara 
Kirgizlar (Qince-Hakmsi, Hakasi) tarafmdan idare altina 
almarak Abakan vadisine yerle^tirilmi^lerdir. Sagaylara 
Ruslar SagaytsT, Ka^lara da Kagintsi' demi^lerdir. 
GiJniJmiJzde bu kabilelerden birincisi Sagay bozkirlan' diye 
adiandirilan bolgede ya^iyorlar ve Yenisey vilayeti Askiz 
koyijnde bulunmu^ olan yabanci milletleri yonetmeye de 
katiliyorlardi. Kagi bozkirmda ya^ayan kabilelerin ikincisi 
ayni bolgenin Ust Abakan koyiindeki ba^ka uluslardan 
olanlari yonetmeye katiimi^ti. Ust Abakan koyii Minusinsk 
§ehrinden 17 verst uzaklikta ve Abakan'm sol kiyisma 
yakmdir. Askiz koyii de Ust Abakan'm giineybatismda, yani 
Ust Abakan'dan 100 verst uzaklikta, Askiz nehrinin sol 



LVII 



kiyisinda Abakan'in sol kolunda bulunmaktadir. Askiz'in 15 
verst uzakliginda, onun Kuzeybatisinda izyum yoresi yer 
almaktadir. Ben o izyum yoresinde dogdum ve 1869'a 
kadar orada ya^adim. Ben de Sagay kabilesindeki diger 
Qocuklar gibi ya^adim. Mevsimin ilk aylarinda anne- 
babamla birlikte, her tarafi agik Sagay bozkinndaki yazlikta 
ya^adim. 

Mevsimin soguk giinlerini de Abakan'in kiyisindaki 
Sarkagel goliine yakin bir yerde, ki^likta gegirdim. Yazlik 
ki^liktan 1,5-2 verst uzakta bulunmaktaydi. Ki^ligin 
yakinlarinda ot bigilecek gayir vardi. Sagay Tatarlari kiigiik 
hayvanlari otiatmaya gogu zaman kiigiikleri 
gorevlendirdiginden, yazlari diger gocuklaria birlikte koyun 
ve buzagilari otiatirdim. 1869 'da Egitim Bakanligi 'nin 
Askiz tek sinifli mesiek yiiksekokulu agilmi^ti. Ben de 
Rusgayi ogrenmek igin bafvurdum. Sagay kabileslnden olan 
Tatar amcam Efim Semonovig Katanov bana ogretmenlik 
yapti. Minusinsk bolgesindeki dagli Tatarlara Hiristiyan 
dinini yaymakia un kazanmi^ti. Bu faaliyeti sonunda 
1876'da Askiz'de bir giinde yakla^ik 3 bin insan 
Hiristiyanligi kabul etmi^ti. Amcam 1869'dan 1876'ya kadar 
benim ogretmenim oldu. Yazin her zamanki gibi izyum'da 
koyunlari ve buzagilari otiatmakia gegirdim. Mevsimin diger 
kismmda ise yiiksekokulda ogrenim gordiim." 

Hakas Turklerinin yeti§tirdigi bijyuk alimlerden olan F. N. 
Katanov hakkmdaki yazimizm ikinci bolijmunde; bu degerli alimin 
gali§malarina da deginerek onun ilmi ki§iligi ile ilgili bilgi verecegiz. 



V -^^ 




F. N Katanov 'un ilmi ^ali^malanna dair -2- 



LVIII 



"Agustos 1876'da Krasnoyarsk'taki klasik Gimnazya'ya (Rus irkindan olmayanlarin 
okudugu okullar) kaydimi yaptirdim. Gimnazya'ya ba§vumncaya kadar anne ve babamla 
birlikte yabani ve ev hayvanlarini kurban etme i§lerini yaptim. Ate§, su ve gokyiiziinu; 
insanlann ve ev hayvanlarinm hamisi olarak du§unup anne ve babam gibi ben de defalarca 
onlara taptim. Anne ve babamdan dolayi ben de Ruslarin Allah'inm (bog) gokyiiziinde 
bulunduguna inaniyordum. Ba§ka bir deyi§le Ruslarin gokyiiziinun ruhlarina taptiklanni 
du§unuyordum. Benim kabilemin Tatarlari gokyiiziinun mhundan ba§ka ate§in, dagin ve 
suyun mhlarina da ibadet ettikleri i9in ben de §amanlarin ve Hiristiyanlann komyucu olan 
ruhlara saygi gostermekle ilgili gorii§lerinin ayni oldugunu dii§iinerek, ayni milletten olanlann 
tiimii ve anne-babam gibi ayni zamanda §aman ve Hiristiyan olabilmenin ayncalikli oldugunu 
kabul ediyordum. Bu ruhlann her birinin insanogluna ve hayvanlara belirli alanlarda yardim 
ettiklerine, diger ruhlann i§lerine kan§madiklanna inaniyordum. Anne ve babamla birlikte 
§amanlarin yaptiklarim dikkatle izliyor ve onlar ne soylerlerse, hepsine korii koriine 
inaniyordum. Dua ederken ne hakkinda ettiklerini; §arki soylediklerken de nasil soylediklerini 
pek anlayamiyordum. §aman §arki soylerken kotii ruhlar onun i§lerine kan§iyor, ger9ek 
amacina ula§masina engel oluyor diye dii§iinerek, ona 90k aciyordum. 1874'te babam vefat 
etti, ben ogretmen amcamin himayesi altina girdim. Amcam ayni zamanda hem ogretmenlik, 
hem de Askiz bozkiri meclisinin birle§mi§ 9e§itli kabilelerinin posta katipligi gorevini 
yapiyordu. Dolayisiyla 1874-1876 yillarinda giindiiz okuyor, ak§am ise mecliste mektup 
i§leriyle ugra§iyordum. Mecliste Rus hattatligiyla yakindan tani§mi§tim. 

1884'te Gimnazya'dan altin madalyayla mezun oldum. Genel derslerden ba§ka bu okulda 
Latince, Yunanca, Fransizca ve Almanca ogrendim. 1876-1884 yillarinm yazinda Askiz' deki 
amcama gittim. §amanlara artik inanmasam da, ara sira onlarin bayram §enliklerine de 
katiliyordum. 1880'den ba§layarak, diger bir ifadeyle Gimnazya'daki 4. sinif ogrencilik 
donemimden ba§layarak tarih ve cografya ogretmenim, cografya toplulugunun Dogu Sibirya 
Boliimii'niin aslT iiyesi A. K. Zavadskoy-Krasnopolskiy'in etkisiyle Sagay metinlerini ve 
kendi kabilemin gelenek goreneklerini tasvir edip yazmayla ugra§tim. 188rde V.V. Radloff, 
A. M. Kastron, N. A. Kostrov gibi bilim adamlarinm 9ali§malanyla yakindan tani§arak kendi 
notlarimi tamamladim ve bunun sonucunda o notlari degi§ik yayin organlarinda yayinladim. 
1884-1888 yillarinda Sen Petersburg Universitesi Dogu Diller Fakiiltesi'nde ogrenim gordiim 
ve 1888'de bu iiniversiteden mezun olarak doktora adayi oldum. Universite'de Dogu Diller 
Fakiiltesi'nde Arap, Fars, Tiirk-Tatar dilleri dersleri gordiim ve bununla beraber Tarih Filoloji 
Fakiiltesi'nde Rus Tarihi ve Rus Edebiyati dersleri dinledim. Akademi iiyesi V. V. Radloff ve 
Profesor N. t. Veselovskiy ve t. N. Berezin'in yonetiminde (gelecekteki ogrenci olarak) Sagay 
leh9eleri hakkindaki notlarim yeniden diizenledim ve onlari ilmi dergilerde yayinladim. t. N. 
Berezin bana Tiirk leh9eleri ogretmenligi yapti. V. V. Radloff dan §arkiyatin yeni bir kolunu: 
Tiirk fonetigini ogrendim. O. N. Bethling, 'Ob Yazike Yakutov' adli eserinde §arkiyatin bu 
yeni kolunun temelini atmi§tir. 

iiniversiteden mezun olunca Cografya toplulugu ve Bilimler Akademisi tarafindan Dogu 
ve Bail Sibirya; Kuzey Mogolistan, Dzungarya ve Q'm Tiirkistani'na Tiirk (Tatar) 
kabilelerinin dili ve hayat tarzini ayrintili bir §ekilde ara§tirma goreviyle gonderilmi§tim. Bu 
seyahat 4 yil kadar siirdii (1889-1892) ve bana verilen bu gorevi layikiyla yerine getirdim. Bir 
yandan da hocalarimin (V. V. Radloff, N. t. Veselovskiy ve t. N. Berezin) tam ve ayrintili 
direktifleri sayesinde diger yandan ise beni gorevlendiren miiessesenin olduk9a geli§mi§ 
imkanlari sayesinde ba§arilara ula§tim. Bu seyahatimde Minusinsk Tatarlari (ayni kabileden 
olan), Irkutsk vilayetinin Karagaslari, Kuzey Mogolistan Uranhayi, Yedisu Kazak Kirgisleri 
ve Dzungar, Qm Tiirkistam'nm (Tanri Daglari'ndaki §ehirler) hayatim ve dilini ayrintili 
§ekilde ara§tirdim. Giiniimiizde dil bilimi materyalleri tlimler Akademisi tarafindan 
yayimlanmaktadir. Soz konusu etnografya materyallerine gelince, 90k az kisminm 



LIX 



yayinlandigim soyleyebiliriz. 1893'te Tiirkoloji'yle ilgili dil bilimi materyallerinin bir kismini 
i§lemi§tim. 1893 'tin sonunda Tiirk Tatar leh9eleri Yiiksek Lisansi sinavim kazandim ve 
Kazan Universitesi Tiirk Tatar Leh9eleri Kiirsiisu Profesorii unvaniyla VL siniflara ogretmen 
olarak gorevlendirildim. Kazan'a gitmeden once Profesor V. D. Smimov, Turk-Tatar edebi 
diliyle ve onun ogretimiyle ilgili aynntili bilgiler verdi. Profesor V. D. Smimov, Turk-Tatar 
dillerini 90k iyi biliyordu. Dolayisiyla bir9ok yillar Dogu (Arap, Pars ve Tatar) kitaplanna 
sansorliik yapanlardandir. Profesor Smirnov sayesinde Kazan' da Tatarlar tarafindan Arap, 
Pars, Tiirk, Tatar dillerinde yayimlanmi§ olan biitiin 9ali§malarla ugra§tim ve halen 
ugra§maktayim. Nisan 1894'te Kazan Universitesi Arkeoloji, Tarih ve Etnografya Boliimii 
'nde sekreter olarak gorevlendirildim ve bir yilda 6 defa basilan Izvestiya Etogo Ob§estva 
'nm redaktorliigiinii yaptim. 8 Aralik 1884'te Sagay leh9elerini ara§tirmayla ilgili yaptigim 
9ali§malanm i9in yukarida adi ge9en boliimiin iiye memuru olarak se9ildim. 8 Nisan 1894'te 
ise bu boliimiin asli iiyesi olarak se9ildim. Bunun di§mda cografya topluluguna 17 Aralik 
1894'te asli iiyesi ve Sen Petersburg'ta ki Arkeoloji topluluguna da 30 Mart 1894'te iiye 
memur olarak se9ildim." 
gevirenler: (Altmay gOLPONBAYEVA -Abdussamet KILINC, s.b.der.) 

Katanov'un "Uranha Dili Sozliigii" Atatiirk tarafindan da onemli yerleri alti 9izilerek 
okunmu§tur. tlgililer Atatiirk'iin §ahsi kiitiiphanesinde T427.6 030.4 numarasiyla bu eserin 
kayitli oldugunu gorebilirler... Katanov'un §ahsi kitapligi bugiin Istanbul Universitesi 
Tiirkiyat Ar§. Enstitiisii tarafindan korunmaktadir ve tozlu raflardaki derin uykulanni 
siirdiirmektedir. . . 




I .•' 







Kii^iik giine^im 



LX 



Bugiinlerde kisa ya§amimin kisa giinlerinin i9inde bogulmak iizereyim. (^iinkii siradanligin 
otesinde beklentileri olan bir adamim. Ornegin miizik dinlerken ya da eski siyah beyaz 
filmleri seyrederken kalbim derinden derine daha 90k yaralamyor. Kimi zaman melankoli tiim 
hayatin kendisi oluyor. (^aba harciyorum insanlara suskunlugumun sebebini anlatmak i9in. 
Aslinda du§uncelerimi tiim ayrintilariyla anlatmaya 9ali§mak insaniistii gayret gostermemi 
zorunlu kiliyor. Riiyamda ve du§lerimde eriyen bir insanin izleri vardir. Yani yazi yazarken 
ben degil de bir ba§ka benim oluyor. Degi§ik bah9elerde yiiregim yanarak dola§iyorum. 
Sonrasinda ise kendimi anlatmakta anlamaya 9ali§makta pek o kadar kolay degil ku9uk 
giine^im benim... 

Di§anda saganak halde yagmur yagiyor. §iir tadmda diyebiliriz... Ve sokaklara kasvetli bir 
gece 9okmu§. Bir adam issizlikta dola§iyor. (^agm kirlettigi bir adam ama kalbi saf ve temiz 
masum yani bir o kadar. Var mi boyle tamdiklarimz? Kaybettigi hayalet dostlarim ariyor. Ki 
aramak arinmadir benim i9in. Sonra 9aresizce kalbimin ati§larmi dinliyorum. Sonsuz gece 
du§unceleri ve adami yutuyor. 

i§te yalmzlik hepsi bu... Bilincim sorgulamalanmi tamamladigmda ya da tamamlamaya 
9ali§tigmda mekan yahut bulundugumuz 9evre 90k ba§kala§mi§ oluyor. tnsan miisvetteleri 
ba§kala§mi§ oluyor. Soluk alirken ve de verirken sadece sitem ediyorum. Kotii satirlar 
yazmak insani iiziiyor. . . 

Tutunmak i9in zeminin olmasi gerekir. Pegasus gibi kanatlarim yok ki diinyada rahat9a 
dola§abileyim. Satir aralarmi okuyabilen okuyucu kalbimin ne kadar kink ve buruk oldugunu 
hissedecektir. Bazi yazilar yazilmadan once hiizniinu getirir. Ve herkes yazarak Tolstoy gibi 
olmak ister 90gunlukla. A§kinla§an du§unce zorlar her Tolstoy'u. 

Yazi yazmaya 90k nedenim vardi ama zamanim yoktu. Du§uncem bir tuglanm temelde 
ta§idigi yiik kadar agirla§mi§ti. (^amuru yogurursan kerpi9 daha guzelle§ir. Delilige yakla§an 
insanlar gelecegi kuracaktir. Oyle samyorum ki her dahi delidir. Ve bilincindedir bu akilli 
deliligin. Degindigim olgu yazarlik i9in asla yadsinamaz. 

A§agidan insan 9igliklari geliyor. Kilimi kipirdatmiyorum. Kafka'ya ozgii bir kasvetle 
hayat bulmacasim tamamlamaya 9ali§iyorum. §oyle diyordu beyaz melek: "Dudaklarim 
dudaklarinm ozlemini duyumsuyor..." ilk ba§ta gu9lu gel en bu dize yikintilarla dolu ruh 
diinyamin kirilganliginm kaynagina bir gonderme i9eriyor. Sevdigimi alimliyorum ku9uk 
gune§im... Hasretini, ozlemini... En 90k ta seni. . . 

Bir §iir kitabi yazmi§tim "KAYIP ULKE HAKASYA" diye verdikleri en buyuk tepki 
susmak oldu. Dola§tigim yayin evleri ve belki esperiyle i9ki evleri tiim 9abalanmi bo§a 
9ikarmi§ti. Oysa ne umutla satirlara kalbimi ve ruhumu ta§imi§tim. tnsani umut oldiiriiyor 
kii9iik giine§im... Sonra bir ba§ka sesten cevabimi aldim. "Bu miimkiin degil." Sahi hangi 
hayalimiz miimkiindiir ki? §imdi tuvalin iizerine ozenle yansittigim desenler kaybolup 
gidiyor. 

A§ik oldugum kizin ozelliklerinden esinlenen bir de romanim var: "SEVGiLIM 
SiBIRYA" diye. Acidir o da unutulmu§lugun ve gomemezligin kaderini ya§ayacak her 
zaman. Cemil MERi(^ 'in tam olarak ya§adigi da buydu. Bu aci i§te. 

Yazar i9in tasarilarini anlatmak ya da ortaya 9ikarmadigi hazinelerini gostermek okuyucu 
kar§isinda soyunmak gibidir. §imdi bu kasvetli sikici ruh haliyle uyuyamiyorum. Uyumamam 
uykunun sebebinden degil asla. 

Yagmur hizlandik9a di§annin verdigi iirkiincii ellerimin arasina alip uykuya daliyordum ki 
pencereden matemli iki yavru kedinin sesini duydum. Hemen i9giidiisel bir tela§la sokaga 
9iktim. Kedi yavrulari yol kenarindaki kanalin i9inde bogulmak iizereydiler, onlari kurtardim. 
Ve buldugum havluyla minikleri kurulami§tim. Sonra §oyle dii§iindiim: ikimizde bu yavru 
kediler kadar 9aresiz ve yalmziz. 



LXI 



Cemil MERi(^ yazisina kaynakgayi koymayi unutmu§um ama bu kendi istegim di§inda 
olan bir durumdur. §u an bulundugum yerde her zaman bilgisayara ve §ahsi kiituphaneme 
ula§amiyorum. Zaten irfan gune§imizi dar bir kronoloji mantiksizliginda degerlendirmek ne 
derece dogrudur. Siz yukarida dile getirdigim serencama bakin. Cemil MERi(^ budur, ni9in 
itir giiliin sesi, i§ik sonsuzun? Soyleyeyim: Mevlana'nm deyi§iyle "kederi giile benzetirler 
oysa giiliin kendisine degildir bu benzeti§ bir misaldir verirler i§te..." Sozden ziyade keder, 
kederyani aydinin sancisi, benim sancim efendim... 

Yava§ yava§ uykum geliyor kendimi en 90k severek yaptigim i§e veriyorum. Ki bir a§ik 
i9in sevdigini ammsamak en biiyiik ibadettir. Yagmur hala yagiyor hayallerimin iistiine. Ki bu 
karanlik gecede uzaklarda 90k uzaklarda birisinin de bu adam i9in agladigim goriir gibiyim. . . 
Sabah olunca kii9iik giine§im tekrar pencereden bana giiliimseyecek. i§te o zaman kendimi 
daha iyi ve rahatlami§ hissedecegim efendim. . . 



( r 



^^1 i 



I 








^^-^*^^^_ 



.y 



LXII 



Dilara Bike? 'in g6zya§i ?e§mesi 

Annem bazen geceleri aglar... Belki yoklugum i9indir bu aglayi§ belki de degil ama 
yinede etkiler beni gozya§lari. Gozya§lari, muhabbetin, §efkatin, acinin, merhametin, 
gurbetin, hasretin, yakari§in ve yalvan§in en giizel tezahiiriidur. tnsan ruhu aci feker ve kimi 
zaman bu aciyi bedenlerimiz kaldiramaz i§te o zaman aglamaya ba§lariz. (^iinkii meleklerin 
kanatlari dokunmu§tur gozlerimize. Gozya§i deyince aklima Pu§kin'in bir §iiri geliyor: 

Gozya§i ^e§mesi 

Oni §ay tez mezarina ne kirsetti? 
Bu iimitsiz esirliknin kaygisi mi? 

Hastalik mi, yoksa diger bir illet mi? 
Kim bile? O bu diinyam tez terk etti. 

Han sarayi titislenip, bo§ap kaldi; 
Kinm-Giray kene ketti oni ta§lap; 

Tiimen-tiimen askerinen yat illerge, 
Yat illerge yolga 9ikti sefer ba§lap. 

O kene de kasirgali sogu§larda 
Kiiskiinlenip, kanga suvsap at oynata, 

Lakin hannin yureginde ba§ka tiirlii 
Duygularnin alevleri gizli yata. 

O ekseri kizginla§kan uru§larda 
Kili9ini birden siltep, tars toktala 

Pek 90k vakit §aytip ta§day katip kala, 
(^evresine §a§kin-§a§kin bakip tura. 

Bir §eyden korkkan kibi benzi ata, 
Oz ba§ina soylene ve ara sira 
Koz ya§ini toktamadan akittira. 

(Aleksander Sergeyevi9 Pu§kin) 

Gozya§i (^e§mesi (Bah9esaray Ta§ (^e§mesi) Hansaray'in hi9 §uphesiz en me§hur yelerinin 
ba§inda Gozya§i (^e§mesi gelmektedir. Kirim Ham Kirim Giray Han tarafindan, 90k sevdigi 
ve gen9 ya§ta olen e§i Dilara Bike9 anisina "Diinya durduk9a bu 9e§me de benim gibi aglasin" 
diyerek Bah9esaray'li bir ta§ ustasina 1763 yilinda yaptirmi§tir. 

Bazi kaynaklara gore ise; Gu9lu Kirim Ham Kirim Giray hareminde Maria Potocka adinda 
Leh asilli gen9 bir bayani goriir gormez a§ik olur. Bayan, Kirim haninin a§kina kar§ilik 
vermez ve oliir. Giray oylesine iiziilur ki, a§kini ifade etmek i9in en iyi heykeltira§ina ta§tan 
bir aglayan heykel yapmasim emreder. Ve boylece §iirlere konu olan dillere destan 
Bah9esaray ta§ 9e§mesi yaratilmi§ olur. 



LXIII 



(^e§me asil yerindeyken her bir su damlasinm 9ikardigi ses, akustigin de yardimiyla insana 
aglama-hi9kirik sesi gibi gelir ve dinleyeni derinden etkilenni§. II. Yekaterina'nm 
direktifleriyle 9e§me bugiinkii yerine konulunca, 9e§menin bu orijinalligi de ortadan 
kaybolmu§tur. (^e§menin iizerindeki §ekillerin anlamlari da 9e§menin yapili§ hikayesini 
destekler mahiyettedir. Mermerden yapilmi§ 9i9ek, gozya§lariyla dolu bir goz anlamina gelir. 
Gozya§lari kalp kurnesini (iistteki biiyiik kurne) kederle doldurur. Zaman biitiin acilari 
hafifletir (9ift ku9uk kurne), ama zihinde kalanlar tekrar aciyi hatirlatir (ortadaki biiyiik kurne) 
ve hayat boylece devam edip gider (zemindeki spiral). 

"Yapili§ hikayesi ve tarihte biraktigi izler", bu miitevazi selsebilin ziyaret9ilerini derinden 
etkilemi§ ve iiniiniin dort bir yana yayilmasim saglami§tir. (^e§me yapildigi tarihten itibaren 
"Gozya§i ^e§mesi" olarak anilmi§tir. i§te o giinden beri 9e§menin su haznesine konulan ve 
her giin tazelenen sari ve kirmizi giiller, birbirini seven bu iki insani simgelemektedir. 

1822 yilinda iinlii Rus §air ve yazar Pu§kin, siirgiinde iken gezdigi Hansaray'dan ve 
9e§menin hikayesinden 90k etkilenmi§ ve "Bah9esaray (^e§mesi" (Bah9isarayskiy Fontan) adli 
eserini kaleme almi§tir."(A.B.A) 

Bildiginiz gibi Pu§kin soguk firtinali bir havada Moskova sokaklarinda gezerken on alti 
ya§indaki Natalya'yi tanir. Ama bir tiirlii yollan kesi§emez Natalya ile. Natalya Pu§kin yerine 
Fransa'da egitim gormii§ bir subayi tercih eder. Ve §airin bu subayla kar§ila§masi tarn 
anlamiyla bir trajediye donii§iir. Pu§kin'in kalem tutmaya ali§kin narin elleri pek silah 
kullanmayi beceremez. Hasmiyla yaptigi diielloda biiyiik §air hayatim kaybeder... Tarihi 
9e§me sanirim birazda §airinin kederinden otiirii de aglamaktadir. Diinya durduk9a bu 9e§me 
de benim gibi aglasin diyordu Ulu Han GIRAY... §imdi tiim yaralanmi§ cigerpareler i9in 
agliyor Gozya§i (^e§me'si efendim. 












3^ 



f- 



LXIV 



< \ 



I0 r' * ^ 
t1 



.**' 






J ' if 




m 9 







LXV 



I 

■ • 




* 



1,1 



^ 






I*. 



>/ 




*&'■ 






LXVI 



t ' i 






a.f'jy.' 




% 






<i 



c 






^iw^CV 



^•r^j 'c/ ^j/^/^i ujii^^ ^.-^^A\ 






LXVII 






•.r> 














iy^.T' 



J^"' 



LXVIII 



<\ 






t 







I 







LXIX 



Masai mektuplan 

Masai ku9ulduk9e zaman ku9uluyor.01dugu gibi olan darla§manin bugiin i9in de, yarin 
i9inde ayni olmasidir. Sonbahar veya yaz.. Evet hayat benim i9in kurak bir yaz. Boylece, 
ornegin §oyle bir soru sorar misin: (^ozumlenmi§ olan sevgi tiimceleri var midir? tnsan 
duygulari sayisizdir. Cevaplanm ise bir o kadar sinirli ve sayilidir. 

Sevgili Ku9uk Giine^im mevsimler hizla ge9iyor. Yapraklar aga9larda kuruyor, ya da 
sarariyor. Senin siyah gozlerini karanlikta geceleri goriiyorum. Bazen yildizlar e§lik ediyor 
benim yalmzligima. Ve ayni §ekilde genel olarak simgelerimde ozsel olan sana. Oyleyse §oyle 
denebilir: Ger9ek; gune§ bizi kor eden §eydir ve diyebilirim ki gune§ ancak gormedigimiz bir 
alemdir. Kaybolan yillar ardinda kaybolan bir hayat gibisin Ku9uk Melegim. Sonra gune§imin 
oniinii beyaz bulutlar kapladi ve sanki pamuk tarlasindaymi§9asina denizin mavi dalgalarina 
dogru bir bilge "Kiirek Turkuleri"ni soyledi: 

"KAgAK §AMAN 

arif akba§'a 
samanyolunda uzun zaman 
deli gibi kiirek 9eken bir §aman 
birdenbire durdu 

bir vakit sonsuza bakti §aman 

bakti bakti bakti bakti 

ve bir tiirkii tutturdu 

yiiksek yiiksek tepelere ev kurmasmlar" 

(Mevlut YAPRAK "Kurek Turkuleri" Mazmun Yay. sf: 43) 

Bu beyaz renk ile §u oteki daha a9ik daha metaforik 19 baglantismda duruyorlar. I§iksiz 
yiiz 9izgilerinden soz ettigimiz anlamda. Melek yiizlii kiz umutluyum bir giin seni tekrar 
gorecegime dair. Nergis 9i9eginin iizerindeki su damlalarim seyrediyorum. Belki §u parilti 
hayal diinyamm kapilarim yine sana a9ar. Seni sonsuz bir iimitle seviyorum... Aynalarm sirla 
kapli yiizlerinden belli belirsiz bir §iiri soyliiyor ge9mi§in riizgari yine: 

MASAL MEKTUPLARI 

ozenle gizlenmi§ semboller arasmda 
neyin sesi tizle§irken 
a§kimi yitirdim bir an 
suratmm halini aynada 

Rahmaninov'u parkta goriirsiiniiz 
9izgi roman okurken 
ya da goldeki yosunlara bakarken 
insanlarm gecikmi§ligini goriirsiiniiz 

ve ba§lar yeniden 
tasarimi iiziintiilii §eylerin. 
'nerede ise orada degilsin' sen 
aciyi ya§ayan mevsimlerde 
mektuplarimi a9arim birer birer 
masalimsi miizigini duyabilirsin 



LXX 



sigma beyaziyla yiizunun 

en sonsuz deneyimler 
tasarimi uziintulii §eyler. 
(Arif AKBA§ "Kayip Ulke Hakasya"daki 23. §iir) 

Masai mektuplari olanaklariyla uyu§mayi 9izgilerde de olsa ba§arabilir iken, ayni §ey 
nifinse ger9ek ya§amda benim i9in ula§ilmaz kilinmi§tir. Uziintii, evet kelimelerin giiciidur 
iizuntu. Bu soluk satirlari "Aglasun" kenti yakinlarindaki 1.560 metre yiikseklige kurulmu? 
bir antik §ehrin yikintilari arasinda yaziyorum ve buradaki Neron kiitiiphanesinden yiikselen 
ate§in alevlerini seyrediyorum. Yammdaki ihtiyara bu §ehre ni9in "Aglasun" dediklerini 
sormu§tum. O da "Gen9 adam; buraya gelen aglami§, giden aglami§" demi§ti. §imdi ni9in bu 
terk edilmi§ kentte oldugumu daha iyi anliyorum. Adresine ula§amayan mektuplarimi burada 
Sana okumak isterdim Ku9uk Gune§im. . . 






.^— -V,— -tj^^ 






^^y. 



€' 




:/^. 










■ f \ "^ _ 






J 



ti&-- 



LXXI 



Kapi 

Bu sozlerimi belki de kimse anlamayacak ve de anlaminm sahibine ula§masi i9in 9aba 
harcamayarak kendisinin de mutlu olma olasiliginm ger9ekle§memesinden otiirii 
rahatlayacaktir. Ve sarf ettigim kelimeler tiim hayatin bo§lugu i9inde transandantalligina 
kavu§acaktir boylece. Sadece degerli olan §ey sevgilinin varligidir. Ki bu varlik bazen Tann 
tarafindan kalplere konan ve kimileyin Tanri'yi da unutturan durumuyla a§ktir. Bir tenin 
kabuklari ve katmanlan arasina gizlenen sir 90zumlenmeyi degil de, 90gunlukla mahviyeti 
yani yoklugu se9mi§tir 9unku. 

§iir: "Murat sensin. Neden oraya buraya ko§uyorsun? O, sen demektir. Ama sen, sakin ben 
deme, hep sen diye soyle. Goz diiriist goriirse, sen O olursun. O da sen olur." (Gune§im 
Mevlana) 

Farkli §ekliyle §unu da soyleyebilirdim, a§k sosyolojik bir olgudur. Dikkat ederseniz 
olaydir demiyorum. tnsanlar arasinda geli§en bu estetik duygu platonik degilse eger, en az iki 
ki§i arasinda ger9ekle§mektedir. Birden 90k ki§ileri ilgilendiren durumlar ise toplumsal a9idan 
da deger ta§ir. 

Kimileyin insanlardaki bu duygu bir hastalik §eklinde du§unulmu§tur. Kelimenin kokii 
"i§k"tir. "I§k"in diger bir tiirevi de "sarma§ik"tir. Sarma§ik nasil ki dola§tigi bitkiyi istila 
ederek oldiiriiyorsa, a§k da girdigi kalbi hasta ederek oldiiriir, denilmi§tir. 

Mantik simrlarim oteleyen bir duygu nasil olurda akil vasitasiyla a9iklanabilir ki? Bu 
durumda §oyle soylemek daha dogru olurdu: A§k, varlik i9inde insanlarin yerini tutar. Bir 
kavram degeriyle benlik yitiminin sebep yahut sonu9larindan bahsedilebilir, ancak tarn 
tamiyla ne oldugunu soylemek ise olanaksizdir. Burada benlik yitimini a§kin kendisi olarak 
degil de neticesi §eklinde du§unuyorum. tnsan, benlik yitimine doyulmami§tir. Sadece benlik 
yitimini (egonun di§salla§masi siirecinde) istemek, bu duygumuza ket vurmayi istemektir. 

Bu kisa metin kendi benimize sahip olamamazlik sorununu ele aliyor ve -samyorum- a§k 
kavraminm sonu9lanyla tasarlanmami§ egonun bizi biitiin i9ersinde §uursuzca 
donu§turdugunu ongoriiyor. Dikkat ederseniz degi§tirdigini demiyorum. Bir bilge agziyla 
§oyle soylenebilir: A§k insani olgunla§tinr ve guzelle§tirir. Ama neden? tmkan dahilindeki 
benlik yitimi anladigimiz, ya da anlamadigimiz manada §uursuzca degildir 9unku. §uur, 
insanin kolektif §uurla gezmemesidir. Bazi ozel ve oznel donammlar sayesinde a§k, ya§amak 
istediklerimizden 90k ya§amak istemediklerimizi anlamli kilar. Ki tiimiiyle du§unuldugunde; 
a§ki a9iklamak yine a§ktir, denilebilir. 

Kendi benimize sahip olamamazlik tiimcesi ya da durumu, tiimiiyle sinirlandirilmi§ 19 ve 
di§ diinyamiza bir ozgiirliik soylencesini ba§tan itibaren yok sayiyor. Peygamber'in §oyle bir 
hadisi vardir: "Ki§i sevdigiyle beraberdir" diye. Eger ki§i sevdigiyle beraberse, ki oyledir 
denilebilir ise kendi benimize sahip olamamazlik hem vardir, hem de yoktur denilebilir. 
Nergis 9i9eginin iizerindeki tek bir damlayi dii§iinelim; berrak su damlasi hem 9i9ege dahildir, 
hem de dahil degildir. 

Onerme II: "Ki§i sevmedigiyle beraber degildir." Yaratilan bu ikinci durum I. 
onermemizin olumsuzudur. Her manada olumsuzu dii§iiniirsek kendi benimize sahip 
olamamazlik ciimle par9acigi olumludur. Kural : ( '-' x '-' = +). 
Basit9e II. Onermeyi kavramamiz bizi sevmedigimiz insanlara mahkiimiyetten kurtarir. 

Onerme III: "Ki§i ne sevdigiyle, ne sevmedigiyle beraberdir." Kural: ('0' x '0 = 0). Bu 
onermemizde oz benlik yitimi ger9ekle§mi§tir. tnsan aradan 9ekildiginde sadece Tann kalir. 

Beyit: "Sen 91k aradan, kalsin yaradan." (Salih Baba) 

Beyitte ozetlenen §uur halini pek 90k mistigin hayat seriiveninde gormekteyiz. Salih 
Baba'nm soylediginden anladigimiz kadariyla benligimize sahip olup olmama gibi bir 
sorunsalimiz yoktur. Benlik, bizi Tanri'nm kar§isinda kor eden §eydir. Ara basamaklar 
halindeki bu siire9 yoklugun kavramlmasiyla ilintilidir. Yoklugu kavramak demek, bir bi9im 



LXXII 



ve igerik belirtmesiyle yoklugu kavramamak demektir. Eger "benlik" kavraminda israrli isek, 
III. onermeyi yok saymamiz gerekirdi. 

Yazimiz ba§tan sona okundugunda bazi eksik alimlayi§lari olabilir, fakat Felsefik 
Metodoloji'den yararlamlarak Teolojik Benlik Kurami'na yonelmesiyle bazi okuyuculara 
ilgin9 gelebilecegini du§unuyomm. Fransiz §air Rimboud yillar once §oyle soylemi§: "Ben bir 
ba§kasidir." Ben bir ba§kasidir diye anlami§sak, benin kim ya da ne oldugunu da anlami§izdir. 
Kimi okuyucular §unu da soracaktir: "KAPI bu metnin neresinde?" tnsan kainatin kapisidir 
ku9ukgune§im... 



"Jfi-f^ 



'J ^J, 










•^0L*fr. 






'f^ 




LXXIII 



Derinliklerde kaybolan derinlik 

Denizkizlanni oliim uykusundan kaldiran yorgun gozlerimi, sonbahann donuk san 
rengiyle bir olmu§, hayatin degi§mesine kar§i siginabilecegim kalbin olarak du§unurdum. 
Kendilerine verdigim uzakliklardan uzakla§mak i9in siginmi§tim bu masum teselliye. Bu 
hayattan bir o kadar ka9i§a. Suskunluk ve 9aresizlik i9inde siginmi§tim bu teselliye. . . 

Yiiregimi yakan §u oniinde oturdugum denizden gelen tuzlu riizgar degil. Sadece kalbimin 
dehlizlerinde her an var olan kaybolmu§lugum ve yoklugum. Ku9uk Gune§im sana bu satirlari 
9ileli §air Namik Kemalin kentinde yaziyorum. Sokaklari ve eski viraneleri onunla birlikte 
dola§iyoruz. Kemal hep siirgiinde olmu§ bir koca hayat boyu. Benim surgiinum de sensin. Hi9 
sevmedim bu siirgiinlugu bir hayat boyu. 

Sen bilmiyorsun nasil bir cehennemin i9inde ya§adigimi ve yandigimi. Hiizne oturur gibi 
oturmaktayim §u bankta. Ve denizden su yiiziine 9ikan her balik kederle yiizume bakiyor. 
Baliklara ekmek kirintilari yerine sanayazdigim §iirlerimi veriyorum: 

SAGALASSOSLUKIZ 

Aciyla yogrulmu§um ben; 
Gokyiiziinun silindigi 
Yagmurla aglayan siyah gozlerde, 
Ve tiim yitip gitmi§ hayallerin 
Yetmiyor bana hi9biri §imdi. 

Ger9ek olmayan hayat; 

Olga Sagalakovanm kalbidir §imdi 

Elleridir karli daglarin pariltisi, 

Islak sa9laridir bir gokku§aginin 

Renkleri i9inde gizledigi, 

Annesinin dedigine gore; 

Bu du§lerin yetmiyor bana hi9biri. 

Sozciiklerimi odun9 alirdim 
Romanlarda ya§adigim kimselerden, 
Sevgi ve arayi§tir bu 
Kayboldugum umutsuzlugun i9inden. 

Duller, duller 

Ben sana ula§amiyorum. . . 

(Kayip Ulke Hakasya'daki 28. §iir) 

Benim yiikiim pi§manliktir. Tozlarmi bu diinyaya bulutlarla sa9an bir ger9ekligin 
pi§manligi. Derdimi ne baliklar anliyor, ne de bir yontu mathgma sahip insanlar. Ki bo§una 
midir §u soz: Her ne ararsan bulunur bu diinyada; derde devadan gayri. Bunca senenin 
ardmdan geriye doniip baktigimda bir tek senin golgen kaldi hatiralarimda. Yanli§ soyledim, 
golge dememeliyim, 9unku golgen olan sadece bendim. Benim 9aresizligimdi. . . 

Yosunlu ta§lann arasmda buldugum bir kabugu dikkatle inceliyorum. Degersiz gibi 
goziiken bu tortulu nesnenin yiizeyinde kendi benligimin yiiziinu goriiyorum. Bu deniz 
kabugu bana Kafka'yi ve Milena'yi hatirlatiyor. Sonra kabugu denizin derinliklerine 
atiyorum. Deniz kabugu suda kaybolurken senin soluk yiiziin beliriyor. Bu ne muhte§em 
biiyii.. Bir anda oluyor ve kayboluyor gormedigimiz- gordiigiimuz hayat gibi biiyii. . . 



LXXIV 



Milena adinin anlami; seven ya da sevilen demekmi§. Sanki tiim degersizligine ragmen 
hayatin kendisi, anlami onun kaderi olmu§tur. Kafka i9in Milena boguldugu okyanus demekti: 
...ben, Milena, ben, senin hakli oldugunu biliyomm, ne yaparsan, nasil davramrsan davran, 
haklism... Sana inanmasaydim ilgilenir miydim seninle? Denizin derinliklerinde agir baskiyla 
kar§ila§mayan tek bir nokta yoktur. Senin yamnda olmak da oyle, ama biitiin ba§ka ya§am 
bi9imleri bir yiiz karasi olurdu... 

Kafka ile Milena arasmdaki a§k, 1920 yilmda Meran'da ba§lami§tir. Bu ili§kideki ihtirasm 
biiyiiklugunu ve trajik bir bigimde bastinlmasmi onun Milene'ya yazmi§ oldugu 
mektuplardan ogrenebiliyoruz. tkisi arasmdaki mektupla§ma Kafka'nm hastaligi agirla§ana 
dek siiriiyor. Kafka bu durumunu §oyle anlatir: 

"Ruh ve yiirek, yiikii ta§iyamaz olunca hi9 degilse e§it boliinmesi i9in agirligm yansmi 
ciger iistlenir." 

Kaflca'nm rahatsizligmm asil sebebi de katlanmak zorunda oldugu ayriliktan ba§kasi 
degildi. Kafka gen9 ya§mda vereme yenik du§mu§ ve sevgili Milena' sma kavu§amadan 
hayata gozlerini yummu§tur. 

Kafka ile Milena arasmdaki a§k derinliklerde kaybolan derinliktir. Milena: "Sevmeden 
insan hakkmda hi9bir §ey bilemezsin" diye soylermi§ dostlarma. Sevgi hayatm derinliklerinde 
kaybolmaktir Ku9uk Gune§im... 



4 







1 



fe^»-5* >t^^— 5^-*^ V^^'^=-^ ^^-J^^^^j^ 







*j^ 



LXXV 



Namik Kemarin Renan miidafaanamesi 

Namik Kemarin ailesi tkinci Me§rutiyet'in ilanmdan sonra, Tiirk Entilijansiyasi'nm arzu 
ve beklentilerine uyarak O'nun tiim eserlerinin bir kiilliyat §eklinde ne§rine karar verirler. Bu 
maksatla Fransa Akademisi iiyesi miitefekkir Ernest Renan tarafindan tslamiyet'in ilerleme ve 
ilim kar§iti olduguna dair yayimladigi kirk sayfalik makalesine cevap niteligindeki reddiyesi 
"Renan Miidafaanamesi "ni ilk olarak ne§rederler. Adi ge9en eser 1326 (1910) yilmda 56 sayfa 
olarak Istanbul' da Mahmud Bey Matbaasi'nda basilir. Fuad Kopriilii'niin aktardigma gore; 
Renan'i Frenk kitaplarmdan aldigi malumat ile tenkit etmi§tir; kendisi bu eseri yazarken o 
kadar memnundur ki, "O'nu, gonliimiin istedigi gibi tepeliyorum!" der. Ayni donemde 
Cemaleddin-i Efgani gibi bir9ok miiellif tarafindan mevzu bahis olan konferans ve makale 
tenkit edilir. Giiniimiizdeki gibi ileti§im ara9lan yaygm olmadigi i9in 90gu aydm birbirinden 
habersiz olarak bu kar§i miidafaanameler cereyanma kapilir. Bugiinlerde Papa Benedict de 
ge9mi§teki duruma benzer §ekilde tslamiyeti degerlendirirken kadim uygarligimizi 
kii9iimseyici ve zaman zaman barbar olarak gostermeye 9ali§an beyanatlar vermektedir. 
Namik Kemal'in cevap verme §ekliyle bizim cevap verme §eklimiz arasinda 9ok9a farklar 
oldugunu dii§iinmekteyim. Papa'nm §ahsinda Bati'nm kuru ozriinii dilenmek yerine 
medeniyetimizin bilgeligiyle ilmi tetkikler yapip Hiristiyan Diinyasi'nm tslamiyet cahilligini 
ortaya koymaliyiz. 

Namik Kemal bu cahillikle ilgili olarak; "Yalniz Ernest Renan degil, Avrupa da Ulum-i 
§arkiyye'ye intisap ile maruf olanlarin Diyanet-i tslamiyye mebhasinde zihinlere hayret 
verecek kadar cahil olduklarim pek kolay ispat edebilirim" diyordu. §ark'i ecnebiler yillarca 
Josef Hammer' den taniyip ogrenmeye 9ali§mi§lardi. Namik Kemal 'e gore bu en temel eser 
bile islamiyetin en temel diisturlarindan biri olan namazi anlatirken, adi bir 9omezin dahi 
rahat9a ogrenebilecegi hakikatleri, kimbilir kimden i§ittigi maskaraligi, sorgulamaya bile 
hacet gormeden dindenmi§ gibi addetmesiyle iinliidiir. Hammer Tarih Kitabi'nm 10. cildinin 
400 ve 101. sayfasinda; "Ogle namazi giine§ tam tepedeyken kilinmaz, iki dakika sonra eda 
olunur. (^iinkii tam bu esnada §eytan giine§i iki boynuzunun arasina alarak bir ta9 gibi giyer. 
Allahiiekber sedasim i§ittigi gibi birakir. Devlet i§te bu sebepten Sultan Ibrahim doneminde 
hirs ve sefahate gomiilmii§tiir" diye a9iklamaktadir. Namik Kemal hakli olarak Hammer' e 
soruyor: "Boynuzlu §eytan bazi kilise tasvirlerinde goriilmii§se de, Islam kitaplarinm 
hangisinde §eytana boyle bir boynuzlu hayvan §ekli verildigi goriiliir?" Namik Kemal "Renan 
Miidafaanamesi "nde daha bunun gibi bir9ok mesnetsiz misali net olarak ortaya koymaktadir. 
Papa Benedict de orta9agin skolastik karanligindan dev§irdigi bu kaynaklara gondermelerde 
bulunarak Islam Diinyasi'm karalamaya 9ali§maktadir. 

Devam edelim; Avrupa da tslamiyet iizerine 9ali§anlar genellikle D'Herbelot'un "§ark 
Kiitiiphanesi" adli eserine miiracaat etmektedirler. Bu esere gore Kuran ilahi degildir ve 
Peygamber tarafindan yazilmi§tir. Namik Kemal bu iddiaya da Kuran'in diliyle cevap veriyor; 
"Hadi siz de Kuran gibi bir kitap meydana getirin ki, getiremezsiniz, bu miimkiin degil! " 

Namik Kemal 'e gore islam dini hi9bir zaman §iddeti ve sava§i ho§ gormemi§tir. 
Avrupa' dan gel en, ozellikle ha9li seferleri, tecaviizlere kar§i kendini miidafaa etmi§tir. Bu 
giizel din dii§iinen insanlar i9indir. 

Namik Kemal, Bati'nm ilim diinyasim anlatirken; (Yunanlilar Sokrat'i, Tevhit-i Bari 
itikadinda bulundugu i9in idam ettiler. . . ttalyanlar gorii§lerini ispat ile ugra§tigi i9in Galile'yi 
idam etmediler ise, idama yakin i§kencelere ugrattilar. . . Fransizlar, Jean Jacques 
Rousseau' nun kendi tarafindan bastinlmami§ "Emile" unvanli kitabim yaktirdiktan ba§ka, 
kendisini de siirgiin edip tutuklamak istediler. .. tngilizler Thomas More'u bir kulede 
"Utopia"sini yazdigi i9in ya§li ba§li haline bakmadan oliime terk ettiler...) Ve tiirlii 
miitefekkirlere Engizisyon'un reva gordiigii tiirlii i§kencelere deginir. Bati'da bunlar olurken 
Miisliiman §ark'ta (Endiiliis, Bagdat, Otrar, Semerkant, Buhara, Istanbul vb.) felsefeyle. 



LXXVI 



bilimlerle ugra§tigi i9in idam olunmu§ yahut i§kence edilmi§ bir zat bulunabilir mi? El Kindi, 
Farabi, tbn-i Ru§d, tbn-i Sina , Mehmet Haldun'un terciime-i halleri , Sokrat'in, Galilee'nin, 
Rousseau' nun, More' nun serguze§tine kiyas mi kabul eder? 

§uphesizdir ki Islam dini hi9bir zaman kili9la zorbaliga, i§kenceye salik vermez ki, 
vermemi§tir. Bizim uygarligimiz i9erisinde de kendi arzu ve heveslerini tatmin i9in zaman 
zaman nefislerine uyanlar olmu§tur. Ornegin Haccac-i Zalim gibiler. Ama bu durum Islam 
dininden degildir. Tebamn bozulmasmdan kaynaklanmi§tir. 

Papa Benedict'in hezeyanlarma kar§iligimiz ilmi cihette verilmelidir. "Sen onlarm dinine 
sovme ki, onlar da senin dinine sovmesinler." i§te bu tavir bizim bilgeligimizdir. tslam'm 
giiler yiiziidur. Bati'mn her donem 9agda§ Renan'lari olmu§tur. Bugiin Benedict, yarm ise bir 
ba§kasi. Bizim de Namik Kemal'lerimiz vardir. Hiirriyet §air'i cevap hakkmi "Renan 
Mudafaanamesi"ni yazarak kullanmi§. Ka9imiz haberdariz?.. 



e <* 



1 



— I 







-— ^ - t — J 







LXXVII 



Tolstoy 'dan sonra ramazan 

Rus yazar Tolstoy 'un kendini arayi§ seriiveni oliinceye kadar surmii^tur. Tolstoy 'un kisa 
hikayelerinden birinde; "Yazi yazmak i9in okyanus sahillerine giden bir yazar, sabaha kar§i 
dans eder gibi hareketler yapan birini goriir. Biraz yakla§inca bir gencin, sahile vuran 
denizyildizlarim birer birer alip okyanusa firlattigim fark eder. Gen9 adama yakla§ir ve sorar. 

- Neden bu denizyildizlarim okyanusa atiyorsun? 
Gen9 adam §oyle cevap verir: 

- Birazdan giine? yiikselip sular fekilecek. Onlari suya atmazsam olecekler. 

- Kilometrelerce sahil, binlerce denizyildizi var. Bunlarin hepsini nasil kurtaracaksin? Ne 
fark eder ki der. 

Gen9 adam egilip yerden bir deniz yildizi daha alir, okyanusa firlatir. . . " diye ge9en kisim 
insan ya§antilarinin butiiniinde sergiledigi tavirlarin neticesinden 90k hayata dair anlaminm ve 
ozgiinliigunun degerini gostermesi bakimindan ilgin9tir. Tolstoy'un devasa eserleri 
incelendiginde hayata dair bu arayi§in ger9ekten de biiyiik bir okyanustan farksiz oldugu 
goriilecektir. Tolstoy bu kisa hikayesinde okyanusun sonsuzlugundan 90k hayatin derinligine 
dikkat 9ekmi§tir. Sinirli §artlar i9ersinde ger9ekle§tirilen eylemlerin tamamen ba§anlmasi pek 
beklenemez, beklenmemelidir. Eger durum boyleyse ba§armak veya ba§armamaktan ziyade 
niyetimiz onemlidir, yahut onemli olmalidir. Ki insan olarak hayat kar§isinda bir derinlik 
kazanabilelim. 

Aslinda ramazan ayi hakkinda bir yazi yazmayi tasarlami§ idim. Tolstoy'un romanlarinda 
i§ledigi insanlarin kati ve acimasiz yiizlerini bu giizel ay vesilesiyle sanki sokaklarda gezerken 
daha az goriir gibi oldum. Bence maneviyatin ruha katmi§ oldugu degerlerin milleti olamaz. 
Bu ruh yiiceligini Tolstoy da bizden pekala daha iyi hissedebilir. Yava§ yava§ Tolstoy'u 
unutmaya ba§lami§tim, sonra ba§imi gokyiiziine 9evirip 9e§itli muhayyelat ile me§gule 
daldim. Bu gokkubbe altinda §air Yahya Kemal "Atik Valde'den inen sokak"ta bakiniz neler 
gormu§: 

"iftardan once gittim Atik Valde semtine, 
Ka9 def a ge9tigim bu sokaklar, bugiin yine, 
Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti 
Bir tatli intizara 9evirmi§ siikuneti." 

Edirne'nin melankolik cadde ve sokaklarinda dola§irken sessizligin buyiisii sizi yakalar ve 
bir daha birakmak istemez. i§te bu sessizlik ramazamn manevi ki§iligidir. 

"Semtin oru9lu halki, siiziilmu? benizliler, 
Sessizce 9ar§idan doniiyorlar birer birer; 
Bakkalda bekle§en fikara kizcagizlari 
Az 90k yakindan sezdiriyor top ve iftari. 
Meydanda kimse kalmadi artik biitiin biitiin; 
Bir top giiriiltusuyle bu sahilde bitti giin. 
Top giirleyip 0019 bozulan lahzadan beri, 
Bir nurlu ne§'e kapladi kerpi9ten evleri. 
Yarab nasil ferahli bu alem, nasil temiz!" 

insanlarin ruh halleri yiizlerinin §ekillerini alir. Ruh temizle§tik9e yiiz beyaz bir lale gibi 
solar. Etrafta dola§an fakir, garipler kimin i9ini ciz ettirmez ki. Bu temiz yiizlii zengin kalpli 
inananlari gorduk9e aglamakli oluyorum. Kalbimizdeki manevi yogunlugun zirveye ula§tigi 
andir bu. Fakir ve gariplerin temiz yiizlerine baktigimizda insanhgimizdan utanmaliyiz. 



LXXVIII 



Ramazan topu patladiginda ne§eye kavu§anlar kadar ne§esizler de vardir. Bu ne§esizler benim 
iilkemin yoksul insanlaridir. 

"Tenha sokakta kaldim orugsuz ve ne§'esiz. 
Yurdun bu iftarindan uzak kalmanin gami 
Hadsiz ya§atti mhuma bir gurbet ak§ami. 
Bir tek du§unce oldu teselli bu derdime: 
Az 90k ferahladim ve dedim kendime, 
Onlardan aynli§ bana her an iizuntudur; 
Mademki boyle duygulanm kaldi, 90k §ukur." 

Yahya Kemal Bey bu §iiri gurbette ge9irdigi bir ramazan ayinda yazmi§ olmali. Benim de 
mahzun, boyle yurdumdan uzakta hem de 90k uzakta ge9irdigim bir9ok ramazanlarim oldu. 
Fakat bir tohum gibi her zaman bu duygulan kalbimin bir ko§esinde ta§idim. Bu duygularla 
a§kimm beni sardigi anlarda az 90k ferahladim. Yazmm ba§mda derinlik diyordum; ruh i9in 
derinlik ramazamn getirdigi ferahhktir efendim... 











""^C'^i^ ff^* »-ji^ 










c?f': 



LXXIX 



'Altay ^amanligina Ait Materyaller'in terciimesi 

Tiirkoloji ile derinlemesine ilgilenen her okuyucu muhakkak A. V. Anohin adini 
duymu§tur. Eski Tiirk inan9 sistemini anlamaya 9ali§anlar i9in vazge9ilmez eserlerden birisi 
de Anohin'in "Altay §amanligina Ait Materyaller" (Materiali Po §amanstvu u Altaytsev) 
adiyla 1924 yilinda Sen Petersburg'ta yayimlanan orijinal 9ali§masidir. Kitabi Rus9a'dan 
dilimize Dr. Zekeriya Karadavut-Jannet Meyermanova biiyiik bir ozen gostererek 
9evirmi§lerdir. Tiirk Diinyasi folklor ara§tirmalarinda her zaman miiracaat edilen bu kitabin 
uzun siiredir 9evrilmesini bekhyordum. Tiirk dini hakkinda ilk saha 9ali§malari 19. yy'in 
(1850'li yillarda gezgin rahip Bu9irin gibiler vs..) ba§larinda Ruslar tarafindan ba§latilmi§ti. 
Rus etnograf, antropolog, tarih9i ve folkloristlerin derledigi bu materyallere nedense yillarca 
yabanci kalmi§iz (Ornegin bir Gumilev'den daha habersizizdir bu yillarda ilh..) yahut ikincil 
kaynaklardan gorece sagliksiz bir bi9imde yararlanabilmi§tik. Me§hur Tiirk din bilimi 
ara§tirmacisi Prof. Dr. Abdulkadir tnan, "Tarihte ve Bugiin §amanizm"i yazarken bir9ok 
yerde Anohin'den yararlanmi§tir. 

Altay §amanizm'i (Aslinda "Kamlik" demek daha dogrudur, fakat kitapta §amanizm 
§eklinde kullamldigi i9in bizde yazi boyunca §amanizm diyecegiz) bir goriinmezin 
yonlendirilmesi gibidir. Boylesine girift ve karma§ik bir konuyu anlamlandirabilmemiz i9in 
elimizde saglam gozlemlere dayamlarak olu§turulmu§ materyaller ve onlari yorum bilgisi 
olmalidir. i§te tarn bu noktada "Altay §amanligina Ait Materyaller" oniimiizdeki karanhk 
ge9mi§imize i§ik tutuyor. 

Kitabin i9erigine ge9meden once Anohim hakkinda bir §eyler soylememiz gerekiyor: 
"1867 yilinda Tambov bolgesi Arjansk il9esi Praviye Lamki koyiinde diinyaya gelen Andrey 
Viktorovi9 Anohin iinlii bir bilim adami, bested ve Sibirya etnografidir. Ailesi 1870'li yillarin 
ba§inda Biysk iline ta§inir. Anohin 1900 yilinda Tomsk'ta pedagojik faaliyetlerinin yaninda 
miizikle de ugra§maya ba§lar. Bir siire sonra G. N. Potanin'in yonettigi Tomsk Rus Miizigi 
Cemiyeti ve Tomsk Sibirya tnceleme Cemiyeti'nin iiyesi olur. 1906'dan 193 1'e kadar Giiney 
Sibirya, Mogolistan ve Dogu Kazakistan'da etnografya ve folklor malzemeleri derleme 
gezileri diizenler." 

Burada bir noktaya dikkat 9ekmek isterim; bu §ahislar daha 1900'lii yillarin ba§indayken; 
Sibirya tnceleme Cemiyeti, Orta Asya Arkeoloji Cemiyeti, Oryantalistlik (^ali§malar Dernegi 
vb. gibi bir9ok kurumlariyla kapsamh ara§tirmalara girmi§ler ve neticesinde biz tembelligimiz 
sayesinde tarihimizi anlamak i9in onlarin gozleriyle bakmaya mecbur olmu§uz. Bugiin dahi 
boyle ilmi kurumlar yerine futbol demeklerine gitmekteyiz. Unutulmayacak bir §eydir, 
ecdadimiz ilimleriyle yenilmez olmu§lardir. Oniimiizdeki birka9 yil i9inde Sibirya Rusya'dan 
koparak bagimsizligina kovu§acaktir. Peki durum boyleyken bu cografyayi tammaya ne kadar 
hazirlikliyiz? Konuyu dagitmadan §unu soyleyeyim; Anohin sadece eski Tiirklerin inan9 
sistemiyle ilgilenmekle kalmami§, onlarin miizigini, folklorunu, etnografyasim da 
ara§tirmi§tir. "Altay Tiirklerinden 500, Teleiit, Hakas ve Tuva Tiirklerinden de 300 kadar 
tiirkii derlemi§tir." Eger bunu yapmami§ olsaydi, bu sozlii malzeme 9oktan Altay 'in issizligina 
kari§ip yok olacakti. Sozii edilen kiiltiiriimiize ait bir9ok fotograf ve karakalem resim de bu 
eserde mevcuttur. Anohin 193rde olmii§tiir. Cenazesi tam da yillarca ara§tirdigi usullere gore 
Altay'in kalbine defnedilmi§tir. 

Anamiz Altay derin uykusundan uyanmayi bekliyor. Bozkirin sonsuzlugunda atalarimiz 
kan terleyen atlariyla sinir 9izgileri kaybolan ufka ko§uyorlar. Giine§ altin bir kasenin i9inde 
ge9mi§e dogru batmakta. . . Boyle bir manzarayi hayal ederken Anohin'i dii§iiniiyorum. O'nun 
ruhu i9in kitaptan se9tigim bir dua: 

"Ayim, giine§im, §ulmuslar! 
Bulut gozlii Pura Kaan! 



LXXX 



Buz ayakli Piy Kiji! 

Bulut gozlii Tay Puura! 

Kutsal, denku9yelbis! 

Oliinun (gadirina) girmeyen. 

Ayaz semaya §ekil veren. 

U9 basamakli Pay Kar§it! 

Altin yiizlii Ak Yayik'im! 

U9 boynuzlu Kara Kaya, Altay'im! " 

Kitap [Birinci Boliini'de Altay Tiirk §amanizm'indeki Tanrilar ve Ruhlar ele alinmi§tir. 
ikinci Boliim, tnsan ve Yerin Yaratili§i Hakkindaki Mitler'den olu§ur. U9uncu Boliim; 
Canlar, Olenlerin Ruhlari ve §amanlara ayrilmi§tir. Dordiincii Boliim, "Kormoslere Kurban 
Sunumu Hakkinda" ba§ligini ta§imaktadir. Be§inci Boliini'de, §amanlarin elbiseleri ve diger 
e§yalari anlatilmaktadir. Altinci Boliim, §aman ayinlerinin metinleri ve terciimelerinden 
olu§ur. Kitabm Yedinci Boliimii'nde ise Altay §amanlarmm soy aga9lari verilmi§tir] birbirini 
tamamlayacak §ekilde yedi boliim olarak hazirlanmi§tir. Kitabi 9eviren Dr. Zekeriya 
Karadavut ve Jannet Meyermanova Hanim ile eseri yayimlayan Komen Yaymevi'ne 
Tiirkoloji bilimine katkilarmdan dolayi te§ekkiir ederim. Tiirkoloji bitmeyen bir a§ktir 
efendim... 








^-<^ t^u*/:::;/5>;i>#*-*iA 



-^ >' -^'^rJh^^^J^* - ^. 




-<J^-t/ *''^ ^- ^^^mX^ *^. 




1- ' - - . 

n-/7>^w - — ^ — ^ ^~^ — 1 



I 



LXXXI 



'Altin Gozlii Kiz'i bulduguma dair beyanimdir 

Giinluk on alti saat sinir sistemimi kahveyle tahrip ederek bir ke§i§ sabriyla 9ali§maktayim. 
Kafamda bir9ok proje var. Pitoresk ve arkaik §iirler yaziyomm. Bu anlanmda gozya§larim 
yerine 9ig du§uyor gozlerimden. Sibirya'nm bakir topraklan gibiyim. Ve halen kendi 
ya§adigim bu §ehri bile fethedemedim. Peki bu 9ileke§ligim sonuna kadar boyle mi gidecek? 
"Mermer gibi giizel, aga9 gibi zinde" bu feragatim ne zaman meyvelerini verecek bunu 
du§unuyorum... 

Bu istirapli zamanlarimda yegane mutlulugum kisitli but9emle sahaflari dola§irken 
buldugum kitaplar oluyor. Aradigim §efkat niyeyse insanlardan 90k kitaplarin kollarinda var. 
isterim ki bu heyecan verici am sizde iliklerinize kadar hissedin. Benim yegane sevgilim 
kitaplarim. Kitaplar insanlardan daha 90k dostum oldu yillar yili. Hazin insanciklarim benim. 
Ustat Balzac'm kuklalari gibisiniz ni9in? Annem "merhamet" diyordu "insani huzura 
kavu§turan §ey". Bu 90k istirapli giinlerimde yegane suskunlugum merhamet. Tanri'nm 
muhte§em hediyesi olan merhameti insanlarm gozlerinde gormek istiyorum. Ve diliyorum ki 
hayatm ihti§ami karartmasm kalpleri. Sikmti ve melankolinin mahkumiyetiyle cebelle§irken 
merhameti iliklerime kadar hissediyorum: "Yagmur 9iseliyor kente. . . " 

Halet-i ruhiyemin kasvetini gidermek niyetiyle bir sahafa giriyorum. Sahaf "Resul A9ikel", 
bakmaym siz ismine bu zatm eli pek o kadar a9ik degil dogrusu. Sonra bir ba§ka sahaf; i§e 
yarar bir §ey bulur muyum diye orayi burayi didikliyorum. Derken bir kitap bana utanga9 bir 
edayla goz kirpiyor. "Altm Gozlii Kiz"! Hem de iistat Cemil Meri9'in terciimesini yaptigi 
muhte§em ve unutulmaz hikaye tiim albenisiyle kar§imda duruyor. Ne yalan soyleyeyim 
90cuklar gibi seviniyorum. Yanli§ hatirlamiyorsam Ustat, "Kitabi sahaflarda yitirdim" 
diyordu. Bu yitirme hi9 §iiphesiz kitabi kaybetmesinden degildi, insanlarm ilgisizligindendi! 
Tanpmar'm dile getiri§iyle "siikut suikasti"ndan kaynaklanan zalimce bir unutulu§ seriiveni. 
Aydmm ger9ek 9ilesi budur dostlarim. Ya§adigi toplumun bilin9sizce kurguladigi bir suikasta 
kurban gitmemek. "Ars longa, vita brevis." 

ileti§im yaymlari, Cemil Meri9'in kiilliyatmi, kizi Limit Meri9 Yazgan'm da gayretleriyle 
kimi sozciikler yahut boliimlerini 9ikartarak, bazen de ba§ka bir kitabmdan alman par9alari 
ekleyerek yani kitaplarm muhtevasmi ve §ekli tahrif edip degi§tirerek ahlaksizca yayimliyor. 
Ki Cemil Meri9 gibi bir soz ustasma yapilan bu en biiyiik saygisizliktir. Dileyen Ustat'm 
kitaplarmi orijinalleriyle ileti§im Ne§riyati'nm fiyasko basihmlarmi kar§ila§tirarak okuyabilir. 
Ankara' daki "Genel Basimevleri!" eskiden beri bu kitap katliammi niyeyse israrla 
siirdiiriiyorlar. Burada uzun uzun ornek vererek anlatmak gereksiz. 

"Altm Gozlii Kiz" Universite Kitapevi tarafmdan 1943 yilmda Kenan Matbaasi'nda 184 
sayfa (saman kagida) olarak cep kitap9igi boyutlarmda gayet intizamh bir §ekilde 
yayimlanmi§tir. Kitabm kapagmda fotograf yoktur. Hikayenin terciimesi 112 sayfa olup 
Cemil Meri9'in Balzac hakkmdaki etiidii ise 72 sayfadir. (Aslmda Jumaller'de bu boliimiin 
250 sayfa yazildigi anlatiliyor, hacmi sebebiyle tamami basilmami§tir. Ah bu ticari 
mantalite!) Ustat kitabi degerlendirirken ba§langi9 diye kaleme aldigi bu etiide; "Hayatimizin 
birka9 yilini eserlerine gomiigiimiiz dahi romanciya kar§i duydugumuz takdiri ifade edebildik 
mi? Ummuyoruz" diyor. Ki§isel kanaatim fazlasiyla Balzac'm takdirine §ayandir bu 9ali§ma. 
(^iinkii Meri9'e degin hi9bir kalem erbabimiz Honere'yi bu derece saygiyla onere etmemi§tir. 
Bu giin dahi Balzac hakkmdaki etiitler olduk9a sig ve yiizeyseldir. Larusse'a baktim pek tatsiz 
kaleme alinmi§. "tnsanlik Komedyasi"nin yazarinm kutsiyetine ve ermi§ligine kar§i i§iksiz bir 
tecessiis. 

Honore De Balzac "Altin Gozlii Kiz"i yazarak cemiyeti ile hesapla§iyordu. Toplumun 
9irkeflik aynasinda kendi muhte§em diinyasim yaratiyordu. Otuz iki ya§inda kiilliyatinm 
"insanlik Komedisi" oldugunu ke§fettigi zaman par9alardaki biitiinliigii gorebiliyordu. trfan 
Giine§imiz bu durumu bahsi ge9en etiidiinde; "Maksadi dii§iincelerini, duygularim goz oniine 



LXXXII 



sermek degil, olaganiistii vakalarla dolu bir hayatin 9e§itli sahnelerini tasvir etmektir" §eklinde 
degerlendirir. Balzac'in yazdigi §ey tiim sefahati ve 9irkefligiyle Fransa'ydi. Mevzuyu daha 
da dallandirip budaklandirarak uzatmak "Altin Gozlii Kiz"in §ahsiyetini ve biiyusiinu 
ke§fetmemizden bizi alikoyar kanaatindeyim. Yoksa kitabin tamamini anlatmak ve 
degerlendirmek zorunda kalacagim. Bu ise sizin a9inizdan bir kolayciliga sebebiyet verebilir. 
Bunu da pek istemem. Beklerim ki siz de biraz fedakarlikta bulunarak "Altin Gozlii Kiz"la 
tani§maya heveslenin. Budist bir dua metninde §oyle bir ibare gormii§tiim: "Uzun ve zor yolu 
tercih kazancindan bizi mahrum etmeyesin. . . " tnanin boyle bir niyetim de yoktur. 

Goziimdeki ate§ tiim benligimi yakinca bir kiil oluyor her §ey.. Evet, yagmur kente 
9iseliyorken tiim zihinsel direni§imden kurtularak ruhumu meleklerin hissiyatma birakiyorum. 
Bir ara yillardir ibadet edercesine sevdigim beyaz melegimin belli belirsiz siilietini goriir gibi 
oluyorum kentin sokaklannda. Hayatim boyunca tamdigim tek "Altm Gozlii Kiz". Her neyse 
O'nu merak eden okuyucular olursa Davut karde§imin "Hicrammizdaki Nagmeler" adli 
yazisma miiracaat edebilir. Siz de fark etmi§sinizdir, yazilarimm sonunu doniip dola§ip a§ka 
baglama istidadi var bende. Ki kainatm mayasi a§k imi§. tnsanlarda her §eyden once bir a§k, 
§evk ve alaka olmali. Gerisi kolaydir... 



* J ' 



h V 



Ij^'^ --^..> \/.-^^ ^^J^'^^^><>^ '' -^^^ 




^iy^l^Lr-f /><•-» 




-if ' J*< i^j *J^^j^^ t^ '-^> 






i 



py' 



LXXXIII 



Sonbaharm hiiznii 

Size hangisini anlatayim; kendimin hiiznunii mii, sonbaharm huzniinu mii karar 
veremiyomm. Bitkin bir vaziyette caddelerde dola§irken insanlann ke§meke§i ruhumu 
derinden derine rahatsiz ediyor. "Hi!" diyomm; "Ramazan da bitti bunlar artik, giinler 
ilerledik9e, iyiden iyiye azitirlar." Ho§ ramazan pek dargm gitti ya bu yil, hadi neyse... 
Yerine getirilmeyen ibadetler yiiziinden ramazamn ruhu da yillardir biraz daha fazla 
kirlenmekte. Bayramm ise, son zamanlarda hissini bile unutur oldum. Belki bu sebepten 
sonbahar daha bir hiiziinlu, daha bir yalmzhk hissi uyandiracak §ekilde goriinmekte goziime. 

Edirne'deki Murat Hiidavendigar'm yadigari Meri9 Kopriisu'nii tela§siz adimlarla adeta 
siiriiklenerek ge9iyorum. Ahm renkli ihlamur aga9lan yol boyunca sagh-sollu siralanmi§lar. 
Gune§in size ula§masmi belh ki istemiyorlar. Bazen sabahlari hafif sisli bir havada bu 
kopriiden ge9erken gune§in dogu§unu bu aga9larm arasmdan seyretmek muhte§em oluyor. 
Dallarm arasmdan siiziilen i§ik demetleri iizerinize ayni bir §elaleymi§9esine akiyor. Boyle 
dalgm dalgm yiiriirken yolun ko§esinde olduk9a ya§li bir ceviz agacmi hayal meyal 
se9iyorum. Eve bo§ gitmemek lazim! Bu sahipsiz agacm yemi§lerini herkes gibi 9urumeye 
terk etmek ecdada saygisizhk olur diye du§unuyorum. Bir-iki ugra§tan sonra nihayet agaca 
9ikabildim. Gozlerim ye§ilden sariya 9alan nazenin yapraklar arasmda cevizleri bulmakta 
zorlamyor. Sonunda iri bir tanesini elimle koparabildim, ancak cevizin i9i bo§tu ve arkasmda 
kerpetenle a9ilmi§ gibi muazzam bir delik vardi. Yilmadim bir ba§kasma yoneldim, fakat o da 
ayni durumdaydi. Birka9 denemeden sonra aga9taki tiim yemi§lerin birileri tarafmdan hasat 
edildigini anlamam gu9 olmadi. Tam ba§imm iizerindeki delikten 9itirti gibi bir ses i§ittim. 
Dikkatlice bakmca gordiim ki terk edilmi§ bir aga9kakan yuvasmi sincaplar mesken 
tutmu§lar. Sanki bana bakip alay edercesine giiliiyorlar. Zoruma gitmedi desem yalan olur. Bu 
sevimli yaratiklari hep tombi§ tombi§ oyna§irlarken hatirliyorum da yanilmi§im. Annem "pek 
zararcidirlar" derdi de inanmazdim. Demek varmi§ boyle yaramazliklari. Neyse sincaplarla 
pek fazla dala§madan a§agi inmek gerekiyordu. Malum; cevizden du§en iflah olmaz derler. 
iyisi mi "bu diistura uyalim" dedim ve harap-bitap vaziyette aga9tan yere indim. 

Size ceviz konusunda bir ba§ka animi anlatmak istiyorum. U9 §erefeli Camii'nin 
avlusunda arkada§larla 9ay i9ip sanattan konu§uyorduk. Bizim beyzadeler iyiden iyiye 
sohbete dalmi§lardi. Yahut ben oyle zannediyorum. Bazen farkmda olarak veya farkmda 
olmayarak boyle dost meclislerinde dikkatimin dagildigi oluyor. Hem arkada§lar da benim bu 
dalgm halime bayagi ali§tilar. Neyse bah9enin ortasmdaki kuru havuzun kenarmda bir ceviz 
agacma bakiyordum (eskiden bu havuzda 9e§it 9e§it baliklar vardi, ama §imdi i9i izmarit ve 
9op dolu; ilgisizlikten olacak) ki bir kuzguna ili§ti gozlerim. (^aresizce bu siyahT bilgelik 
okunan suratla yiiz yiize geldim. Karganm tiim hareketlerini daha dikkatle izlemeye ba§ladim. 
Bizim karga hi9 orali bile olmadan aga9tan bir ceviz kopardi ve cevizi ayaklarmm arasma 
alarak gokyiiziine dogru U9tu. Sanirim yiiz - yiiz elli metre kadar yiikselmi§tir. Cevizi 
yukaridan a§agiya biraktigmi fark edememi§tim. Birden oniime dii§en ceviz ta§tan zemine 
9arptigi i9in kabuklari kirilmi§ti. Hemen yerdeki kirilmi§ cevizi alarak arkada§lara ikram 
ettim. Arkada§larimdan biri bana giiliimseyerek §oyle dedi: "Neden hayvamn rizkma engel 
oluyorsun?" Belli ki bizim kuzgunu seyrederken o da beni izlemi§ti. "Yamliyorsun bu size bir 
ikramdir" diyebildim. Sonraki giinlerde hafizam beni aldatmadiysa ayni kargayi birka9 sefer 
daha gordiim. Artik cevizlerle pek ilgili goziikmiiyordu. Galiba bu avludaki sanatsal ortamin 
cazibesine o da kapilmi§ti. Amlarimda sakli kalan miizik§inas §arkilarini hala 
hatirlamaktayim. 

Sonbaharm hiizniinii anlatacaktim, gereginden fazla komik bir yazi 9ikti kalemimden. 
Yazar bu gibi durumlarda i§i kotarmak i9in alintilama yoluna miiracaat eder. Biz de oyle 
yapalim. Bakiniz Yahya Kemal sonbahari nasil terenniim etmi§: 



LXXXIV 



"Yaprak nasil du§erse akip kaybolan suya, 
Ruh oyle yollamr uyamlmaz bir uykuya, 
Duymaz bu anda ta§ gibi kalbinde sizi; 
Fark etmez anne toprak oliim maceramizi." 

Sonbahar demek oliim demektir. tnsan ise olmeden sonsuz hayat kok salamaz. Ve dahi 
sevdiklerine, a§klarina kavu§masi olmeseydi muhayyel olurdu. Gunlerimiz hazinle§tik9e 
sonbaharin hiiznii sonu9 itibariyle ger9ek sevinci ifinde sakliyor gibi. §air bir dizesinde de 
§oyle demi§: 

"Fani omiir biter bir uzun sonbahar olur." 

Fani omiir biter bitmesine, ama sonbaharm hiizniiyle degil, ilkbaharm sevinciyledir bu 
biti§. Ne diyor Mevlana oldiigii geceye; 'diigiin gecesi' ki boyle soylemi§ olmasi pek 
manidardir. Edirne'nin siluetini tema§a ederken o 90k sevdigim hiizniimii kaybettim 
efendim... 



^ J 



^^^^ 



t ' 














LXXXV 



Leo Spitzer ve kelimelerin ruhu 

Edebiyat ele§tirisi yakin zamana kadar filoloji a9isindan sanata kar§i mesafeli 
durmaktaydi. Ulkemizde de bir 90k klasik yakla§im ve metodolojileriyle edebiyat boliimleri 
tetkiklerini dayatmaci "metin §erhi" (explication de texte) gelenegi iizerinden 
yiirutmektedirler. Mevcut akademik 9evrelerin bu hali ele§tirinin kiyilarindan bile 
ge9memektedir. Arada sirada i§itilen "farkli" seslerde hemen bu 9evrelerce katledilmektedir. 
i§ini namusuyla yapan entelektiiellerin daha dogrusu i§in ehlinin cezalandirildigi, katedrali 
pisleyen kazlann ba§ taci edildigi bir donemdeyiz. Bu noktada §oyle soylemek daha dogrudur: 

"Akademik nesir yazma hastaligini (Prose) yenebilmeniz i9in, once akademik goriinme 
hastaligmdan (Pose) kurtulmamz gerekir." [C. Wright Mills] 

Yillar once Istanbul Universitesine muhacir profesor olarak gelen Alman asilli garp 
filologu ve edebiyat ele§tirmeni Leo Spitzer de "uzun zamanlardan beri sanat bakimmdan dil 
tetkiki, mektep programmm 'metin §erhi' haline sokulmu§tur" diyerek belki diinyada ilk defa 
yazi ele§tirisinin mevcut haliyle sanatm kiymetine yiikselemedigini ifade etmi§tir. Aradan 
yarim asirdan fazla bir siire ge9mesine ragmen Spitzer'in tespiti yanki bulmami§tir. Durumun 
boyle oldugunu anlamak i9in herhangi bir iiniversitenin edebiyat tetkiki sahasmdaki 
9ali§malanna bakmamiz bize delil olacaktir. 
Hasan Biilent Kahraman in da belirttigi gibi: 

"Hayatmm bir kismmi Istanbul' da ge9iren ve Istanbul Universitesi'nde Roma Uygarligi 
Ara§tirmalar Merkezi'ni kuran Leo Spitzer, her §eyin otesinde bir hiimanistti. Spitzer'in bu 
onemli ozelligi siirekli sergiledigi bir paradoksta a9ik9a belirmektedir: Spitzer bir yandan 
edebiyatm 'kar§ila§tirici' giicii oldugunu ileri siirerken, bir yandan da dillerin birbirine 
9evrilemeyecegini savunuyordu. Bu goru§, kesinlikle, Spitzer'in soyut dil kavramma saygi ve 
sevgisinin bir sonucuydu. Spitzer'in duyarlihgma itiraz edilmemesi gerekir. Ve §imdi, mevcut 
insanlik sorunlarma tek 9arenin geni§ anlamiyla 9eviri diyebilecegimiz §ey oldugunu tarti§ma 
zamamdir." 

Profesor Spitzer' i kavramak kelimelerin ruhunu, kelime sanatmi anlamakla ilintilidir. 
Spitzer'in ele§tiri kurami klasik edebiyat tarih9iligini yahut sadece filolojik bir 
degerlendirmeyi kapsamaz. Daha ziyade biitiincul olarak (ki bunun gramer ve 9eviride 
dahilindedir) eserin icra ettigi estetik tesiri, sifatlarin roliinii, metnin metin i9inden 
gorunu§unu ve degerlendirilmesini, estetigin, edebiyat tarihinin ve lengiiistigin birbirleriyle 
olan ili§kisini de dikkate alan bir 90zumleme yapar. Modern ele§tiribilim terimleriyle 
soylersek; kuralci ve olgucu baki§ a9ilarmm ongormedigi ya da tikandigi noktalarda 
kelimelerin ruhunu kavramaya 9ali§mak metni 90zumlememize daha 90k yardimci olur. 
Kelimeye ruhu ancak onu yaratan verebilir. 

Roland Barthes bu konuyu degerlendirirken "Diinya vardir ve yazar konu§ur, i§te yazm 
budur. Ele§tirinin konusu 90k farklidir; 'diinya' degil, bir soylemdir; bir birinci dil (yada 
nesne-dil)iizerinde ger9ekle§tirilen bir ikinci dil, ya da (mantik9ilarm deyimiyle) bir iist dildir" 
derken kelimenin yaraticismdan daha farkli bir konumdaki duru§tan algidan bahseder. 

Spitzer one siirdiigii gorii§leriyle bir tarafta edebiyattan hi9bir §ey anlamayan, diger tarafta 
dilden hi9bir §ey anlamayan edebiyat9ilan birbirleriyle temas halinde olmaya davet eder. 
Fakat dil ilmini edebiyat limine baglayan koprii, iislup incelemeleridir. Ustada gore sanat 
bakimindan dil, iislup ismini alir. Spitzer'in anlayi§inda yazarin lisanim sanat bakimindan 
kavramak, onu karakterize etmek ve yazarin ruhi cevherinin (das Seelische) lisani ifadesini 
izah etmekle miimkiindiir. Eski ele§tirmenlerin iislup fizyonomisi dedigi §ey kelimelerin 
ruhunda gizlidir. 

Spitzer'in yazi ele§tirilerinde ortaya koydugu; bir nevi metinlerin "stilistik" okumalar ve 
degerlendirmelerle 90ziimlenmesidir. Ele§tiri biliminin bizim edebiyat fakiiltelerindeki 
"hoca'larin kolayci ve sig metin §erhleri olmadigim herhalde anlami§sinizdir. 'Ele§tiri 



LXXXVI 



ge9mi§in ger9egine ya da bir ba§kasinin ger9egine bir saygi sunma degildir, 9agimizin 
anla§ilirinin kumlmasidir.' 

Bir sanatkarin anla§ilmasi i9in onun eserinin incelenmesi gerekir. Ancak oraya niifuz eden 
onun sirrina vakif olur. Tiim dilegim akademilerimizdeki bu 9urumu§ zihniyetin terk edilmesi 
ve ger9ekten "nitelikli" 9ali§malarin on planda olmasi i9indir. Bu kapsamda gerek yeni 
gerekse eski edebiyat eserlerimizin tekrar dogru diizgiin olarak tetkiki §arttir. 

Sozii daha fazla uzatmadan konuyu Spitzerin ifadeleriyle bitirmek istiyomm: 

"Bir zamanlar 'individuum non est ineffabile' demi§tim, benimle bir fikir olan 
meslekta§larimdan biri de §oyle diyor: §ahsiyetin tarn bir ifadesi yoktur (individuum est 
ineffabile), 90k dogru; fakat §ahsiyeti anlamaya 9ali§mak kabildir. Par9adan butiinii, 
kelimeden ruhu yakalamak isteyen filologun, ifadesini miimkun oldugu kadar ileri goturmesi, 
ruhi usareyi, harici lisan dallarina kadar takip etmesi, §ahsiyeti tarn manasiyla ortaya koymasa 
bile, onu ifade etmeye 9ali§masi lazimdir." 

Uslub-u-beyan aynile insan... 



*Jr^J-:>^^U* *j J^/ -^ 'r^> I 








j^* 



•>P 



LXXXVII 



Hakaslar (1) 

Hakaslar; Giiney Sibirya'da Sayan Daglarinm kuzey ve batisindaki bozkirlarda ya§ayan 
Tiirk Dilli, Tiirk Etnisitesi dahilindeki, geni§ bir ulustur. Rusya Federasyonu Hakas 
Cumhuriyeti (Hakasya), Rusya Federasyonu i9inde kendi egemenliklerinde ya§amaktadir. 
Tarihsel ve etnografik edebiyatta, at ve koyun pastoralistleri, epik efsaneleri, §amanizm, 
genizden §arki soyleme ve ozgiin telli miizik aletleri -9athan- ile yaptiklari miizik ile bilinirler. 
Hakaslarin en eski yazili belgeleri 13. yiizyila kadar gider ve Kirgiz Devleti, Mogol Go9ebe 
imparatorlugu ve Zungar Devleti gibi eski siyasal birliklere katildiklari kaydedilir. Sovyet 
giicii altinda bagimli ama ozerk bir bolge olmu§lardir. (Anderson 1998;) Munisin, Abakan, 
Yenisey ve Sibirya Tiirkleri adlariyla da anilan Hakaslar, guniimuzde 90k eski bir kiiltiir ve 
medeniyetlere sahne olan Yenisey ve Abakan irmagi boylarinda ya§amaktadirlar. (inan.1968) 
eski tarihin ihti§amina ragmen, Hakaya'daki bugiinkii Hakas Tiirkii varligi 90k du§uk bir 
seviyededir. Bolgenin yogun Rusla§tinlmasi ve Hakaslarin asimilasyonu Hakaslari yok olma 
tehlikesiyle kar§i kar§iya getirmi§tir. (Somuncuoglu.1997) Onlar i9in sik9a kullamlan Rus9a 
etnonim-hakas/hakasi- 10. yiizyildaki siyasi olu§umunun adina esaslamr - hagas. 
(Butanayev.1994) Bu ad 9ok9a tarti§ilan "Minusinsk-Tatar" Binsu Tatarlari'nm yerine 
se9ilmi§tir. Kendi ana dillerinde 90gu Hakas kendilerini Tadar/Tadarlar diye 
adlandirmaktadir. Oniimuzdeki Hakas Cumhuriyeti 'nin geneolojisi arkeolojik kazilarla 90k 
iyi bilinen 6. yiizyildaki protokoktiirk devletine gitmektedir. (Kuzlazov.1993) Bazi 
akademisyenlere gore; kadim "hakas" teriminin ilk kullamldiklari yer olarak, Qm el 
yazmalarindaki, resmi yilhklar yazili iz birakmi§tir. (Kozmin.1925) 

Bir9ok yiizyilda Hakaslar genel olarak dort grupla (beylik) ayirt edilir: ka9inets/kzhintsi 
(haas), sagayets/sagaytsi (sa ai), kizil'ets/kizil'tsi (kizil) ve koybal/koybah (khoybal). Bazi 
yazarlar be§ grup olarak (§orets/§ortsi) Shortse Altayi'da Hakaslarin bir par9asi olarak 
saymi§lardir. (Krivonogov.1997) Her bolgesel grup Kazak ciizlerindeki gibi ozel patrilineal 
soyadlariyla belirlenen ayri§tinci rulara/klan baglarina ya da seoklara boliiniir. 19. yiizyildan 
itibaren ise bu topraklar tek bir Hakas kimligine indirgenmi§tir. (Sibir Etnografya 
Atlasi.1980) 

12 yiizyildan ba§layarak Mogol egemenligi altindaki Sayan- Altay havzasinda ya§ayan 
pastoralistler (tabiatla ban§ik hayat). 18. yiizyilda Rus Koasklarinm geli§ine kadar 
civarlarindaki halklarla 90k daha miitevazi ticaret ekonomisini elde tutmu§lardir. 1727 yilinda 
Rusya ve Q'm arasinda imzalanan "Bura" anla§masi ile Ruslarin Hakaslar iizerindeki 
egemenligi kesinle§mi§tir. (Butanayev.2000) (^arlik Rusyasi'nm somiirge politikasi 
9er9evesinde Hakaslardan "yasak" denilen ve kiirk cinsinden alinan verginin di§inda daha 
birka9 tane vergi alimyordu. Bunlar di§inda Sibirya genelinde yiiriitiilen Hiristiyanla§tirma 
politikasi Abakan civarinda da Ortodoks Kilisesi tarafindan §iddetle uygulanmi§tir. Mesela 
1876 da (yakla§ik 3000 ki§i) yerel yoneticiler tarafindan "Askiz" nehrinin yakinlarina 
misyonerler gonderilmi§ ve orada halk toplu olarak vaftiz edilmi§tir. Hakaslarin biiyiik kismi 
geleneksel "kamlik" inancindan 9iktigi takdirde vergi muafiyeti yahut devlet memuriyeti 
verilmesi gibi yollarla dini inan9lari kiskaca alinmi§tir. (^arlik politikasinm S.S.C.B. 
doneminde de degi§meden devam ettigini bilmekteyiz. 

1918 yazinda "Beyaz Ordu" bolgeyi ele ge9irmi§ ancak Eyliil 1919 da Sovyet Kizil 
Ordusu bolgeye hakim olmu§tur. 01u§turulan Hakas ulusal bolgesi 1925'te Hakas Okruguna 
donii§tiiriilmii§tiir. (Gail. 1997) 20 Ekim 1930 da ise Hakas Okrugu lagva edilip "Hakas Ozerk 
Bolgesine" donii§tiiriilmii§tiir. Komiinistler zamaninda Rus etkisi artarak devam etmi§tir. Bazi 
milliyet9i Hakas aydinlari bu esnada tepkilerini §oyle dile getirmi§lerdir. "Hakasya Ruslarsiz 
da yapabilir." Sibirya Tiirkliigiinii birle§tirmeye 9ali§an bu aydinlara kar§i soru§turmalar 1934 
yilinda ba§lami§ ve 1937 yilina kadar bini a§kin Hakas aydini ve siyaset9isi tutuklanmi§tir 
Kayitlara gore yiiz yedisi idam edilmi§tir. (Deliomeroglu.1999) 



LXXXVIII 



Sibirya'nm diger bolgelerinde de oldugu gibi, eski soylular ve zenginler ve aynca 
§amanlar Sovyet iktidari a9isindan zararli gorulmii?, Hakaslan kesinkes Sovyet iktidarina 
baglamak i9in toplumda var olan eski ili§kileri ortadan kaldirmak gerekli gorulmu§tur. 24-25 
yillan arasinda Hakasya'da 71 §aman mevcuttu, bunlarin 90gu siirgiin edilmi§tir. Ek olarak 
yapilan kolektifle§tirme siyaseti sonucunda insanlarin ellerinden biitiin ge9im kaynaklanm 
olu§turan hayvanlar alinip, insanlar kendi kaderleriyle ba§ ba§a birakilmi§lardir. A9ligin 
sonucunda toplu saldiri ve yagma eylemleri ger9ekle§tirilmi§tir. (Anjiganova/Mali§eva.l998) 
Hakas Okrugu olu§tumldugu zaman Hakaslarin demografik durumu 47.486 ki§i olup, 
toplam niifusun % 42,3'unu olu§turuyordu. Bugiin ise Hakaslarin Hakasya toplam niifusunun 
ancak % lO'unu olu§turmalan Rus niifus akiminm etkisini gostermektedir. 1926 yilindaki 
verilere gore o yillarda Hakas niifusunun % 96' si Hakas9a'yi ana dil olarak kabul ediyordu. 
1989 verilerinde ise % 4'liik hi9 bilmeyenlerin orani % 24'e 9ikmi§tir (Kili.1995) Hakas 
dilinin dii§tiigii durumu a§agidaki rakamlar daha iyi a9iklamaktadir. 1989' da Hakaslarin 
sadece % 2.3 'ii i§ sirasinda ve % S.l'i arkada§lariyla kendi aralarinda Hakas9a konu§uyordu. 
Sovyet zamamnda Hakas9anin kullamm alanlari daraltilmi§tir. Rus9a bilmek yiiksek ogrenim 
ve kariyer a9isindan onemli cazibelere sahipken, Hakas9a bilmek gereksiz bir meziyet haline 
sokulmu§tur. (Kili.1995) Hakasyada (1956 verileri) mevcut olan 400 okuldan sadece 79'unda 
Hakas9a milli dilde egitim verilmi§tir. (Potarov.1956) Yapilan reformlardan anliyoruz ki 
Sovyet zamamnda kiiltiirel asimilasyon §iddetle devam etmi§tir. (Devam edecek) 



'^^ifii.*'^:>'.*'t-^> 






J 







'Ij^^ ^^-fiJ-f^/Ji*^ »* J ' '-i-'- j^O^'-' .i-i^ r^ 



- ^^ ^^j '.t:-^:., iji^^^i. 




•^/^:r^t/>^>Cj^v^^^j 



I ' 



LXXXIX 



Hakaslar (2) 

1990'da Hakasya'nm yonetim organlarinda "milli devrim" olarak algilanabilen degi§iklik 
ya§anmi§tir. Bolge ba§kanligina Rus degil de Hakas bir yonetici ge9mi§tir. Ayni yil Hakasya 
Bolge Komitesince, Hakasya'nm Krasnoyarsk krayindan ayrilmasina ve Hakas Otonom 
Cumhuriyetinin kurulmasina karar verilmi§tir. Tek tarafli olu§turulan bu statii ancak bir yil 
sonra federasyon diizeyinde kabul gormii^tur. (Titkov ve Tukov.1997) Bolgenin, vilayetin ve 
cumhuriyetin ba§kenti eski bir Koask kalesi olan Abakan'dir. Hakasya bu §artlara gore 62.400 
km karelik bir yuzol9umune sahip ozerk cumhuriyettir. (^agda§ milliyet9ilerin a9iklamalarma 
gore, son 119 nesil Agustos 199rdeki sondan bir onceki siyasi toplantiya kadar Hakaslarm 
uzun siire yitirilmi§ devletlerinin yeniden kurulmasi i9in devamli miicadele etmi§lerdir. 
(Kuzlasov.1993) 

Hakas devlet9ilik tarihi bugiin 90k tarti§mali bir konudur. Rus basmmda iki Hakasolog 
tarafmdan bu bolgede yerle§enlerin ilk once Hakas mi yoksa ilk once Horayts mi, olduklari 
konusunda ate§li bir tarti§ma ya§anmaktadir. Hakas Devlet Universitesi, Ethografik 
Laboratuar ba§kani, Victor Butanayev "horayts" etnonimini tercih ederken, Leonid Kuzlazov 
"hakas" etnoniminin 90k eski 9aglara kadar uzandiginin gu9lu savunucusudur. Ayni §ekilde, 
fizik antropologlan ve siyaset9iler modem Hakaslar ile onlarla "neolitik" 9aginda ayni 
bolgede yerle§mi§ atalari arasindaki genetik devamlilik iizerine tarti§mali yazilar 
yayinlami§lardir.(Anderson.l998;) Rusya Bilimler Akademisi Dogu Ara§tirmalan Enstitiisii 
ise yillardir Hakaslari Tiirk-i Diller ailesi i9inde saymakla birlikte Tiirk etnisitesinin di§inda 
birakmaktadir. Ge9mi§te yayinlanan Sovyet Ansiklopedisi "Hakasia" makalesi ise bu baki§ 
a9isinin tipik ornegidir. 

Hakaslarm geleneksel ekonomisi kir merkezlidir. Atlar yan-g09ebe bi9iminde yeti§tirilirdi. 
Kement (arkan) kullamlarak yakalamrdi. Geleneksel yemeklerin 90gu pastoralizm iiriinleri ile 
ilintilidir. At eti "haan" denilen sosisin hazirlanmasinda, kuzu ise 9orba olan "ugre" yapmakta 
kullamlirdi. tnek siitiinden ise "ayran" yapihrdi. Bu ayni zamanda topragin ruhlarina onemli 
bir ikramdir. (^ogu Hakas erkegi yabani geyik "maraul", ayi, sincap ve samur gibi kiirklii 
hayvanlari avlarlardi. Geleneksel Hakas Koyii "aal" ondan on be§e kadar geni§ aile iiyelerinin 
ya§adigi "il"denen yurtluk tarzi evlerden olu§maktaydi. Hakas takviminde kirsal sure9 pek 
90k ana tatil ile belirlenmi§ti. Askiz yoresinde kutlanan "Tun paryam" ilk slit tatilini imgeler. 
Bu bayramda geleneksel tatli "talgana" yapilir. Geleneksel ekonomi di§inda Hakasya' da 
bir9ok maden 9ikanmi endiistrisi de geli§mi§tir.(Nadir.l982) 

Hakaslar edebiyatta en 90k zengin miizik ve §iir gelenekleriyle iinliidurler. Minusinsk 
bolgesinde 250'den fazla kayitli uzun kahramanlik destanlari vardir. (Kiday§-Pokrovskaya ve 
Maingoya§eva.l988) Tiirk etnografyasinm zengin diinyasi Hakaslarm en iinlii destani olan 
"Altin Arig" da a9ik9a goriilmektedir: "yeryiizii olu§maktadir. Engin kirlar ye§ermi§, derin 
goller olu§mu§, derin gollerin i9inde biiyiilii baliklar yeti§mektedir. Gen9 aga9lar da sincaplar 
oynamakta, kanatli ku§lar U9maktadir" (Ozkan.1997) Destanlar miizik aleti kullamlarak 
bogazdan soylenir. §arkinin tipik ozelligi ozgiirliigii savunan tanri-kahraman "Alup" ile 9e§itli 
kotii gii9ler arasindaki miicadeleyi anlatir. Tiirk kozmogonisine siyah gozlerini 9eviren Altin 
Arig'in olaganiistii giizelligi vardir ve Ona biitiin erdemler bagi§lanmi§tir. Altin Arig'da ii9 
nesil tanrilar arasindaki babasinm soziinii dinlemeyen bir kiz 90cugundan kaynaklanan 
talihsizlige kar§i miicadelenin hikayesi anlatilir. Bu destan; Masai Kahraman Tanrilardan 
birinin kadin olmasindan dolayi emsalsizdir. (Stoianov.1996) Bu tarz §iirsel anlatimi pek 90k 
"hayci" alti ya da yedi telli arp benzeri "chatkhan" denen miizik aletleriyle okurlar. Bu 
gosteriye "khomys" (kobuz) da e§lik edebilir. Hakaslarm ritiiel uzmanlari pek 90k devirde 
"kamya" yada "§aman" yeti§tirme tarihi olmu§tur. Komiinizmin demir tozu kalktiktan sonra 
Hakasya' daki §amanizm'in canlanmasi milli kimligin olu§turulmasiyla ilgiliydi; bu yiizden 



XC 



milli sanat9ilar ve milli aydinlar "kamya" olmu§ ve Hakas Tiirklerinin temelini 
olu§turmasinda aktif rol oynami§lardir. (Kira Van Deuser.1997) 

Sonu9 olarak: Vladimir Putin' in Rusya Federasyonu Devlet Ba§kani olarak se9ilmesiyle 
Rusya'da ba§lanan federal reform, milli cumhuriyetlerin haklannm smirlandirilmasi 
yoniindedir. (Somuncuoglu.1997) Hakasli karde§lerimiz ge9mi§te her zaman haklarmi 
savunmu§lardir. Kadim ge9mi§te oldugu gibi de "hak" "aslmi" eninde sonunda alacaktir... 






' '^'(O^irJj^^^^ 



—I 



L- 




tirC?K'^/< ^^-tJ^^. 



\ %^x;-f 'lT-^^ *^^J>^yM,^^^j'_^-^i^/J^^, ^ '/ 






1 








• Ii 




1 


•' 


» 


\ 

i ^^ 




' - 



i4ii-t3 



^,*^^'^<^^f*(j: 



<lJ^3^ 



i >^t;^^->\'j^'>t 



J^><>>' 






-f *r — >tr l^i*^ *V^y>tr^j^ i^^^^j^^ 



it 



' * • ^^ ■ * ^ I 



't^l^^ff.^'i^'^y*^ 




* 



-'^^r^*-' 



';^t,^ 



xci 



'Bir du§ kadar giizeldin../ 

Fransiz yazar Andre Gorz'un sevgilisi, hayat arkada§i, hayatinm anlami Dorine'e yazmi§ 
oldugu 'Son Mektup' bir a§igin hikayesini yeniden kurmak adina yapilmi§ en anlamli 
9abalardan biridir. Andre Gorz'un 'Son Mektup'u omiir boyu surrnii? olan bir sozle§menin 
metni gibidir. Uziintiileri ve sikintilariyla elli sekiz yillik bir a§kin hiiziinlu hikayesidir 
anlatilan. Gorz ve Dorine birlikte yazmi§lar, birlikte ya§ami§lar ve birlikte varolmu§lardir. 
Kari-koca, Dorine' in uzun siiren hastaligi sirasinda inamlmaz bir karar alirlar. Birisi oliirse 
hi9 ayrilmamak i9in digeri de ayni §ekilde son yolculuga katilacaktir. Ve boylece digerinin 
yoklugunda ya§ama zorunluluguna katlanilmayacaktir. Her §ey gibi a§k kavraminin da i9inin 
bo§altildigi, tiiketim nesnesine donu§tugu bir 9agda umut, hatta bir isyan 9igligi gibi kar§imiza 
9ikiyor Gorz'un 'Son Mektup'u. Insanlarin yiiregine i§leyen bir 9iglik. 

Hiiziinlu bir a§k hikayesi olan 'Son Mektup' §u satirlarla ba§liyor: 

"Yakinda seksen iki ya§inda olacaksin. Boyun alti santim kisaldi, olsa olsa kirk be§ kilosun 
ve hala giizel, 9ekici, arzu uyandiricisin. Elli sekiz yildir birlikte ya§iyoruz ve ben seni her 
zamankinden 90k seviyorum." 

Gorz bu yakici sozleriyle kahredici bir bo§luk ta§iyordu gogsiiniin tarn ortasinda. 
Sevgilisine olan bagliligin, ya§ama arzusuyla dolmasina firsat veren bir doniim noktasi 
oldugunu gosteren belgedir "Son Mektup". Gorz'u biiyiileyen §ey neydi, bunu anlamasi uzun 
yillarim almi§ti. Gorz bunu §oyle a9ikliyor: 

"Biz birbirimizi anlamak i9in yaratilmi§iz." 

Gorz hayatim ya§ami§ olmadiginm, ona hep belli mesafeden baktiginm, sadece tek bir 
yanini geli§tirdiginin ve insan olarak yoksul kalmi§ oldugu duygusunun istiraplariyla 
bogu§mu§tu bir omiir boyu. Bu ise sevgilisine doyamami§ oldugunu gosteriyordu. Georges 
Bataille'in formiilii uyarinca, "hayati sonraya ertelemek" istemiyordu Gorz. Ilk zamanlardaki 
gibi Dorine'in mevcudiyetine ihtiya9 duyuyordu. "Geceleri bazen, bo§ bir yolda ve issiz bir 
manzarada bir cenaze arabasinm ardindan yiiriiyen bir adamin karaltisim goriiyorum. O adam 
benim." Olmaz ya eger ikinci bir §ans verilseydi, o hayati da birlikte ge9irmek isterdi Gorz ve 
Dorine. Ayrinti yayinlarindan 9ikan "Son Mektup" hiiziinlii bir a§k hikayesini anlatiyor. 
Hemen belirtelim; Dorine oliince 2007 Eyliil'iinde Gorz da ayni giin intihar ediyor. 

"Son Mektup" i9in soylenebilecek daha 90k soz var. Gorz, uzun yillar Les Temps 
Modernes dergisinde Jean Paul Sartre'in 9evresinde olu§an ekipte exsiztansiyalist bir dii§iince 
i9inde yer almi§tir. Hayat O'nu varolu§ sancisindan ezoterik (Batini) bir dii§iinceye 
siiriiklemi§tir. Bu satirlari defterime karalarken Edime'ye pamuk gibi bir kar yagiyor. Lapa 
lapa yagmakta olan kari seyrederken Gorz'un, "Bir dii§ kadar giizeldin..." sozii kulaklarimda 
9inlamakta. 

Bir dii§ kadar giizel sevgilinin varligi iimidiyle... 



XCII 



c^ 






^j^^,^ 







v 



C^-r* 




'>^,/l 



^>C<;.0,>f> 'J ^'gj^Jj^f^t/ 



XCIII 



Frankfurt Okulu 

Frankfurt okulunun bir9ok alana yayilan kuramsal ilgileri ve yonelimleri koken olarak 
Almanya'da, Weimar Cumhuriyeti zamamnda kita Avrupa'sinda belirmeye ba§lami§tir. Bu 
ekoliin belliba§li temsilcileri Horkheimer, Adomo, Marcuse, Habermas ve Benjamin gibi 
onemli entelektiiellerdir. 

Frankfurt Okulu entelektiielleri Marksizimden uzakla§ip yeni Hegelci ideoloji ele§tirisine 
dogru yonelmi§lerdir. Peter Hamilton'un ifadesiyle soylersek onlar "iimitsizlik i9indeki 
radikaller"dir. Bu okul Bati du§unce tarihinin en bunalimli yillarmda bir kirilma amna rastlar. 
Ancak yine de bu sikmtili donemde Bati du§uncesini yeniden yorumlamayi ba§arili kilacak 
§ekilde eserler ortaya koymu§lardir. Bazi onemli kitaplari; "Minima Moralia", "Tek Boyutlu 
insan", "Pasajlar", "Negatif Diyalektik", "Aydmlanmanm Diyalektigi" gibi eserlerdir. Bu 
aydmlar Ortodoks Marksizme §iddetle kar§i 9ikarken, Hegel ve Weber okumalarindan, 
ideoloji tammlarmdan, sanatsal ve estetik gonial ere, medya ve kiiltiir ele§tirileri gibi bir9ok 
alanda etkili teoriler one surmu§lerdir. 

Dogu Bat Yaymlari, Editor H. Emre Bagce tarafmdan okkali bir se9kiyi Frankfurt Okulu 
i9in hazirlami§tir. Alanmm en se9kin isimleri tarafmdan olu§turulan bu kitap, Frankfurt Okulu 
'na niifuz eden kapsamli ve derinlikli makaleleri bir araya getiriyor. Kitaptaki ilk makalede 
Goran Therbom, geleneksel ve ele§tirel kuramlari kar§ila§tirmali olarak incelemi§tir. Ele§tirel 
kuram ve felsefe ili§kisi iistiine degerlendirmeyi Thomas McCarthy yapmi§tir. Modernlik ve 
ele§tirel kuramm 9ikmazlari Seyla Benhabib, Frankfurt Okulunun Karl Mannheim ve bilgi 
sosyolojisi ele§tirisi, Martin Jay tarafmdan yazilmi§tir. Burada ilgin9 bir durum var. Martin 
Jay'in makalesinin imgelem ele§tirisi de ayni derlemede (Dougles Keller) yer aliyor. 
Derlemenin ilk boliimleri bize genel bir degerlendirme olanagi veriyor. Adorno & 
Horkheimer i9in ise Willem Van Reijen, David Held, Fred R. Dallmayr gibi 9agda§ 
du§unurlerin hirer makalesi almmi§. Epistomoloji ve yontem konusunda David Held'e ayri 
dikkat 9ekmek isterim. Devid Held Horkheimer'in ele§tirel kuram 90zumlemesini yaparken, 
diger du§unurlerin de konumlarmm izdu§umunu bulmaya 9abaliyor. Derlemenin bana gore en 
ilgin9 metni Rolf Tiedemann tarafmdan yazilan (Tarihsel Materyalizm veya Siyasal 
Mesih9ilik? "Tarih kavrami iistiine") makaledir. Metnin ba§ma konulan almti da bir o kadar 
ilgin9tir. 

"Ge9 Stalinizm'e dek ve biitiiniiyle bile kurulmaksizm, Marksizmin biricik yuvasi, onun 
ger9ekle§mesi i9in gerekli on ko§ullara neredeyse hi9 sahip olmayan Sovyetler Birligi'ydi. 
Sovyet Marksizmi'nin nihayetinde giderek daha fazla (^arla§masmm belirginle§mesine ve 
hatta Marksizmin kendi imgesini etkilemeye ba§lamasma dek. Sorunlu mesele tam anlamiyla 
yalmzca ger9ek Marksistleri ilgilendirmesine ragmen, 90k yaygm hale gelinceye dek: 
Marksizm, Stalinizm altmda farkma varilanm otesinde mi degi§mi§tir, yoksa yine de fark 
edilebilir bir siire9te mi degi§mi§tir? Nihayetinde bu soru ilgili tarafa, yani Rus devlet dinine 
yoneltilmelidir... "(Ernst Bloch, Politische Messungen) Benjamin'in tarih iistiine tezlerindeki 
dokuzuncu tezin imgesi Sovyet devlet tarihine tam olarak oturmaktadir. Benjamin yorumunun 
arkasmda bir tablo saklamaktadir: Paul Klee'nin yaptigi Angelus Novus yani Yeni Melek. 
Klee 'sabit §ekilde iizerinde dii§iindiigii bir §eyden uzakla§iyormu§ gibi bakan bir melegi 
resmeder. Gozleri bir noktada bakakalmi§tir. Agzi a9iktir ve kanatlari dalgalanmaktadir. 
Benjamin' e gore bu sulu boya yagli boya kari§imi eskitme teknigiyle yapilan resim tarih 
melegidir. Muhtemelen gordiigii §ey onu konu§ma kabiliyetinden yoksun birakmi§tir. 



XCIV 



Kitaptaki diger yazarlari anacak olursak; Lucien Goldmann (Marcuse'yi anlamak), Robert 
B. Pippin (Hegel ve Tarihsellik Ustiine: Marcuse), Douglas Kellner (Eric Fromm, Feminizm 
ve Frakfurt Okulu), Devid Held&Larry Simon (Habermas'in Ge9 Kapitalizme Dair Kriz 
Kurami), H. T. Wilson (Ele§tirel kuramin sosyal bilimler ele§tirisi: Adorno'dan Habermes'a 
degi§en bir sorunsaldan kesitler), Martin Jay (Yahudiler ve Frankfurt Okulu: Ele§tirel kuramin 
anti-semitizm 90zumlemesi), W. V. Blomster (Miizik sosyolojisi: Adorno ve otesi). Kitabm 
sonunda yazarlar hakkmda kisa bilgiler verilmi§tir. Du§unce tarihi i9indeki bu ilgin9 kirilma 
noktasmi merak edenlere Dogu Bati Yaymlari tarafmdan hazirlanan derlemeyi §iddetle 
tavsiye ederim. Frankfurt Okulu tragedya 9agmm buruk sesidir... 




.^ i^ 














xcv 



Anadolu halk resimleri 

Anadolu Halk gelenekleri ve inan9lari konusunda bugiin bildiklerimiz bazi istisnai 
ara§tirmacilari saymaz isek daha 90k bu bakir cografyayi dola§anlarin rasgele dola§ip bize 
anlattiklarindan ibaret kaliyor. Genellikle bahsi gefen konuyla dilbilimciler ilgilenmi§ler ve 
bir9ok agiz, masal, tekerleme, bilmece, deyim derlemeleri yaparak soyut materyaller iizerinde 
9ali§mi§lardir. Cumhuriyetin halka yonelim politikalari kismen de olsa folklorik malzemeyle 
desteklenmeye 9ali§ilmi§tir. Kismen de olsa diyomm 9unku yapilan saha ara§tirmalari sonucu 
derlenen malzeme halen 90zumlenebilmi§ degildir. Ziya Gokalp'in kimi eserlerinde 
millile§me baglaminda konuya deginilmi§tir. Diinyadaki folklor ara§tirmalarinda ise derleme 
ve analiz e§ diizeyde gitmektedir. Olayin bir de antropolojik yonii vardir. Halk oyunlari, 
musikisi, giysileri yahut kilim, kap kacak gibi e§yalan dondurulmu? bir tarihin miizeye 
girmesiyle yitikle§iyor ve giderek hayatimizdan uzakla§tinliyor. "Kati olan her §ey 
buharla§iyor." 

islamiyet, resmi bir ol9ude kiiltiirel baski 9er9evesine yerle§tirirken Tanri yolu olarak sufi 
gelenekte toleransli uygulamalarin bulundugunu burada belirtmekte fayda var. Mehmet 
Karakalem, ya da minyatiir ustalarim, yahut ebruzenleri nasil gormezden gelebiliriz... §ekil ve 
renk duygusu Anadolu insaninin, eski kam dininden bu yana, toplumsal (kiiltiir) hafizasinda 
ya§amaktadir. Bu konudaki bizdeki ilk 9ali§ma Ressam Malik Aksel'in "Anadolu Halk 
Resimleri" isimli kitaptir. Sanat tarih9isi M. §. ip§iroglu kitaba iki-u9 sayfalik bir onsoz 
yazmi§tir. Kimi egoislamistlerin taassubu neticesinde bizde halk resminin olmadigi uzun 
zamandir soylenmektedir. Halk resim sanatmm adi-sam belli olmayan nice ustalarinm el 
eserleri han ve kahve duvarlarini, kimi dergahlari, ya da ta§ baski hikaye kitaplarmi siislerken 
bunu soylemek yanli§ olur. Velhasil bizde bir resim sanatmm olabilecegi pek hatira gelmiyor. 
Tanri'ya ula§manm bin bir yolu varsa eger, bir yolu da resimdir. Galiba Tann'mn resmi de 
insandir. 

Malik Aksel'in kitabi; "Bizde halk resmi var midir?" sorusunun bir haksizlik oldugunu 
kamtlamaya 9ali§ir. Halk resim gelenegini anlatan Aksel, oniimiize biiyiik bir malzeme yigmi 
sermiyor, ama se9tigi omekler neticesinde 9e§itli yonleri ve zenginligiyle konuyu 
kavramamiza son derece yardimci oluyor. Bu resimlerin 90gunlugu tanzimattan bu yana 
yapilan eserler olsa da aralarinda be§ asir onceki 9ali§malardan da derlenen bazi nadide 
ornekler bulunmakta. Biiyii ve tilsimla ilgili ornekler son derece eski. Bu kitap ilgili alan ve 
taliplisi i9in 90k kiymetlidir. Bir konuyu daha belirtmek isterim; kitabin degeri i9indeki 
bilgisinden otiiriidur. Bazi sahaflarin, miizayedecilerin ahlaksizligi sebebiyle degil. 

Halk resimleri benzetme ya da taklit hevesiyle yapilmami§tir. Belirli bir diinya gorii^u, 
inan9 ve du§uncenin resim diliyle anlatilmasi maksat edilmi§tir. Resim burada bir §eyin 
benzerini vermiyor, halkin hayallerinde ya§ayan bir tasawuru, bir fikri tamtiyor bize. Resim 
bazen geometrik remizler vasitasiyla dinsel diinyamn nak§T halini almi§tir. Bazen de mistik 
resimlerde harflerden meydana getirilen insan §ekillerinde i§aret ve tasvir birbirine kari§iyor. 
Asil olan mananin sembolik dilidir. 

Halk resimlerindeki insan tasvirlerinin Karagoz'de oldugu gibi ustadan 9iraga ge9en belli 
kaliplara bagli kaldigim unutmamaliyiz. Karagoz'le Hacivat'in neden oldiiriildugunden 90k, 
perde ve perdenin arkasi iizerine dii^unmeliyiz. Onlar bugiin mahallemizde ya§ayan 9e§itli 
insan tipleri degildir. Perdede gosterilen bugiin yitirdigimiz bir diinya gorii§ii algilayi§idir. 
Platon'un magarasindan 9ikan bilge neden Karagoz olmasin? Sembol karakteri ta§iyan resmin 
halk iizerindeki tesirini anlamak olduk9a gii9tiir. Tabiattaki nesnelerin benzerlerinin tasviri 
bizi o kadar etkilemez. Tabiati muhayyilemizde canlandirabiliriz ve onu gormemiz de 
miimkiindiir. Buna kar§ilik sembol olarak resim, bir fikrin benzerini degil, kendisini verir 
bize. Halk Leyla'nm resminde sevgilisini bulabiliyor, sanki olaylari kendi ba§indan ge9mi§ 
gibi ya§ayabiliyordu. Bir9ok Dogu masalinda tasvire a§ik olan gen9leri goriiyoruz. Resim 



XCVI 



adeta a§kin tilsimim ta§iyor gibi. Malik Aksel, Beyazit II zamanmm Davetname'sinden aldigi 
orneklerde bizi birtakim hayal mahsulii yaratiklarla tani§tiriyor; kanatli yilanlar, insan ba§li 
ku§lar ve daha tiirlii tiirlii acayip figiirler. Bu konuda Seyfelmiiluk'te giizel bir §iir var: 

"Vay karinda§im a§ikligi bilmez idim 
Bu sureti gormesem olmaz idim. 
Vaktindan ewel soniip solamaz idim 
Teselli vermege bir kamil olaydi. 
Zarimi sakla bilmesinler. 
Sureti sevmi§ diye giilmesinler. 
Derdim tazeleyip yiiregim bilmesinler. 
Teselli vermege bir kamil olaydi." 

Malik Aksel; Davetname, Seyfelmiiliik, Padi§ah ile Mahmut'un satran9 oynamasi, 
Mahmut'un Elif ile goru§mesi, Padi§ah ile Bedi-iil-Cemal, Ferhat ile §irin, Koroglu, Kerem 
ve Ash Han'm yanmasi, A§ik Omer, A§ik Garip, Koroglu, §apur ^elebi'nin se§tar 9almasi, 
Giilperi ile §ah Ismail, Mahi Varaka, Hoca Nasreddin, Bekgi Baba, Afyon tiryakileri, Battal 
Gazi, Haziret-i Fatima, ^anakkale Bogazi vb. bir9ok konu iistiine Anadolu'nun 9e§itli 
yerlerinden resimler toplami§ ve bunlari estetik ve sanatsal a9idan yorumlamaya 9ali§mi§tir. 
Kitap dort boliimden olu§uyor: ilk boliimde "halk hikayelerinde resim" genel hatlariyla 
anlatilmi§tir. tkinci ve U9uncu boliim "kahve" ve "dini resimler" iizerinedir. Son boliimde ise 
"halk resimlerindeki modemle§me siireci" incelenmi§tir. 
Ah minel a§k vesselam... 




^'^C^—^^i.^^',.^ *!*'' -J!-r*''J _i-<FW 'j/t_j --^, ,.- ^-- ft-:-. 




XCVII 



Elleriniz kurusun... 

Buz 9olunun ortasinda siyah gozlerinden siiziilen bir damla ya§ta insanlarin barbarligi var. 
Basin mensuplarim foklarin avlanma alanina sokmayan Kanada devleti, bu vah§eti giivenlik 
gerek9elerini bahane ederek gizliyor. Kanada Balik9ilik ve Okyanuslar Bakanligi, insanlik 
degeri ta§iyan herkesin kar§i koyacagi fok avina goriintii yasagi koydu. Bu iilkeyi yillardir 
ozellikle balinalar ve doga iizerine yaptigi ozenlikli 9ali§malarla tamyorduk. Yanli§ 
tanimi§iz... 

Bu yil katliamin resmi izinli rakami 250 bin olarak a9iklandi. Fakat bu sayinin 370 binleri 
bulacagi tahmin ediliyor. Foklarin oldiirulme §ekli §oyle; bazi yavrularin ba§ina demir bir 
9ubukla vurularak eziliyor, bazisi ise canli canli derisi yiiziiluyor, kimi ise doviilerek 
oldiiriiluyor. Annesinin yaniba§indaki bir yavrunun gozlerinin 9engellerle 9ikarildigini 
hepimiz TV'lerden izlemi§izdir. Kanada hiikumeti onemli bir gelir oldugu i9in bu vah§eti 
utanmadan savunabiliyor. tnanin yavru foklarin katledilmesini seyrederken gozya§larima 
hakim olamiyorum. Ya§adigimiz diinya sadece bizim malimiz degil. Belki bu haliyle 
insanoglu diinya canlilari i9indeki en tehlikeli parazittir. 

Yari vah§i bir insanin yaptigim bir gazeteci §oyle anlatiyor: 

"Beyaz fok yavrulari, ilkbahar yakla§irken sikla§an avcilik mevsiminde annelerinden 
kopariliyor. Anne memesinden koparilan yavrular, deri veya kiirk son derece kaliteli olsun 
diye canli canli doviilerek oldiiriiliiyor, 9engellerle canli avlaniyor. Hayvanlarin derileri canli 
canli yiiziiliiyor. " 

Zavalli foklarin hunharca avlanmasi onlarin soyunun yok olmasina sebebiyet verecek. 
HSUS sozciisii Rebecca Aldworth, "Balik9ilik Bakanligi, "Deniz canlilari niifusu hakkinda 
tuttugu kayitlari fazla gosteriyor ve canlilarin ticaret sayesinde yok edilmelerine izin veriyor" 
diyor. 

Kanada hiikiimeti hi9bir zaman bu konuda yeterli a9iklama yapmami§tir. Katliamin 
anlamli bir tarafi yoktur. Fok baligi avinin ahlaki a9idan da kabul edilebilir bir yonii 
bulunmamaktadir. Kanada ki§i ba§ina dii§en gelir seviyesi diinyadaki en yiiksek iilkelerden 
biridir. Durum boyleyken ii9 yil gibi kisa siirede bir milyon civarinda yavru fokun 
oldiiriilmesi ni9in? Buna ihtiyaci mi var Kanadalilarin? 

Ay§e Ozek Karasu'nun yillar onceki bir yazisindan buraya alintilamak istiyorum: 
"Tesadiif eseri birka9 fotograflanm gordiim kocaman bir sopayla doviiliirken. Ve hala 
aklima geldik9e agliyorum, ne yapacagimi, nasil yardim edecegimi bilemiyorum. Kii9iiciik, 
bembeyaz bir fok. Kiirkii i9in avlanmasinm vah§iligini birakin, kiirkiine zarar gelmesin diye 
aci 9ekerek, aglayarak oliiyorlar. i9imdeki nefreti, iiziintiiyii anlatamam. tki tane sosyetik 
hanim bir kere giyip ortalikta salinip tatmin olacak diye ka9 tane bebek oldiiriiliiyor? Liitfen, 
liitfen siz de bir §ey yapin, liitfen! " 

Eminim bizim sosyetede de bir9ok hanim bu tarz kiirklere pek meraklidir. 

Karlar iizerine uzanmi§ zeytin gozleriyle yalvaran bir fokun goriintiisii bu yaziyi yazmama 
sebep oldu. Boylesine vah§i bir zuliim, insani insanligindan utandiriyor. Fok kiirkii tiiketimi, 
§u sa9ma sapan reklamlarda izledigimiz liizumsuz tiiketim nesnelerinden farksizdir. Ustelik 
foklar diinyanin en savunmasiz hayvan topluluklaridir. Bu goriintiileri izleyen herkes yapilan 



XCVIII 



ilkelligin farkinda olmu§tur. Kanada'da ya§ayan ve bu katliami yapan §eytanlara elleriniz 
kirilsin, elleriniz kurusun diyomm... 



""" " f ■■* — (I ^"1 ■ _ 3^ , 







XCIX 



Mavi oktav defterleri 

Kafka' nin oliimunun ardindan notlari i9inde sekiz adet mavi oktav defteri bulunmu§tu. Bu 
defterlerde aforizmalarla birlikte bazi fragmanlar ve birtakim bitmi§ hikayeler ki bunlarin 
bazilari onemli hikayelerinin onciilleri hatta ilk omekleri sayilabilirler, vardir. Mavi oktav 
defterlerinin diger kisimlari ise Kafka'nm notlarindan (tarihlendirildigi i9in giinliik 
§eklindedir bir90gu) olu§maktadir. Kitabin 9evirmeni Sayin Osman (^akmak9i (Babil 
Yayinlari: Yiirek soken kitaplar dizisi, 2000) ne yazik ki sondaki notlarin kimin tarafindan 
yazildigim belirtme ihtiyaci duymami§tir. 

Mavi oktav defterlerini ba§tan sona okudugumuzda yazarin i9e doniik ve huzursuz 
ki§iligini bir kez daha gormekteyiz. Satir aralarinda ge9en derin melankoligi hissetmemek 
neredeyse mumkiin degil. Birinci defterden §u ciimleyi: "Her insan kendi i9inde bir oda ta§ir." 
Altini kirmizi kalemle 9izerek "Odamda kayboluyorum?" diye bir fragman eklemi§im. Insanin 
bariz §ekilde en 90k rahatladigi belki ozgiir kaldigi yegane yer odasidir. Biitiin diinya 
sessizlige gomulmu§ken odamizda yalniz kaldigimizda di§anda yagan yagmurun sesini dahi 
hissederek duyabiliriz. i9e doniik konu§malari her insan bazen yapar. Bir eve benzeyen 
kalbimizin duvarlarinda bu sesler 90galarak yankilamr. Kafka'nm birinci defterdeki ilk 
soziinii farkli bir bi9imde de soyleyebiliriz. Her insan kendi i9inde bir yalmzlik ta§ir. Ve 
bazen bu yalmzlik insani ruhsal olarak yokluga, kaybolu§a dogru siiriikleyebilir. 

Oktav defterlerinin ikincisinde yorumlanabilecek diizeyde bir ciimleye rastlamadim. 
U9iincii defterin ilk aforizmasmi mavi bir kalemle 9izmi§im: "Dogru yoldan sapiyorum." Kim 
sapmiyor ki dogru yoldan? Hayat 9izgisi ne kadarda engebelerle dolu. Ve kimileyin bir dii§ 
kadar karadir hayat. Ya§adigimiz bahar ayi hayata dair mutsuzlugu artiriyor. Biitiiniin 
par9alari i§ik huzmeleri gibi ruhumuzda nedensizce kiriliyor. Bildigimiz biitiin, yanli§ yone 
kayan yiiriiyii§iimiiz de sakli gibi. Kafka ii9iincii defterinde di§ diinya gibi 19 diinyanm 
gozlemlenemeyecegini iddia ediyor. 19 diinya 90gu insamn da kabul ettigi gibi sadece 
ya§anabilir. Tammlanmasi zordur. Kafka'ya gore Don Ki§ot'un §ansizligi hayal giiciinden 90k 
San90 Pan9o'dur. (^iinkii San90 Pan90 Don Ki§ot'un 19 diinyasmi ya§amaktan 90k onu tasvir 
etmeye 9ali§arak hayal giiciine smirlar, engeller koyuyor. Boyle bile olsa San9o Pan9o'ya 
Kafka'nm haksizhk ettigini dii§iiniiyorum. Zavalhyi defalarca oliimden kurtardigmi 
unutmamak gerekiyor. Don Ki§ot'taki stilistik hayallerden 90k bunlarm ger9ekle kesi§tigi 
anlara da dikkat etmemiz gerekiyor. Kafka giin i§igmda defterine §oyle yazmi§: "Di§aridan 
insan her zaman ba§ariyla kuramlara ba§vurarak diinyayi 9okertebilir, ama sonra dosdogru 
birisinin kazdigi hendege (bu, sevgili de olabilir) dii§ecektir, ama insan yalmzca i9eriden 
kendisini ve diinyayi dinginlik ile ger9eklik durumunda tutabilir." Kafka ya§asaydi O'na 
sevgili Don Ki§ot'un bu dinginlige asla sahip olamayacagim soylemek isterdim. Dostum 
Servantes'te bana bu konuda hak verecektir. 

Diger onemli buldugum bir ciimle ise; "Diinyadaki seslerin usul usul susu§u ve azali§i" idi. 
Ciimle miikemmel. Bir sonme halini imliyor. Sesler bu haliyle durgun suyu seyreden birinin 
ruhunu yansitiyor sanki. Kafka editoriine yolladigi bir kartta; "Ak§amleyin ormana dogru 
yiiriiyii§, biiyiiyen ay, arkamda kalan karma§ik bir giin" diye yazarken de sanirim ayni 
melankolik ruh haline sahipti. Editoriine yolladigi kart ile yukarida alintiladigim ciimle ayni 
tarihlerde yazilmi§ olmali. U9iincii defterle ilgili diger yorumlamalarim ise §oyledir; "Kendini 
bil sozii, kendini gozlemle anlamina gelmez. Kendini gozlemle, yilanin soyledigi sozdiir. 
Anlami: Kendini eylemlerinin efendisi yap. Ama sen zaten oylesindir, eylemlerinin 
efendisisindir. Oyleyse bu soz §u anlama gelir: Kendini yanli§ anla! Kendini yok et, ki bu soz 
kotiiliik i9erir. ama ancak insan iyice egilip de ta derinlere kulak verirse, bu sozde gizli olan 
iyiligi de i§itir: Kendini oldugun §ey yapmak i9in." Yorum A: Kelebekler ate§e tutulurlar 
§iiphesiz ate§in kendisine degildir bu yoneli§. Ba§ka bir forma donii§mek i9indir. Kendini 
bilen ruhunu bilir. Ruh bilgisinin ehilleri kendiliksizdir boylece. Delidirler. "Suskunluk" 



C 



dayata kar§i verebilecegimiz en yiice tepkidir. "Birinin ruhuna bir kili9 saplanmi§sa, yapilacak 
i§, serinkanlilikla dummu izlemek, kan kaybetmemek, kilicin soguklugunu bir ta§in 
sogukluguyla kabullenmektir. Birbiri ardina saplanan kili9 darbeleri sayesinde, yaralanmazlik 
a§amasina varmaktir." Yorum B: Nabakov'a gore; yara zehirlenmi§se iyile§mez artik. Bir 
Kazak atasoziine gore ise egilen ba§i kilif kesmezmi§. Fatom kaderden de buyiiktiir. Kilicin 
iradesine teslim olmu§ Ismail Peygamber'i anlatiyor kissalar. "^alilik eski bir yol 
kapayicisidir. tleri ge9ebilmen i9in onu ate§e vermen gerekir." Yorum C: Sigmilacak bir kalp 
arariz 90gunlukla. Ama bilmeyiz ki engeller iizerlerine gidildik9e a§ilir. Sevilen, seveni bilir 
ama seven, sevileni bilmez. Kalbi bilemeyiz. Onun kapismi a9abilecek anahtarlara da sahip 
degiliz. "Kendine yabanci bir nesne gibi bakmak, baktigm §eyin goriintusiinu unutmak, 
baki§m kendisini hatirlamak." Yorum D: Zamandan 9alman son bir mutluluk am gibi. Sonra 
bin yillik uziintii. Daha sonra akvaryumun i9indeki baliklari du§undum. U9uncu defter 
Cennetten kovulu§ sahnesiyle bitiyor. Dante Cennetine Beatrice son noktaya kadar izleyerek 
ula§irken Kafka daha trajik olan yolu tercih ediyordu. 

U9uncu defterde Kafka giinah, istirap, hiiziin, umut ve dogru yol iizerine 9e§itli aforizmalar 
soyledikten sonra dordiincii defterinde Prag anilari, Kurt Wollf ile yazi§masi, Ojeblikket 
bro§urlerine bir gonderme, sezgi ve ya§anti analizleri, Kierkegaard'm "korku ve titreme" 
yapitiyla ilgili goru§leri, ruhsal yoksullugu gibi 9e§itli konulara deginmi§tir. Dordiincii 
defterden aklimda kalan en giizel imge ise §udur: "Bir giil pencereden kaldirima dii§iiyor." Bu 
imge bana Oscar Wilde'nin "Giil ve Biilbiil" oykiisiinii hatirlatti. Dordiincii defterde bir takim 
§iirlerde var ancak degerlendirilecek kadar iyi degiller. 

Be§inci defter kaybolu§un oykiisii. "Neye dokunsam dagilip dokiiliiyor." Kafka bu ciimleyi 
nasil bir yerde yazmi§ olabilir diye dii§iiniiyorum. Manzara satir aralarmdan yava§9a kayarak 
goziimiin oniinde beliriyor. "Irmak kiyismda ak§am. Suda bir sandal. Bulutlarin arasmda 
batan giine§..." Daha sonra dokunulmazligi olan bir riiyamn par9alan siralamyor bu defterde. 
Altmci ve yedinci defterde kayda deger bir §ey bulamadigim i9in bu defterler hakkmda 
herhangi bir yorum yapmaktan sakmiyorum. Sekizinci yani son defterde manzaraya dair bir 
ciimle daha bulabildim. "Kira9 tarlalar, kira9 bir yiizey, sislerin altmda aym soluk ye§ili." 
Kafka'nm ya§adigi bu an bana, Kazakistan'm Tiirkistan §ehrindeki, mavi gecelerde kurdugum 
dii§leri hatirlatiyor. Bu yazimi Tiirkistan'm masalsi gecelerinde bikmadan ve sikilmadan beni 
dinleyen Davut Bayrakh, Dr. Ibrahim §ahin ve Abdullah Yak§i dostlarima armagan etmek 
isterim. Eminim bu dostlarim Rahmaninov dinleyip onlara a§ik oldugum kizi defalarca 
anlatmama sikilmami§lardir. Tiirkistan' daki odamda kayboldugum giinlerin geri gelmesi 
dilegiyle... 







CI 



Andrei Tarkovski ve Tann'nin eli 

Entelektiiel Rus yonetmen Andrei Tarkovski akici ve olaganiistii kadrajlari, ki§isel anlatim 
teknigi ile devle§en ama degeri bilinememi§ bir yonetmendir. Sosyalist Rusya'nm Komiinist 
Partisi politikalari dogrultusunda filmier yapmak yerine, ki§isel donii^umun mesajlarim 
sinema karelerine yansitmi§, bu nedenle siirgiinde ya§ami§ ve filmleri otobiyografik ozellikler 
ta§imi§tir. (^ogu filminde Tann'nin varligim betimleme gayretine girmi§tir Tarkovski. Kendi 
yarattigi sinematografik dilin anahtari gorevini goren ve filmleri birbirine baglayan birtakim 
ortak imgeler geli§tirerek, bu imgeleri her biri sanat eseri olan filmlerinde kullanmi§tir. 

Omegin karakterler birdenbire goriinmez bir el tarafindan goge yiikselir veya yere 
dii^erler. Adeta Musa'nm yed-i beyza mucizesini gostermek i9indir bu 9aba. trlandali yazar 
Samuel Beckett'in da buna benzer tekniklerle yonettigi tiyatro oyunlari olmu§tur. isve9li 
yonetmen tngmar Bergman' a gore bu teknik biiyiileyici bir etki yaratmaktadir. Filmlerindeki 
kahramanlar, kendilerini ke§fm veya manevi arinmanm e§igine geldiklerinde, 
a9iklanamayacak §ekilde Tanri'nm eli degmi§ gibi yere du§erler. Bir9ok filminde a§iklar 
sevi§mek yerine goge yiikselirler. Bu Hiristiyan mistisizmindeki goge yiikseli? mitine 
benzemekle birlikte ilahi a§kin siradan insanlar tarafindan da elde edilebilecegine dair bir 
gondermeyi i9erir. Tarkovski'nin goge yiikseli? mitine benzeyen (konu olarak) Turgut 
Uyar'in giizel bir a§k §iiri vardir: 

GOGE BAKMA DURAGF 

ikimiz birden sevinebiliriz goge bakalim 

§u ka9amak i§iklardan §u §eker kami§larindan 

Bebe di§lerinden gune§lerden yaban otlarindan 

Durmadan harcadigim §u gozlerimi al kurtar 

§u aranip duran korkak ellerimi tut 

Bu evleri atla bu evleri de bunlari da 

Goge bakalim 

Falanca duraga §imdi geliriz goge bakalim 

inecek var deriz otobiis durur ineriz 

Bu karanlik boyle iyi aferin Tanriya 

Herkes uyusun iyi oluyor ho§laniyorum 

Hirsizlar polisler a9lar toklar uyusun 

Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam 

Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalim 

Nasil olsa sarho§uz nasil olsa opu§uruz sokaklarda 

Beni birak goge bakalim 

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum goge bakalim 
Bu senin eski zaman gozlerin yalniz gibi aga9lar gibi 
Sularim isinsin diye bakiyorum isimyor 
Seni aldim bu sunturlu yere getirdim 
Sayisiz penceren vardi bir bir kapattim 
Bana donesin diye bir bir kapattim 
§imdi otobiis gelir biner gideriz 
Donmeyecegimiz bir yer begen ba§ka tiirliisii gii9 
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin 
Seni aldim bana ayirdim durma kendini hatirlat 
Durma kendini hatirlat 



CII 



Durma goge bakalim..." 

Tarkovski'nin Turk9eye 9evrilmi§ olan "Muhurlenmi§ Zamanlar" isminde bir kitabi da 
bulunmaktadir (Afa Yayinlan, Istanbul 2000; 248 sf). Bu kitap Tarkovski'nin arayi§ini da 
anlamamiza yardimci olabilir. Miihurlenmi? Zamanlar, usta yonetmenin duygu ve du§unce 
diinyasinm kapilarim aralarken, O'nun atolyesinden Tann'mn eline dogru nasil yoneldigine 
dair bize izlekler sunuyor. Muhurlenmi§ zamanlar Tarkovski'nin oznellik i9inde kendi 
filmlerinin olu§umu ve akibetiyle ilgili du§unceleri dile getiriyor. Meraklisi ifin filmlerinden 
bazilari §unlardir: 

Kurban Offret - Sacrificatio (1986), Tempo di viaggio (1983), Katiller - Ubijtsi (1958), 
Ayna - Zerkalo (1975), Silindir ve Keman - Katok i Skripka (I960), Solaris - Solyaris (1972), 
Nostalji - Nostalghia (1983), tz Surucu - Stalker (1979), Andrey Rublev - Andrei Rublyov 
(1969), ivan'm ^ocuklugu - Ivanovo Detstvo (1962), Bugiin Kimse i§ten (^ikarilmayacak - 
Segodnya uvolneniya ne budet (1959), Konsantre - Kontsentrat (1958). 

Biiyiik ustamn 4 Nisan'da (1932) yani bu ay dogmu§ olmasi vesilesiyle bu yaziyi yazma 
ihtiyaci hissettim. Ve zaman zamamn i9inde kaybolup giderken ger9eklik ve du§lerin 
9ati§masiyla insan ruhundaki firtmalarm felsefi altyapismi Andrei Tarkovski bir Tann'mn eli 
degmi§9esine goriinen imgelerden sinema karelerine yansitabilmi§tir. Dostoyevski'nin edebi 
sahada insan ruhuna egilmesi gibi Tarkovski'nin 90gu filminde de bu altyapi vardir. "Recep 
ivedik" gibi insan miisvetteleri yerine, Andrei Tarkovski'nin her biri sanat §aheseri olan 
kaliteli filmlerini izlemenizi oneririm... 



te 







-i^_-; -'-—f ^Z^^ -t iif^t.'^'' *^* ^-— r •'i* ' 



y 



>^» 



cm 



BENIM MELEKLERIM 



^< V 



-jy^A 









J^yJi i 




,•■* ■., 



CIV 











cv 










CVI 



'Gorkemli Kaybedenler' 

"Altikirkbe§ Yayinlari" Edebiyat Kitaplan dizisi i?inde ^ikan "Gorkemli 
Kaybedenler" (Ceviren: Nezih Onur) hikayesi olan Kizilderili bir ya^amdan 
payla§imlara dair yazilmi^ son giinlerin ilgin^ kitaplarmdan birisidir. Leonard Cohen 
adi, bilenler i?in ?ok zengin bir ^agri^ima sahiptir. Sokaktaki dilenci kiifiirleri, kilise 
ilahisi dinleme, terk edilmi^ insanin istirabi, korku filmindeki yok olu^ sahneleri, 
i^itilmemi^ notalar, okyanus §arkilari... Onemsiz nesnelerin sesi Cohen'i cezbediyor. 
Anlara, notalara, hislere boliinmii^ ya§am kulaklarinda ba§liyor. Ne de olsa Kutsal 
Kitap; "Kaybeden kazanir" diyor! 

"Zaman ?ok, kara ciippe, kunduzlar tav^anlarla dost olana kadar konu^sak senle, 
yine de giinleri birbirine baglayan ipi koparamayiz." 

Ya5!li bir Kizilderili ne kadar yanilabilir... Bunu bilen Cohen susuyor. t^indeki 
kelimeler haykiriyor. Yagmur damlalari arasinda tabiata kendisini teslim ederek 
arinmaya/kurtulmaya ^ali^iyor. 

1951 yilinda McGill Universitesi'ne giren Cohen orada McGill Miizakere Grubu'nun 
ba^kanligmi da bir siire yapiyor. Ilk §iir kitabi olan "Let Us Compare Mythologies"i bu 
yillarda burada ?ikariyor. 1961 'de bitirdigi "The Spice-Box of Earth" isimli kitabi ise 
O'nu §iir diinyasmda onemli bir yere getiriyor. Kisaca bu yillari son derece verimli 
ge^iyor Leonard'm. 

Cohen gen^lik yillarmda edebi ugra^ma ?ok ciddi bir i§ ahlaki ile sarilmi^tir. Gen?lik 
yillarmi israrli ve hirsli bir ^ekilde 5!iir ve roman yazarak ge^irmi^ti ve yari miinzevi bir 
hayat ya^amayi tercih etmi^ti. Belki de bu siire? O'nu olgunla^tiran §eydir. Bunu bir^ok 
onemli yazarm hayatmda gormekteyiz. Ege de bir Yunan adasma ta^mdiktan sonra 
"Gorkemli Kaybedenler" (1963) ismindeki me^hur ve etkileyici kitabmi yazmi^tir. 

"Bir insanm dogasmdaki en ozgiin $ey genellikle en umutsuz olandir. Bu yiizden yeni 
sistemler ya^amm acisma katlanamayan ki§ilerce zorla yerle§tirilir diinyaya." 

L. Cohen ne kadar yanilabilir. Kaybeden kazaniyor. 

Kaybedenlere dair sevdigim bir §iir: 

KUGU EZGiSi 

Kugularin oliim oncesi ezgileri ^iirlerim, 
Yalpalayan hayatimin kara ^ar^afli 
bek?i gizleri. 

Ne zamandir erteledigim her aci, 

Cit ?ikariyor artik, ba§liyor yeni bir ezgi, 

-bu §iir- 

Sendelerken ya^amim ve bilinmez yonlerim, 

Dost kalmak zorunda bana ve 

sizlere! 

Ciinkii saldirgan olandan kopmu^tur o, 



CVII 



uykusunu bolen derin arzudan. 

Buyiisiinu bir i^tenlikten alirsa 

Kendi saf ^iddetini ya§ar artik, 

-bu §iir- 

Kuramadigim giizelliklerin sessiz goruniimii, 

ula^ilamayanin boyun egen yansisi, 

Sevda ile seslenir sizlere!.. 

Bu §iiri yazan Nilgiin Marmara bir kaybeden, bir tutunamayan olarak 11. yeni 
i?erisinde en ilgin^ kirilma noktalarindan birisini olu^turuyor. Nilgiin Marmara, Tiirk 
Edebiyati'nm en gorkemli kaybedenidir. Siyah bir gece. Siyah bir hiiziin. Hepsi bu.. 

Not: Yazilarima degerli yorumlariyla katkida bulunan Saym Cemal §afak Hocam'a 
buradan sevgi ve saygilarimla selamlarimi gonderiyorum... 



! *>*^y^' ^^r:r^*J<y *^ V 







V^ 



CVIII 



'Kiiltiir Endiistrisi - Kiiltiir Yonetimi' 

Frankfurt Okulu'nun ve ele^tirel baki^in onciilerinden olan Adorno, teorik birikimi 
ve yaraticiligi ile okulun en onde gelen isimleri arasmda yer almi^tir. Omriiniin her 
doneminde dii^iince ele§tirelligi gerekliliginin onemli bir savunucusudur Adorno. Felsefe 
ile sosyal disiplinleri bir arada degerlendirerek miizikten giindelik ya^ama, ahlaki 
sorunlardan somut ili^kilerine kadar geni§ bir alanda modern kavram ve kategorileri ve 
onlara dayali genel anlayi§lari sorunsalla^tirmi^tir. Ele aldigi ba^hca konulardan birisi 
de "Kiiltiir Teorisi" olmu^tur. 

Theodor W. Adorno "Kiiltiir Endiistrisi" kavramini 2 diinya sava§i sona ererken 
ortaya atar (1944). Bu donemde Nazizim giderek etkisini yitirmi^tir. Daha sonralari bu 
konuda "Kiiltiir Endiistrisine Genel Bir Baki§" makalesini yazmi^tir. Ayni donemde 
"Kiiltiir ve Yonetim" iizerine dii§iincelerini de yaymlami^tir ve sarsici yonleriyle bir?ok 
entelektiieli etkilemi^tir bu yazilar. 

Adorno'nun "Kiiltiir Endiistrisi - Kiiltiir Yonetimi" (Ileti^im yaymlari 2007) El?in 
Gen, Mustafa Tiizel, Nihat tjnler gibi ii? kaliteli ?evirmen tarafmdan Tiirk^eye 
kazandirilmi5!tir. Kiiltiir, tarihsel, toplumsal geli^me siireci i?inde yaratilan biitiin maddi 
ve manevi degerler ile bunlari yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanilan, insanm 
dogal ve toplumsal ?evresine egemenliginin ol^iisiinii gosteren ara^larm biitiinii ^eklinde 
tanimlanirken, Adorno gerek kiiltiir kurami, gerekse kiiltiirel hayatm donii^iimii 
konusundaki ele§tirel ^ali^malarm vazge?ilmez kaynaklarmi bu sahaya katkilariyla 
olu§turur. 

Adorno yirminci yiizyilm ba^larmda, Endiistri Devrimi'nin rasyonelligine kar^it bir 
anlamda tanimlanan sanatm nasil giderek maddi iiretim siire?lerine ve onlari yoneten 
akla yenik dii^tiigiinii anlatir bize. Kapitalist endiistrile§tirici mantigm ve biirokratik 
merkezi disiplinlerinin denetimine giren modern sanatm ozerkligini ve ele^tirelligini 
yitirmesini incelerler. 

Adorno'nun dii^iincelerinin temelinde, kiiltiir ve sanat yonetiminin zamanimizdaki 
ba§ dondiiriicii yiikseli§ini izleriz. Adorno kiiltiiriin emperyalist alilmayi^mm 
zamanimizda yol a?tigi tehdidi de a^ik^a gormii^tiir. Bu tahminlerinin zamanla 
ger?ekle§mesi, kiiltiir endiistrisi iizerine yazdiklarmm, ne kadar da dogru oldugunu 
gosteriyor. tnsanlar, ozgiinliigiinii, tekligini kaybetmi^tir. Makineci yeniden iiretim 
^agmda her nesne bir digerinin aynisi gibidir. Ayni §eyleri yapan insanlar (tek diizelik) 
ayni §eyleri dii§iinmeye, ayni §eyleri hissetmeye ba^lami^tir. Boylece her 5!ey degerini 
giderek yitirmi^tir. Herkes aynidir. Insan tiikenmi^tir varligmi ve oznesini, yeniden 
kurgulayamaz artik kendisini. 

Besim F. Dellaloglu bu konuda Adorno ile ilgili olarak §oyle soylemi^tir: "Cagda§ 
toplumda biitiin bunlari miimkiin kilan ise 'Kiiltiir Endiistrisi' dir. 'Kiiltiir Endiistrisi' 
terimi iki farkli bi^imde a^iklanabilir; birincisi, 'kiiltiir' ve 'endiistri' gibi birbirinden 
tamamen farkli iki alani tanimlar goriinen iki kavramin birlikte kullanilmasi. Bu, bir 
bakima, i^inde bulunulan yapinin biitiinselligini one ^ikaran, biitiinii olu^turan 
par^alarin hi^birinin biitiinden ve diger par^alardan soyutlanmi^ bir bi^imde ele 
alinamayacagim ifade eden bir tercihtir. tkincisi ise, bu kavramin 'kitle kiiltiirii' yerine 
kullanilmasidir. Burada one ^ikarilmaya ^ali^ilan nokta, 'Kiiltiir Endiistrisi' 
kavraminda varolan kiiltiiriin olu^masinda kitlelerin sanilandan daha az katkisinin 



CIX 



olmasi ve kiiltiiriin, biitiinun par^alanni kendi i^inde bulunmaya, ama butiiniin 
§artlariyla bulunmaya ikna araci olu§u ger^egidir." 

Frankfurt Okulu'nun felsefi mimarlarindan sayilan Adorno, ya§adigi yiizyila, 
ozellikle de sava§ sonrasi Avrupa'ya damgasini vurmu§, zamanmin ?ok otesine seslenen 
aykiri dii^iinebilen bir filozof ve sosyologdu. "Kiiltiir Endiistrisi - Kiiltiir Yonetimi" 
dii^iiniirun en onemli eserlerinden birisi olup konuyla ilgililerin merakini bekliyor... 










-^ 



^■^ J in J-j Wi y ^ ^t > J » 1 ^t 






J^ Ju w * m %\\ 



4i-t! 



J ^ J ' r* \^ 







ex 



Sozciikler 

Yillar once gen^lik hevesiyle bir grup arkada^ amator olarak edebiyat ^ali^malan 
yapiyorduk. Bu gayretlerimiz sonucunda ^e^itli dergilere gerek oykii, gerekse 
^iirlerimizi yollamak adetten olmu^tu. Bazi metinlerimiz Tiirkiye'nin onemli 
dergilerinde miistear adlarla ?ikiyordu ve bu gururumuzu ok^arken, zaman zaman 
?ocuklar gibi sevindigimiz oluyordu. Sonra teker teker bazi arkada^lanmiz bu i§leri 
birakti. Belki yeterince tatmin olmu^lardi da vazge^mi^lerdi, belki de sinirli oyun 
alanlannda kaptiklan kii^iik memuriyetlerin keyfine dalmi^lardi. 

Edebiyat toplumumuzda ?ok?a kuru laf, ?6yle bir deyimle ifade ediliyordu: 'Edebiyat 
yapma'. Olsun, yine de bu konuda bir §eyler yapmak ho^uma gidiyor ve entelektiiel 
a^idan bilgimin diyetini odemek istiyordum. Giderek ^evremdeki okuma merkezli 
dostluklarim azalsa da okuma ugra§imi terk etmeye hi? ama hi? niyetim yoktu. Okuma 
merkezli ya^am, bir siirgiinliik bir yabancila^ma ve marjinallik duygusunu -yetisini mi 
demeliydim bilemiyorum- beraberinde getiriyordu. Aslmda tiim bu siirecin i?erigi 
yalnizlik duygusunun tezahiirleri idi. tnsanlarm gormedigi bilemedigi bah?elere dalmak 
ve tiirlii yemi^lerden yemek siradan hayati ?ekilemez hale getiriyordu. 

Yazilarimizi gonderdigimiz dergilerde solugumuzu kaybettigimiz i?indir ki yine ayni 
amator heyecanimizla kendi edebiyat dergimizi ?ikarmaya karar vermi^tik. Tabii bunda 
biraz da kendine giiven ve kendini kanitlama, ba^kalarmca kabullenme istegi vardi. Ve 
bir de alabildigine ya§anmasi gereken seriivenler. Her neyse bu yapimiz zamanla 
meyvenin i?indeki ?ekirdek gibi olgunla^mi^ "§ahdamar" isimli edebiyat dergisini 
?ikarabilmi§tik. I^ahdamar dergisi 1998-2000 yillari arasmda iki ayda bir diizenli olarak 
?ikmi$ti. Bu dergi de ilk editorliik maceramiz olmu^tu boylece. 

Dergiler de insanlara benziyordu, en nihayetinde zamanla olgunla^ip Tiirkiye'nin 
u?suz bucaksiz dergi mezarligi kabristanmda yerlerini aliyordu. Bir giin ellerimiz de 
zihnimizin gidasiyla beslenerek biiyiiyen ?ocugumuz olmii^tii. Sevinenler, yahut 
iiziilenler oldu mu bilemiyorum. Rahmetli ele^tirmen Mehmet H. Dogan yillar yili izini 
kovaladigi dergiciklerin i?inde galiba bizimki de vardi. Sadece ismimiz ve kiinyemiz 
vardi Adam Sanat'm yilligmda. Olsun ismimizin bile birilerince anilmasi mutlu 
ediyordu bizleri. Kimi gazetelerde ?ikan mercekle zor okunan tanitim yazilarmdan da 
mutlu oluyorduk. ttiraf etmek gerekir ki edebiyatm yapilma gayesinde vardir 
payla§mak. Dii^iince diinyamiz payla^ildik?a ?ogaliyordu ?iinkii. Dergimizin sayilari 
birbiri ardmca ?iktik?a kumbaranm i?inde biriken para misali biiyiiyordu umudumuz. 
insani umut ya§atiyor, umut oldiiriiyordu ?iinkii. §imdi bilinen ?ogu kaliteli yazarimiz 
eminim bu tarz ortamlarda bulunmu^ ya da bu tarz duygulari ya§ami§tir hayatlarmda. 
Dergiler hiir tefekkiiriin kalesi olmakla birlikte yazarlarm firtmalarla dolu dii^iince 
diinyalarmm olgunla^tigi mekanlardir da ayni zamanda. Yazi yazan ermi^lerin 
mabetleri herhalde boyle mekanlardir. Modern zamanlarda Tiirkiye'nin dii^iince tarihi, 
Tiirkiye'de yayimlanan dergilerin tarihidir. 

Aslmda bu yaziyi yazarken dergi kabristanmdaki "Sozciikler" isimli eski bir yazm 
se?kisini anmayi maksat etmi^tim. Yazi kendiliginden boylesine filizlerle birlikte dogdu. 
Sozciikler dergisinin elimde sadece ilk sayisi mevcut oldugu i?in onun iizerinden bir 
§eyler demeye ?ali$acagim. 

ilk sayilarm onemi ^undandir: Ba^langi? sayisi bir manifesto niteligindedir. Yazm 
?abasi konusunda Albert Camus'nun da belirttigi gibi, soyleyecek ?ok soziimiiz yok ise 
bunlari iyi soylemeye bakmaliyiz. Kagit dii^iincenin smirlarmi iizerindeki yiizeye gore 
belirliyor ?iinkii. Sozciikler dergisi Enis Batur tarafmdan yazilan manifesto niteligindeki 
bir metinle ba§liyor.(Metnin altmda bir imza yok, ancak Enis Batur veya yaym 
komisyonu tarafmdan yazildigmi dii^iiniiyorum) Metnin ba^ma metinle alakasiz olarak 



CXI 



dikkati celbetmek i?in "Kafka'nin yazari kim?" diye bir ibare konulmu^. Bu son derece 
yerinde olmu^, insan dikkattir bir ol^iide. Soru, cevabini vermiyorsa merak artiyor o 
zaman. "§ahdamar" dergisinden bahsederken umuttan soz etmi^tim ya, sanki ayni hisle 
bitiriyor Enis Batur ciimlelerini. Umut belki gelecek sayfadir. Kapatma dergiyi. 
Derginin biitiin sayfalanni ?evirdim, ona rastlamadim. Belki de dergidir umut... 

Sozciikler dergisi son derece nitelikli bir dergiymi§. Dergideki ilkyazi "piif noktasi" 
Enis Batur'un kaleminden ^ikmi^. Bilge Karasu'ya ithaf edilmi^. Yazilarin birilerine 
ithaf edilmesini pek kabullenemesem de ses ?ikarasim gelmiyor. Piif noktasi usta ?irak 
ili^kisini irdelemeye ?abalayan kisa bir metin. Dergideki ikinci yazi 
"Tapinmalar/aforizmalar" Necati Nesimi'ye ait. En azindan editor bizim boyle 
bilmemizi istemi^, fakat iisluptan anladigim kadariyla bu da Enis Batur'un firininda 
pi^mi^ sanki. Neyse ilk sayi oldugundan otiirii ve yazar kitligi nedeniyle maruz gormek 
gerekir boyle ^eyleri. Yine bir itirafta bulunmam gerekirse kullandigim o kadar ?ok 
miistear oldu ki, bazilarinin yiizlerini dahi hatirlamiyorum. Her miistear ayri bir ki^ilik 
ve karakterdir. Aforizmalar deneysel bir ^abanin iiriinii. Necati Nesimi ilgin^tir ii? 
sayfaya alti aforizma sigdirabilmi^. Diinyanin en uzun aforizma ciimleleri bunlar. Uzun 
soluk insani nefessiz birakabiliyor. Bu yazi i?in son soz ya da durum saptamasi yapmak 
hi? de kolay degil diyorum. Sozciiklerde bazi ismi unutulmu^ ya da unutulmami^ ^airier 
var, onlari da burada anmamiz gerekiyor. §iikrii Erba§ "Zamana benzedik", 6. Remzi 
Cirik "Karanliga konu^mak", Ali Piiskiilliioglu "Yillar sonra Orhan Veli", Mustafa 
Ever "Siirgiin, Mansur (iki §iir)", Kaan Ozbayrak "Kentliler ak^ami, ince dalm sevdasi 
(iki §iir)", Hayati Baki "Siyah §iirler", son olarakta Ibrahim Yilmaz "Serzeni^" isimli 
§iirleriyle sozciikler dergisinin sayfalarmda yer almakta. Bazi ^airlerin miistear isimle 
yazdiklarmi yine §iirler i^inde dii^iinmekteyim. Yaniliyor da olabilirim. Dogrusunu 
Tanri bilir. Bana gore ilk saymm en nitelikli §airi Hayati Baki'dir. "Siyah §iirler" 
zamana ve aynalara kalacak olan sessizligin ^arkismi fisildiyor kulaklarima. Nedim 
Giirsel ba^likta Joyce' e oykiinen "Sanat^mm Bir Gen? 'Siirgiin' Olarak Portresi" 
ba^likli denemesi ile ilk sayiya katki sagliyor. Rahmetli Oguz Atay da sadece ba^likta 
oykiindiigii bir romanmm oldugunu bilmem anmaya gerek var mi? Nedim Giirsel, 
niyedir bilmem, yillardir okudugumda zihnimde tadi kokusu olmayan ender 
yazarlardan birisi. Sozciikler dergisinin en onemli kazanimi, bende olmayan sayilarmda 
da gordiigiim kadariyla, Ekrem I^msu'nun ?ali$malari idi. Ilk sayidaki Ekrem 
I§msu'nun "Soz, yazi ve gelenek" isimli makalesini biiyiik zevk alarak bir solukta 
okudugumu hatirliyorum. Dergideki en zevksiz, en yaman yazi ise Ahmet Inam'a ait. 
Ba^lik §6yle: "Acele iki okur araniyor." 

Felsefeci oldugundan midir nedir Ahmet tnam'in igreti ve sevimsiz bir iislubu var. 
Ahmet Inam bu yazida §6yle bir ciimle kuruyor: "Tikiz ve kiint yazmak kuramimin bir 
par?asi mi? Tasarlanmi^ sozler yazmam ben, okur. §a5!irtarak sozciik salatasi yedirmem 
Sana..." Bir de yedirseydin bari. Her neyse Enis Batur da da zaman zaman boyle 
tuhafliklar olsa da kimi soyledigi hikmete yakin sozler/sozciikler O'nu degerli 
kilabiliyor. Enis Batur az da olsa sevdigim bir yazar oldugu i?in bu konudaki 
noksanliklarina girmek istemiyorum. Belki bilin? aki^i teknigini kullaniyordur! 

Dergide iki tane ?eviri var, bunlardan ilki Lautremont'dan "Maldoror'un §arkilari", 
digeri ise Ernest Bloch'tan "tike Umut"tur (Sonradan bu kitap olarak da ?evrilmi§tir). 
Ceviriler fena sayilmaz, fakat ?ok kisa olduklari i?in ^arap gibi tadi damaginizda 
kaliyor. 

Dergi arka kapaga (ki bir dergi i?in en onemli iki sayfadan birisidir) konulan Ahmet 
Inam' in metnini saymaz isek, amator ruhunu muhafaza eden olduk?a ozenlikli bir 
?ali$ma olmu$. Diger sayilarini da edinmek isterdim, ancak muhafazakar sahaflarimiz 
buna pek ge?it vermiyor. 



CXII 



Bir 5!eyi daha belirtmek isterim. "Kafka'nin yazari kim?" sorusu ortaya atilmi^, bir 
iddianin sahibine i§aret ederken giiniimiizde Tiirk edebiyatindaki ele^tirmen kilikh 
birtakim insanlann ki bazilan 'sozciikler'in i^inden ^ikmi^tir, sorunun muhatabi/cevabi 
oldugunu du^iinmiiyorum. Bunu neden soyliiyorum, Kafka ^oziimlemelerinin Bati'daki 
bazi ornekleriyle tani^tigim i^in diyorum soziimii. Soziin kisasi, sozlerimle sozciiklerden 
soz ettigimi vurgulamak isterim... 



^.A 







'^-^ \ryV^j» -='-'• *>v>*'^ -j^J^i^ 'vv^^"^ 



cxm 



^ingene mitolojisi 

Mitoloji tarihi denince genellikle giiniimiizde Yunan kaynakli veya Hint, Misir vb. 
medeniyetlerin mitolojileri akla gelmektedir. Bir egzotik kiiltiir olarak (renkli ve 
gizemlerle dolu) Cingene mitolojisi konusunun ^ogunlukla yabancisiyiz. Hermann 
Berger (^ingene Mitolojisi, Ayra? Yaymevi) ayni adi ta§iyan eserinde g6?ebe bir toplum 
olarak ^ingenelerin tanrilar diinyasmi ve ?ok renkli soylencelerini incelemektedir. 
Konu hakkinda Ingilizce olarak muazzam bir edebiyat var ise de Tiirk^e yazilmi? 
makale kitap vb. ^ali^malar olduk^a azdir. Berger "^ingene" adi altmda toplanan 
belliba^li biitiin biiyiik gruplari ad ve yerle§im yerlerini ayrmtili olarak anlattiktan 
sonra Cingene mitolojisi hakkmda olu^turulan literatiirii bize tanitmaktadir. "^ingene 
Mitolojisi" kitabi sozliik ^eklinde hazirlanmi^tir. Bu kitap ^ingenelerin kokenleri, 
dinleri, ya^am bi^imleri ve gelenekleri hakkmda bizleri olduk^a bilgilendiriyor. 

Cingene mitolojisine kaynak te^kil eden biitiin biiyiik guruplarm listesi bizzat 
^ingeneler tarafmdan yapilmi^ olup ?e§itli (ozellikle antropolog ve tarih^iler) uzmanlar 
tarafmdan da incelenip kabul gormii^tiir. Temelde ii? grup bulunup bunlar Kaldera, 
Gitano ve Manu§lar olarak bilinmektedir. Kalderelar; lovariler, boybalar, luriler, 
?uralilerdan olu^urken Gitanolar di§ goriinii^leri, leh^eleri ve gelenekleriyle kendi 
aralarmda tspanyol ya da Endiiliisliiler ve Katalonyalilar diye ayrilmaktadirlar. 
Manu§lar; vansikanlar ya da Fransiz sintileri, gaygikanlar (Almanya'dakiler), 
piemontesiler (ttalya'dakiler) ^eklinde smiflandirilirken, bunlarm di^mda Irlanda, 
ingiltere ve isko?ya da ya§ayan Gypsieler (Yaptiklari etnik muzik diinyada olduk^a 
tanmmaktadir ki balkanlarda ya§ayanlarm da durumu boyledir.) Berger bu listeyi 
Jean-Paul Clebert'in "^ingene halki" adli ^ali^masmdan aktariyor. Belirtilen gruplarm 
temel meslekleri de listede yazilmi^tir. Biz bugiin ^ingenelerin tiim diinyaya 
yayildiklarmi bildigimiz i?in bu liste olduk^a eksiktir. Tiim diinya iilkeleri ara^tirilarak 
bir harita hazirlanmasi daha dogru olurdu. 

^ingene adi daha bir?ok dilde ayni ^ekilde soylene gelmektedir. Ornegin Almanca 
'zigeuner'- Rumence 'ciganu'- Rus?a 'tsgan'- ttalyanca 'zingaro'- Fransizca 'tsigane' 
^eklinde birbirine son derece yakm ve benzer sozciikler ile kar^ilandiklarmi 
gormekteyiz. Berger bu sozciigiin men^ei konusunda §unu belirtir: "^ingeneler 
kendilerine Rom, di^il Romni, dillerine ise Romani derler. Bir cins isim olan bu sozciik 
'adam, insan' anlamma gelmekte olup, bugiin hala Hindistan'da rastlanan dii^iik bir 
kastm adi olan Sanskrit^e Domba sozciigiinden tiiretilmi^itir." 

Berger' in bahsettigi bolge bugiinkii Pencap eyaletine yakm bir yerdir. (Sindh olarak 
da bilinir) Kitaptaki bazi madde ba^liklari; aga^ kiiltii, alako, altm ^ag, ana, antropojeni 
(yani diinyanm yaratili§i hakkmdaki soylenceler), ate§, ay, balik adamlar, be§ ba§li 
adam, bent (mitolojik kotiiliik tanrisi), carana, cohana, ciiceler, ?ingene incili, lanet, 
daglar ve dag kiiltii, devler, diinyanm yaratili§i, giine§ krali, hagrin, hastalik, kadm 
biiyiiciiler, kesali, koruyucu ruh, kopek, kutsal aile, loholico, mula, miijde nivasi, orman, 
oliiler iilkesi, periler, phavus, proroe ve ilia, ruh g6?ii, riizgar krali, sa?, sara, sis krali, 
su , tanri, iblis, tatula, tohum, tufan (bu mit belki tiim diinya mitlerinde ortak olarak 
gelmektedir), yazmm yoklugu, yer ve gok, yilan, yeralti canlilari, yildizlar ^eklinde 
ge?iyor ve bu mitler ^e^itli kaynaklar vasitasiyla kar^ila^tirmali olarak inceleniyor. 

Zanko adli bilginin aktardigi, Kalderaslara ait 'traditions'(gelenek)te -kapsam, i?erik 
ve bi?imlendirme a^ismdan e§siz olup, dogrudan ^ingenelerden bize ula^tirilan bu 
yegane yazili belgedir- ba^ka gelenek katmanlarma ait ogeler ^arpici bir biitiin i^inde 
sunulmu^tur. 'Traditions', diinyanm yaratildigma ili^kin Wlislocki'nin de kaydettigi 
eski pagan doneme ait sozlii gelenek ve ilk insanm yaratili^mdan bahsedip ilk olarak 
Incil kokenli sozlii geleneklerden az ^ok etkilenmi^ olan bir oykiiyle ba^lar. Bunu, 



CXIV 



Firavun Efsanesiyle ilgili soylence izler. Bu efsanede, 'Pharavunure'lann ya^amini 
yitirdigi firtinali eski tufan olayi ile birlikte canlandinlir. Tufan efsanesi bu yazili eski 
belgenin adeta govdesini olu^turur. tncil'deki Isa motifi tannsal ?ocuk oykiisiiyle ele 
alinir. Zanko tarafindan bu metin "^ingene Incili" olarak nitelenmi^tir. Bu metinde 
par^alar halinde kisa kisa yazilmi§ ba^ka hikayeler de vardir. Asil kaynaklar i^inde 
M.J. Kuvanin adinda bir Rus doktorun bir araya getirdigi metinler ile Dr. Elysejev'in 
derlemi§ oldugu folklorik malzemeyi de sayabiliriz. Eski kitaplarda ^ingenelerin inan^ 
ve dinine ayrilmi^ olan boliimlerde genellikle son derece yanh$ olarak onlarin herhangi 
bir dini yoktur veya misafir olduklari yorenin dinini, goreneklerini benimserler ^eklinde 
bir kanaat vardir. Bahsettigimiz eserlerden de anla^ilacagi gibi Cingenelerin kendine 
ozgii bir mitolojileri oldugu ger^egi ortadadir... 










cxv 



insanligi saate donii^tiiren adam 

1885'te dogan 1952'de olen ve fiitiirizmin kuruculan arasmda anilan Tatar §air 
Velimir Hlebnikov Rus bi^imciliginin estetigini olu^turan ki^idir. Rus bi^imciligi en az 
yapisalcilik kadar ilgin^ ve orijinal bir ^abadir. Edebiyatta ciimleleri ve kaliplan 
par^alamayi maksat eder. Bu akimin onciilii sayilan Velimir bir^ok filoloji boliimii 
mezunu olup, 5!ark dilleri fakiiltesi'nde Sanskrit uzmanligi yapmi^tir. Sahip oldugu 
filolojik bilgi birikimi ona kelimeler ile oynayabilme olanagi veriyordu. Kelimelerin 
sirrini biliyordu yetenekli §air. Bazen bu oyunlar oyle etkileyici oluyordu ki standart 
§iirde (kaliplar dahilinde olu§turulan) goriilemeyecek etkiyi yaratiyordu. Atom 
par^alanmi^ti, oyleyse dii^iince de par^alanmaliydi. Gelecek i?in metin tekrar yeni 
olarak yaratilmahydi. 1910'lu yillardan itibaren edebiyatla ugra§maya ba§layan 
Hlebnikov, ayni zamanda bir matematik^i olarak zamanm kanunlarmi hesaplamaya 
yonelmi^tir. Tanri bazen matematigin diliyle de ilham veriyordu 5!aire. Bir zaman 
devleti icat etmi^tir. Zaman her §eyi yok ediyor ^iinkii. Zamanm tesirinden ka^abilen 
hi?bir gii? yoktur. Kutsal kitapta §6yle bir ayet vardir; "Ya§laniriz ve oliiriiz. Hayat, bu 
diinya hayatimizdir. Bizi ancak zaman helak eder." (Kur'an) 

Eserlerinde gelecek sezgisine biiyiik yer vermi^tir ve en ?ok bilinen §iiri 
'Reddedi§'tir. Sezgi bazen aklm yeteneklerinden daha fazlasmi vermektedir bizlere. 
Cogu bilim adami dahi deneysel ^ali^malarmda ?aresiz kaldiklari zaman bu duyguya ya 
da yetiye sigmir. Sezgiler bizi gelecege ta§iyacak zamanm anahtarlaridir. Velimir' in 
§iiri, daha dogrusu Rus bi^imciligi, 1910-1918 yillari arasmda etkili olmu^tur. Bol^evik 
devrimi belikli bu ilgin? dii^iince kirilmasmi zararli bularak yok etmeye ?ali§mi§tir. 
Bugiin Rusya'da Velimir Hlebnikov'un orijinal kitaplarmi bulmak ?ok gii^tiir. 
Kitaplarm orijinal edisyonlarma Avrupa'daki sahaflarda rastlayabiliyorsunuz. Buraya 
Velimir Hlebnikov'un bir ^iirini almtilamak istiyorum: 

REDDEDi§ 

yildizlara bakmak uzun uzun 

bir oliim hiikmii imzalamaktan 

?ok daha ho?) gelir 

^i^eklerin sesini dinlemek 

'i§te Hlebnikov!' diye mirildanan sesini 

bah^ede dola^irken 

?ok daha ho? gelir evet. 

beni oldiirmek isteyenleri oldiiren 

tiifekleri gormekten. 

ni^in hi^bir zaman 

yonetici olamayacagmi 

anladmiz mi $imdi!" 

Yildizlar insanlarm soyleyemedigi ger^ekleri soyleyebilirler. Sava^larm ve de 
barbarliklarm ^agmda insanlarm nefretlerini unutarak, ^i^eklerin sesini dinlemelerini 
oneriyordu Hlebnikov. §aire ^iddet unsurlari asla tesir etmeyecektir. Ciinkii onun daha 
etkili bir silahi vardir. Onun silahi sozciiklerdir. Fiitiirist manifestonun ba^langici 
insanligi saate donii^tiirmekten bahsediyordu. tnsanligi saate donii^tiiren adam §air 
Velimir Hlebnikov'dan ba^kasi degildir. Zaman koku-buhar gibi bir §eydir. Biz onun 
etkisini goriiriiz, fakat kendisini goremeyiz. Her insan i^inde bir saat ta§ir. Bazilari 
buna "biyolojik saat" diyor, fakat Velimir'in kastettigi daha sezgisel bir durumdur. 
Kokusu olan bir §eydir adeta. Velimir gelecekten neyi sezmi^tir? O insan otesi dii§leri 



CXVI 



dii^liiyordu belki. Ama bu metafizik alem "bilirim, dinibiitiin kurtlarsiniz" dedigi 
?evrelerin pek anlayabilecegi ya da kabullenebilecegi bir durum degildi. Onlar sava§ 
istiyordu, kan istiyordu. Onlara, kader terzisinin ignelerini i^itmediklerini soyliiyordu 
biiyiik §air. O zamanki Rus hiikiimetini, Velimir ^ekinmeden ele§tirebilmi§tir. Ne yazik 
ki bu SSCB zamaninda asla miimkiin olmami^tir. C^rlik devri Rusya'si ?ok daha 
insancildir yenisine gore. Biliyoruz ki her yeni eskiyi hirpalamayi pek sever. Sever de ne 
olur. Sanati iligine kadar kurutur bu anlayi§. SSCB doneminde diinya ^apinda 
neredeyse hi?bir romanci yoktur. (Boris Pasternak hari^, O'nu da zaten kabullenebilmi^ 
degildir o giinkii Rus halki ve devleti.) 
Hlebnikov giizel bir ^iirinde ?6yle soyler: 

"insanligin saati, tik tak eder, 

dii^iincemin ibresi oynasin! 

bunlar hiikiimet intiharlariyla biiyiisiin ve kitapla, otekiler. 

yeryiiziinde kula kulluk kalmasin! 

yerkiirba§kbiiyiik! 

§arki, sen ol emir veren: 

anlatirim evrenin kurum-kibrit oldugunu 

hesabm yiiziinde ben. 

dii^iincem, her ^eyin ^ilingiri, 

kapi i?in, ardmda kendini vurmu§ biri..." 

Hlebnikov a?ik?a C^rlik hiikiimetini ele^tirmektedir. Bir?ok aydm, sanat^i bu 5!iiri 
soyledigi yillarda (1922) ^ar'a kulluk etmekteydi. Dogruyu soylemiyorlardi. Evren ni?in 
kibritle ifade edilmi^tir. Kibrit yandigmda odenecek hesap nedir o zaman? Tiim 
sorulara verilecek en ilgin^ cevabi soyliiyor Hlebnikov: "dii^iincem, her §eyin ?ilingiri." 
insan dii^iincesi onun en tesirli giiciidiir. Bu oyle bir sihir yaratir ki kendini dahi yok 
etmeyi goze alarak kapiyi a^ar. Kafka ise ^atosundaki kapilarm a^ilmasmi dahi yeterli 
gormez. Hlebnikov perdenin arkasmdaki goriintiiyii gormek ister ve bu davasmda 
sonuna kadar haklidir. Hlebnikov kendisinden once var olmayan duygulari 
tanimaktadir. Ve bu duygulari insanlara anlatmak ister. Leonarda'nm u^aklar yaparak 
daglardaki karlari sicak ovalara ula^tirmasmi istemesi gibi bir §ey bu. "Biz yeni bir 
ya§amm yeni insanlariyiz" derken, insanligi kalbindeki ya^ama kurulu saatte 
seyredebiliyordu biiyiik §air. 

Velimir Hlebnikov, Tiirkiye'de pek tanmmasa da diinya edebiyatmm en ilgin^ 
^airlerinden birisidir ku^kusuz. Veli, Tatar Tiirk?esinde "ermi^j", mir ise Rus?a "diinya" 
demektir. Hlebnikov tiim ya§antisiyla "ermi§ diinya §airi"dir... 



CXVII 



o - 



- \ . 






4i: 




CXVIII 






^>^-^'- 



•J1 



/*/f' 



>j-'-^<'^'^irOY^ ^ 



<»^- 




^^JA ih^ ^<c/^-' ■^^>.*'> -»^>v^f >v^^ 

■#■ ^ pp. * ^^ ^ 



CXIX 



Osmanli $iiri 

"Dora d'istria" ismi Osmanli ^iiri ile ugra§anlara yabanci gelmeyecektir. Dora d 
'istria'nin seksenli yillarda "Havass" yayinevinden "Osmanlilarda §iir" kitabi dilimize 
?evrilip yayimlanmi^ti. Bu kitabi bir tiirlii elde edemedigim i?in uziiliiyordum. Neyse ki 
bu ay "Nesnel Yayinlar"i tekrar ayni kitabi basti. Kitabi bulamayan ya da elde 
edemeyenler i?in yararli olacagini dii^iiniiyorum. En azindan bu gibi eserlerde 
oryantalist baki^i daha yakindan taniyabilmemiz miimkiin oluyor. Kitabi ?eviren Sayin 
Semay Taneri'ye de te^ekkiir etmek gerekiyor. ^eviriye olduk^a ozen g6stermi§ ^iinkii. 
Dora d'istria'nm; "Tiirk edebiyati §iir alaninda sonsuz ol^iide zengindir" sozii yaptigi 
^ali^ma ile 6rtii§iiyor. Cog" oryantalistin ilk once Arap ve Fars kiiltiirleri ile ha§ir ne^ir 
olmalari Tiirk Umranina degin ula^abilmelerini engellemi^tir. Boyle oluyordu ^iinkii 
omiirleri tiim bu okyanusu ke§fedecek kadar uzun degildi. Dora d'istria bizim 
okyanusun kiyilarina ula^abilmi^ ender ^arkiyat^ilardan biridir. 

"Osmanlilarda §iir", gerek son donem Batili aydinin Osmanli edebiyatini algilayi^ini 
yansitmasi, gerekse giiniimiizde konuya ozel ilgi duyan ?evreler di^inda iilkemiz gen? 
insanlarina unutturulmu? bir edebiyat hakkinda derli toplu bir bilgi sunabilmesi 
a^isindan, onemli bir ^ali^madir. Yillardir Osmanli Edebiyati ki bunun i^inde ozellikle 
§iiri "zor" diye nitelenerek hayatimizdan ^ikarilmaya ?ali§iliyor. Elimizdeki miicevherin 
kiymetini bilmekten aciziz. Tabii burada bir uyariyi daha yapmam gerekiyor; Osmanli 
edebiyatini sevdirecegiz diye onun i?ini bo^altip insanlara suni bir yapiyi pazarlamaya 
^ali^mak da sakmcalidir. Benim bu baglamda ilk aklima gelen ornek tskender Pala'dir. 
tJstad (!) nerdeyse her ay bir kitap yazacak kadar iiretken. Aim bakin i?erigine, son 
derece kolay yoldan kotarilmi^ basit metinler oldugunu hemen fark edeceksiniz. 
tskender Pala'nin kitaplarinm herhangi birinin sanat degeri oldugunu dii^iinmiiyorum. 
Boyle niteliksiz ^ali^malar gen^leri de yaralamali. Osmanli edebiyati bana gore bir 
tiiketim nesnesi degildir ve bu konuya ciddiyetle yakla§mak gerekiyor. Her yazilani 
edebi iiriin olarak kabul etmek edebiyatin ruhu a^isindan dogru olmaz. 

"Osmanlilarda §iir" kitabmin sonuna, adlari ge?en §airleri kisaca tanitan bir "Kim 
Kimdir" boliimii eklenmi^. Osmanli $iiri dedik, hemen aklima bu gelenegin en son 
biiyiik ^airi Galip Dede geliyor. Galip Dede; 

"Ey hame eser senin degildir 
Ey §eb bu seher senin degildir 

Envar-i fiiyuz-i Miir§id-i Rum 
Afaka Fiirugum etti malum 

Kildi beni tifl-i misra asa 
Dogdum dogali suhanle ber pa 

Ben tifl idim eylemezdim iilfet 
Bulmu^tu soziim temam ^ohret 

Bi-minnet ii iistad-i talim 
Ser-name-i tab'im etti tanzim 

Allah Allah zihi inayet 



CXX 



Na- baliga hikmet-i belagat 

Feyz erdi cenab-i Mevlevi'den 
Aldim nice ders Mesnevi'den 

Giiya ki o bahr-i bi gerane 
Olmu^ hum-i rengden ni^ane 

Dil hem^ii ^egaal o bahre dii^tii 
Hemcinslerim ba^ima ii^tii 

Tavus-i behi^te eyledim naz 
Amma ki yok iktidar- i pervaz 

B05! bo^una ney ve§ ettim efgan 
Ben soyledim oldu §em' giryan 

Olmu^tu bu sine dik-i hikmet 
Ni'met leb-i gayre oldu kismet 

Sinemde ne a§k var ne tabi§ 
Ebna-yi zemana bir niimayi^ 

Miijdemden ahndi a^inalar 
Gitti hepisi deyip dualar 

Ben kaldim soz lebimde kaldi 
Ke§t-i murat lenger aldi 

Canimda ne suzi§-i taleb var 
Gonliimde ne ne^e-i tarab var 

Bu resme kahr gidersem eyvah 
Tevfikina mazhar ede Allah" 

diye soyliiyor Hiisn-ii A§k isimli e§siz eserinde. Eser senin degildir derken, Dede 
sanatinin Allah' in deryasinda bir damla oldugunu belirtiyor. Bu satirlarda benlik yok, 
mahviyet var ku^kusuz. "Osmanlilarda §iir" kitabini bizim yazmamiz gerekiyordu. 
Oyle zamanlarimiz olmu^ ki bu naif ^iirlere Osmanli §iiri demekten bile yiiksiinmii^iiz, 
Divan §iiri demi^iz. Kendimizden uzakla^tirmak i^in mi boyle soylemi^iz bilemiyorum. 
Osmanli §iiri'nde bu diinyaya ait olmayan otelerden gelen bir ruh var. Bu §iir bizim 
gelenegimizdir. O'na yabancila§mak kendimize yabancila^mak olur. Dora D'istria 
1871'de, yani bayagi bir zaman once "Le poesie des Ottomans" (orijinal adi) adiyla 
yayimlami§ kitabmi ve daha donemden bize sesleniyor. "Kaba materyalizm" 
teriminde durakliyor ve tasawufia ^ekillenmi^ Osmanli ^iiriinin bilmedigimiz, heniiz 
i^itmedigimiz yankilarmi anlatiyor. Klasik Osmanli ^iir diinyasini tanimak ve ke^fetmek 
isteyenler i?in bu eserin ilgin^ bir ^ali^ma oldugunu soyleyebilirim... 



CXXI 













i LM^I 



'^t-ufijftijjj^e* 






OV 



CXXII 



Alman felsefe geleneginde bir kirilma... 

Nietzsche' nin Degerler Sistemi 

Yillardir gazetelerin verdigi kitaplik eklerini bikmadan usanmadan 
biriktirmekteyim. Bir siiredir bu eklerdeki ismarlama yazilar iyiden iyiye canimi 
sikmakta. Bazi yayinevlerinin reklam maksatli kitap tanitimi yazilan oyle ucuzca ve 
niteliksiz olarak hazirlaniyor ki, insan bir okur olarak hakarete ugradigini dii§iiniiyor. 
Kitaplik eklerinde sadece son ^ikan kitaplar tanitiliyor, bunlarm di^indaki ele§tiri ve 
^oziimleme maksatli yazilara ise yer vermeme politikasi elbirligi etmi§?esine uygulanir 
oldu. Zannediyorum kitaplik eklerine bu maksatta olmayan yazilar da geliyordur, fakat 
pazarlama kaygisina sahip olan editorler tarafindan nitelikli ^ali^malarda sukut 
suikastina ugratilip gormezden geliniyor. Bir ornek vermek gerekirse, Murathan 
Mungan isimli "§iir iireticisi!" yeni bir kitap ?ikardi diyelim. Arkasindan ne kadar ek ve 
gazetelerin kiiltiir sanat sayfasi varsa elbirligi etmi^^esine "Kadindan Kentler"i ba^liyor 
ovmeye. Bu kagit miisvetteleri satacak ya onun i?in tiim ?aba. 

Buradan soyliiyorum bazi tatmin olamayan yazarlari memnun etmek i^in kagidin 
beyazligi kirletilmemelidir. 

Her neyse konumuz yukaridaki ba^liktan da anla^ilacagi gibi i§portacilarin 
pazarlama stratejileri iizerine degil. Gazetelerin kitap eklerinin, eski fakat nitelikli 
kitaplar hakkinda da yapilan ^oziimlemeleri yayimlamalarini beklerdim bir okuyucu 
olarak. 

Kiitiiphanemin tozlu raflari arasinda Bernard Groethuysen'in "Nietzsche ve Alman 
Felsefi Du§iinii§une Giri§" adli kitabiyla kar^ila^tim. Kar^ila^tim diyorum, ^iinkii 
aradigim bazi kitaplarima dahi ula^mam gii? oluyor. Evinde kiitiiphanesi olanlar 
eminim ne demek istedigimi daha iyi anlayacaklardir. Kitabi Hamdi R. Atademir 
?evirmi§, "Remzi"de liitfedip yayinlami^tir. Sunt Kemal Yetkin'in "kiiltiir serisine 
ba§larken" gibi bir empoze niteligindeki kismi gormezsek, kitap olduk^a giizel. 
Rahmetli Yetkin'in bu yazilarini sagda solda gordiik^e ne idiigii belirsiz estetik 
gorii^iiiniin garabetligine iyiden iyiye inaniyorum. 

Alman Felsefe gelenegindeki kirilma filozof Nietzsche tarafindan tasarlanarak 
uygulamaya konulmu^ bir projedir. Ger^ekte genel olarak tarihi donemde felsefenin 
fonksiyonunun kayboldugu bir zamanda, ki bu sadece felsefe ile sinirli degildir, sanat, 
din, bilim vb. oriintiileri de kapsayan bir siireci i?eriyor, kendisini hissettiren durgunluk 
sokaklara kadar yayiliyordu. Burada orta^agm genel atmosferi, bize anlatildigi §ekliyle 
karanlik ?ag dongiisiine de kolayca teslim olmamak gerekiyor, i^igini ba^ka odaklara 
yoneltiyordu. Bu yoneli? Nietzsche tarafindan algilanirken donemin bir^ok dii^iiniiriince 
goriilememekte idi. Nietzsche' nin ait oldugu devrin dii^iiniirleri donemin 
hassasiyetlerini algilamaktan uzak idiler. Bati'da felsefi dii§iince sistemi iki kisma 
ayrilarak ifade edilebilir: 

1- Aristo kaynakli diizen, simetri ve orantiya onem veren biitiinliik^ii sistematik 
yakla5!im. 

2- Romantizmden beslenen idealist bi?im (par^ali ve daginik yonelim). 

Bunlar da kendi i^inde Ingilizlerin ampirik, Fransizlarin rasyonalist gelenegi, 
Amerikan pragmatizmi ve Almanlarm romantik yonelimi olarak degi^ik bi^imlerde 
goriinmektedir. 

Nietzsche bu ?er?eveye oturtulabilen bir dii^iiniir degildir. Kelimenin tam manasiyla 
sistem kar^iti bir dii^iiniirdiir. Nietzsche' nin Degerler Sistemi geleneksel degerleri ve 
eklemlemeleri tasfiye etmek i?in tasarlanmi^ gibidir. Hiristiyanliga getirdigi agir ele§tiri 



CXXIII 



ve reddiyeler de tam olarak bu noktadan ba^lar. Klasik Yunan dii^iincesini ve degerler 
sistemini sorgulayarak devam eder. 

Alan Menill, "A^Jinligin Peygamberleri" kitabmda Nietzsche' nin yerle^ik degerler 
kar^itligi yoniinii ba^arili bir ^ekilde analiz etmektedir. 

Fragmanlar ve aforizmalar ^eklinde kurulmu§ olan Nietzsche'nin Degerler Sistemi 
Alman dii^iince gelenegi ba^ta olmak iizere diger yonelimleri reddederek tekrardan bir 
kavram diinyasi in§a eder bize. 

Nietzsche'nin Degerler Sistemi'ni ve dii§iince diinyasini nitelikli ve daha ileriye 
ta§iyacak ^ekilde sorgulayan filozoflardan biri de Jacques Derrida'dir. Derrida i?in 
felsefi ugra?! veya dilbilimsel ^ali^malar, birbirinden ayrilamaz iki ozellik olarak ortaya 
^ikmaktadir. Derrida, "kavramlarin incelenmesinden ger^ekligin ^oziimlenmesine, 
ger^ekligin incelenmesinden kavramlarin yapismm ^oziimlenmesine gidip gelen 
birisidir." (Mahmuzlar: Nietzsche'nin Usluplari BABIL ERZURUM yay.) Derrida'nm 
adma "yapi?6ziim" dedigi bu inceleme-ara^tirma bi?imi bir yontemi ve sistemi 
ongormez. ^iinkii bu tiir ^ali^malarm kendine ozgii bir tikelligi veya inisiyatifi elinde 
tutan bunu bir nesneye, bir metne bir izlene uygulama endi§esi yoktur. Nietzsche'nin 
Degerler Sistemi'nde de edimsellik ya da i§lemsel safhalar yoktur. Yapi^oziim "baglam 
olarak adlandirilan olanakli degi^tirim zincirindeki yazilim"dir. 

Nietzsche'nin Degerler Sistemi degi^imin siirekli "iist" a^amalara ula^masmi 
kuramsal olarak vurgular. Nietzsche'nin Degerler Sistemi miikemmeliyet?i bir ahlaktan 
sonra kamil insan motifi iizerinde yogunla§ir. Aslmda Islam tasawufunda da bu anlayi§ 
vardir. Benzer bir ^ekilde bu anlayi?!, Nietzsche'nin ayni adi ta^iyan kitabmdaki Zerdii^t 
figiiriinde insani degerlerin zirvesi olarak viicut bulur. Bu degi§im ve degi§tirim 
zincirinin yazilimmi, "Boyle Buyurdu Zerdii^t" kitabmda Nietzsche ayrmtili olarak 
anlatmaktadir. 

Nietzsche'nin Degerler Sistemi gibi derin bir konu baglammda "Nietzsche'lerin 
§61eni" (Derrida'nm Nietzsche hakkmdaki bazi kitap ve makalelerinin derlemesi) kitabi 
O'nunla ilgili, O'nun tarzmda hazirlanmi^ bir ^ali^madir. Bu kitap, Nietzsche'nin derin 
ve geni§ dii^iince yapismi ve "sistemini" anlamada yardimci olmaktadir. tsimler, 
sozgelimi, sadece diiz anlammda degil, biitiin anlamlariyla ele almmi^ ve Nietzsche'nin 
bu sozciige yiikledigi anlam biitiin giincelligi ve derinligi ile verilmi^tir. Onceden 
kabullenmi^ oldugumuz degerlere gore isimleri anlamak onlara yeni manalar 
yiiklememizi ve bir a^ilim yapmamizi engeller. Bu kitapta Derrida'nm kullandigi 
yontemle Nietzsche'nin dii^iincelerine ve iislubuna ne kadar etkili bir ^ekilde niifuz 
ettigi goriilmektedir. Nietzsche'nin Degerler Sistemi incelenmesi ve yapilarmm 
^oziimlenmesinde Derrida metafiziksel belirlenimi "yorum, perspektif, deger bi^me, 
fark" kavramlari iizerinden tarih boyunca Bati felsefesine sikmti ?ektirmi§ tiim 
ampirist ya da felsefi olmayan motifleri radikalle^tirilmesine baglar. Bati ornegin tsa 
peygamberi bir deger olarak kabullenmi^ ve bu konuda daha sonralari a§iriya giderek 
O'nu Tanri yapmi^tir. Hiimanizm, demi^ ba^ka bir donemde, siradan insana tapmayi 
insanlik dini olarak gormii^tiir. (Comte gibiler..) Bati tarihi degerlere a^irilikla 
baglanma tarihidir ?ogu zaman. Nietzsche'nin "Tanri oldii duymadmiz mi?" sozii bu 
baglamda anla^ilmalidir. Olen Bati'nm hastalikli degerlerinin iiriinii olan tanrisidir. 

Nietzsche'nin Degerler Sistemi bir anka ku^u motifine benzer. Bir kez daha, ya§amm 
yikimi yalnizca goriinii^tiir. Aslmda bu hayatm yikili^mm goriinii^iidiir. tnsan olii olani 
gomer ya da yakar. Bu eylemi yapar ^iinkii ya§ayan varlik bu kiillerden yeniden dogup 
rejenere olsun. Hayat kompozisyonundaki dejenerasyon-rejenerasyon temasi aktif ve 
merkezidir. Dongii Tanri tarafmdan boyle kurulmu§tur. Eger bu dongiide bir sorun 
oldugunda, ka^milmaz olarak insanlar, egitimi, ogretimi ve disiplini gerekli goriirler. Ve 
ayni insanlar bu siire^te deger bi^imlerini dayatirlar. Nietzsche'ye gore yikim edimi 



CXXIV 



sadece kendisini se^ici bi?imde yok olmaya sunan zaten dejenere olmu^ olani yikar. 
"Entartung" (bozulma) yenilenmesi dii^iiniirde kiiltiirii, bir kez devlet kontroliine 
girmi^ ve gazetecile^mi^ iiniversite kiiltiirunu karakterize eder. Ayni ^ekilde "Ahlakin 
Soykiitiigii" adli eserinde de belirttigi gibi dejenerasyon saldirgan ve reaktif bir ilke 
olarak fiilen ya^amin aktif dii^mani haline geldigi zaman, degerlerin ters ?evrimi ya^ami 
zorlar. Degerlerin bozulmasi biyolojik bozulmayi da yaratir. "Onlar tohumu bozarlar." 
(Kur'an) Dejenere olan sadece degerler degil ya^amin kendisidir. Dejenerasyon ya^ama 
saldiran bir ya§am ilkesidir. Nietzsche' nin Degerler Sistemi degerler hiyerar^isidir ayni 
zamanda. tJstiin insan, kiillerinden dogacak degerleri, kendisiyle sava§arak kazanabilir. 
Ve 5!iiphesiz degerler hiyerar^isinin en iist basamagmda bunu ger?ekle§tirmi§ insanlar 
vardir... 



c <^ 



^ 






',»' 






I 




cxxv 



Son baki^ta a^k 

"Bir insani ancak onu iimitsizce seven tanir." 

Yazdigim ilk ciimle dahi bu konuda soylenecek sayfalar dolusu §ey oldugunu 
anlamaya yeter sanirim. Eskiler, "Sev de istersen bir inegi sev" diye soylermi^. Ni?in 
boyle demi^ler? Belki sevginin en siradaninda bile ?ok sirli hakikatler oldugunu 
belirtmek istemi^ler de onun i^in boyle bir ciimle kurma ihtiyaci duymu^lardir. Bir 
insani tanimaya yonelik soyledigim ilk ciimle durumu miikemmel bi^imde ozetliyor. 

Aci ^ekmi^! ruhlarm mutluluga ve tamamlanmaya hakki vardir. Eger boyle bir 
ongoriide bulunmasak hayatm degeri goziimiizde oyle kii^iiliiyor ki bunu anlatmak hi? 
miimkiin degil. Son baki^ta a§k olgusu bahsettigim sade ve temiz duygulardan olu^an ilk 
durumdan olduk^a farklidir. Walter Benjamin, bu konuda ?ok giizel sayfalar kaleme 
almi^tir. Nurdan Giirbilek ve Sabir Yiicesoy'un da "Son baki^ta a§k" isimli bir kitabi 
vardir. Ancak bu eser elimde bulunmadigi i?in size ondan soz edemeyecegim. 
Meraklilar bulup okuyabilirler. Konuyla ilgili kendi dii^iincelerim referansim olacak 
boylece. 

ilk baki^ta a§k, klasikle^mi^ bir durum olarak bir^ok romanda i^lenmi^tir. 
Dostoyevski'nin "Beyaz Geceler"ini sanki bu baglamda yazilmi§ diye hatirliyorum. 
Beyaz Geceler, tuhaf bir ii?lii kar^ila^ma anma konumlanmi^tir. Olay orgiisii yapilmak 
istenen tercih durumuyla peki^tirilmeye ?ali§iliyor. Romani okuduktan sonra 
Dostoyevski'nin tiim psikolojik analiz yetenegine ragmen a§k kar^ismda ?aresiz kaldigi 
hissi uyandi bende. Oyle veya boyle ilk baki^ta a§k mitinin pek yabancisi degilizdir. 
Izledigimiz ?ogu Tiirk Filmi de senaryo itibariyle ayni konudadir. Peki, ayni durum; 
"Son baki^ta a§k" temasi i?in, hayatm bizzat i?inde nasil ger?ekle§ir, onu anlatmaya 
^ali^acagim. "Son baki^ta a§k" kavrami modern zamanlardaki ^oziik ve par^alanmi^ 
ki^ilik iizerinden analiz edilebilir. Sevim Kantarcioglu, "T. S. Eliot' un §iirlerinde 
insanm kendisini ger?ekle§tirme temasi" adli kitabmda "Prufrock'un A§k §arkisi" 
isimli ^iiri ^oziimlerken ayni durumdan bahsediyor. Modern zaman insanmm acikli 
durumu, onun kendine ve topluma yabancila^masmdan ve Tanri'smdan 
kopuklugundan ileri gelmektedir. Eliot, ^oziik bir kiiltiiriin neticesi olan ^agimiz 
insanmm trajedisini onun ki^iligindeki ^oziilmenin ve par^alanmanm bir sonucu olarak 
gormii^tiir. Bu yiizden modern zaman insani di§ diinyada objektif kar^iligi bulunan bir 
sistem olu^turamamaktadir. Prufrock'un temsil ettigi ruhi durumun bir neticesi olarak 
ger^ekle^tirilememi^!, niyette kalmi^ bir a§k soz konusudur. Benjamin' in "Son baki^ta 
a§k" temasi tam da boyle bir duruma i^aret ediyor. "Son Baki^ta A§k", gelecegi ve 
iimidi olmayan a^ktir. Insanm bilinci iizerindeki etkileri "Ilk baki^ta a^k" mitine gore 
?ok daha tesirlidir. "Son Baki^ta A^k", kapanmayan bir yara gibi modern zaman 
insaninda her daim var olagelmektedir. 

Kalabalik bir caddede yiiriiyen insanlari goziimiiz oniine getirelim. Kalabalik 
caddede "karinca siiriilerinin ileti^imi" gibi bir ileti^imsizlik vardir. Belki karincalar 
bile bu durumda bizden daha fazla ileti^im kurma ihtiyaci hissederler. Benligin tek bir 
unsuru i^ine hapsolmu^, uygar se?iciligi hastaligina tutulmu^, §uursuz bir kitle adeta. Bu 
insanlarin kii^iik diinyasinda tutarli bir durumdan soz edilemez. Kurgulanmi^ mekanik 
yalnizlik ve ?aresizlik duygusu hakimdir yapilan her fiilde. Kantarcioglu'na gore: 
"Prufrock, di§ diinyanin karga^asi ve degi§ken aki^i i^inde kaybolmu§, hiir iradeden 
yoksun bir e§ya gibidir." 

Bu atmosfer onun zeka ve duygularmi yutmu§tur. Onun i?in di? diinya, karma^ik 
olan i? diinyasinin bir yansimasindan ibarettir. Boyle bir ruh hali i^indeyken tanimadigi 
bir yiize, ki yiizler ruhlara a^ilan pencereler gibidir, son bir istekle bakar. Ani bir sevgi 
pariltisi goriir bir anlik. Ate^ boceklerinin erkegini tanimasi i^in i^ik yakmalarina 



CXXVI 



benzeyen bir durum gibi diyelim biz buna. Qok kisa siiren bu durum gelecegi ve iimidi 
olmayan bir a^ktir. Aniden parlar ve kayan bir yildiz gibi kaybolur karanhk gecede. 

Benjamin' e gore seven ki§i sevilenin sadece kusurlarma, bir kadmm sadece 
garipliklerine ve zayifliklarma baglilik duymaz. Onun yiiziindeki kiri^ikhklar yada 
benler, sade elbiselerle ?arpik bir yiiriiyii^ii onu biitiin giizelliklerden daha siirekli ve 
daha acimasizca baglar. Peki ni^in? Sevgiliye bakarken de oyle, kendi di^imizda oluruz. 
"Son Baki^ta A§k" metaforu bu durumu engelleyen bir i? diinya egemenligidir a^k i?in. 
Sadece i? diinyada ya§amak benliktir ve kar§i tarafi yani sevileni asla gormemek 
demektir. Benjamin bu durum i?in ba^ka bir fragmanmda §6yle soyliiyor: Sevene dair, 
"Bu sefer eziyet veren bir gerilim ve hayranlik i^inde. Duyum gozleri kama^mi^ 
bi?imde, bir ku^ siiriisii gibi, kadmm yaydigi i§ik i^inde u^u^up durur. Nasil ku§lar 
agacm gizleyen yapraklari arasmda korunak ararsa, duyumlar da golgeli kiri^iklara, 
ho? bir eda ta§imayan el-kol hareketlerine ve sevilen govdenin goze ?arpmayan 
kusurlarma sigmir, sinip gizlendikleri o yerlerde giiven bulurlar." 

Kadmlar smdigimiz bir korunaktir bu maddi diinyanm kirlerinden. Muhiddin 
Arabi'nin a§k hakkmdaki risalesinde yahut Tufeyl'in "Giivercin gerdanligi" 
kitaplarmda diinyevi a§k bahsi degindigimiz bu olguya yani sigmma mitine onemle 
vurgu yapar. Ve ge?ip gidenlerden hi^biri hayranm a§k ate^inin tam da buralarda yani 
kusurlu ko^elerde, kmanacak yerlerde yuvalandigmm farkma varmazlar. Aslmda 
bunlar kusur degildir. Leyla'nm yanagmdaki ben onun siyah incisidir. Kusur bizim 
eksikligimiz de vardir yoksa onun zatmda degil. 

Herkes §unu ya§ami§ olsa gerektir: "tnsan sadece biriyle yogun bi^imde me§gulse, 
neredeyse her ^eyde onun portresini bulur." 

Sevilen insanm hatlarmi sergileyen bir ?ok me^guliyet vardir. Mecnun rivayet edilir 
ki Leyla'nm mahallesinden gelen bir kopegin ayaklarmi opmii^tiir. Kopegin ayagmm 
tozunda bile onu yani saf a§ki gorebilmi^tir. tnsan sevdigi kadmla beraberdir, onunla 
konu^maktadir. Aylar yillar sonra eskiden yaptigi bu konu^malar gelir onun aklma. En 
siradan bir konu bile biiyiileyici olabilir. Kelimeler sanki farkli bir anlam kazanmi^tir 
his diinyasmda a^igm. Cog" insan bu farkli terminolojinin ayrimmda bile degildir. 
Goriiniir de ayni siradan sozciikler ile konu^ur fakat o sozciiklerin i^erigi metafizik bir 
alemle de ha§ir ne^irdir. Biz yalniz kalmca, ^imdi oldugu gibi, insan sevdigi kadmla 
beraberdir soziinii daha iyi kavrayabiliriz. A§kta safiyet ve uzaklik vardir. Kavu^ulan 
olmak degildir maksat. "Uzaklik, gozden kaybolmakta olanin i^ine bir boya gibi i§ler ve 
onu munis bir kora ?evirir." Ve beden golgeye tabidir boylece. Maksat, kavu§an 
olmamaktir aslinda. A^kin dilini malumdur yine a^iklar bilir. 

Prufrock'un §6yle ba§lar giri? kismi: "Haydi gidelim oyleyse, sen ve ben;" burada 
sen diye hitap edilen §ey, ayri bir §ahis degil, ?6ziik ki^iligindeki oteki iki unsurdur. Di§ 
diinya ve i? diinya. §air olu^ta diializmden insani birlige davet etmektedir. Birlik 
biitiinliiklii bir ruhu temsil eder ^iinkii. "Son Baki^ta A§k" kahredici bir mesele olarak 
modern insanin en onemli a^mazlarindan biridir. Tasawufta da bazi salikler miir^idi 
birleme noktasinda benzer bir ^eli^kiyi ya§arlar. §iirdeki "sen" ve "ben" imgesi ayni 
diizlemde eridigi zaman ger^ek varolu§ seviyesine veya Tanri'sina kavu^ur. Mecnun'un 
oykiisiinde Leyla'ya "Sen kimsin?" diye sormasi ve onu tanimamasi bu konuyu anlatan 
en giizel ornektir... 



CXXVII 



f^ K 







CXXVIII 



Bir §iir 

e. e. cummings, ismini miniskiil (kii^iik) harf bi^iminde kullanan Amerikali ^air tiim 
omrii boyunca 950' den fazla §iir, iki roman, birka^ da tiyatro oyunu ve deneme kitabi 
yazmi^tir. Bir yazann iiretkenligi ile niteligini kendi adima her zaman sorgulami^imdir. 
Bir §air ya da romancinin, hayati boyunca belki en fazla bir veya iki tane dogru diizgiin, 
yani yazinin hakkini veren metin iiretebilecegi kanaatindeyim. Ornegin en ozenli metin 
olarak bir Sezai Karako? i?in bu, "Mona Rosa" isimli ^iiridir. Akif i?in ise hi? ku^kusuz 
"istiklal Mar5!i"dir diyebiliriz. Ya da tiim sanat yetenegini Necip Fazil gibi bir ^air 
ancak "Kaldirimlar" veya "Otel Odalari" §iirlerinde gosterebilmi^tir. Fazla iiretkenlik 
bazen yapitin etkisini kirabiliyor. Yahya Kemal'in az ve nitelikli yazmak konusunda 
^evresindekilere bir^ok kez bu konu hakkinda sozler ettigini biliyoruz. Yahya Kemal'in 
omrii §iir yolunda yaptigi titiz i^^ilik ile ge?er; evi de, ailesi de §iir olur. Dilimiz onun 
^iirleriyle zenginle^ir. Belki de uyguladigi bu titiz i^^ilik nedeniyle dizeleri dilden dile 
dola^ir ve en ?ok ezberlenen ^airlerimizden biri olur. Bir^ok ^iiri sanat miizigi formunda 
bestelenebilmi^tir. tlgin? bir durumdan bahsetmem gerekirse Yahya Kemal ya§adigi 
donemde tek bir kitap dahi yayimlamaz. E. E. Cummings ise ?ok fazla sayida eser 
iiretmesine ragmen kaliteyi dii§iirmeyen ender yazar ve ^airlerden biridir, diyebiliriz. 

Eger bir insan bir sanat daliyla ugra§iyorsa muhakkak bir digeriyle de uzaktan veya 
yakmdan ilgilenmektedir. E. E. Cummings edebi faaliyetleri yanmda bir?ok tablosu 
olan ?ok yonlii bir sanat^idir. Bazen bir yazarm ikincil ugra^i onun yazarlik 
maharetlerinin online dahi ge?ebilmektedir. Ornegin Abidin Dino boylesine ?ok yonlii 
sanat^ilarimizdan biridir. Cummings 'in bazi tablolari dikkatle incelendiginde, en az 
yazarligi kadar resim konusunda da ba^arili ^ali^malar yaptigmi soyleyebiliriz. 

E. E. Cummings 'in geleneksel olmayan majiiskiil (biiyiik) harf kullanma tarzi zaman 
zaman yaymci ve okurlari tarafmdan isminin kii^iik harflerle ve araya nokta 
konulmadan yazilmasi suretiyle one ^ikarilmi^tir. Bir kitabmm onsoziinde belirtildigine 
gore yazar sadece kii^iik harf kullanarak ^iirlerini yazmi^tir. Boylece ismi resmi olarak 
"e. e. cummings" olarak degi^mi^tir. Farkli bir durum olarak bizim ^airier i^inde 
Ahmet Cahit Zarifoglu, ironik olarak ismimin ba§ harfleri "ACZ" tutuyor diye 
s6ylemi5!tir. Cummings, isim takmtisi yoniiyle niyeyse bende her seferinde bu ?agri§imi 
uyandiriyor. Cummings tarafmdan yazilan bir mektup incelendiginde isminin 
yazili^mda biiyiik harf kullanilmasmi istedigi ortaya ^ikmi^tir. Bugiin Cummings 'i 
ara§tiranlar yazarm ismini kii^iik harfle yazmasmm bir al^akgoniilliiliik gostergesi 
oldugunu dii§iinebilirken, bazilari da bu durumu yazarm kibirli olmasiyla 
ili^kilendirirler. 

Modern diinya ^iirinin en onde gelen ve popiiler yiizlerinden biri olan E. E. 
Cummings'in bir ^iirini almtilayarak son vermek istiyorum sozlerime; bu §iirin sevgiliye 
okunmasmi dii§leyen biri olarak... 

SEVGiLIM 

sevgilim 

krali karanlik olan 

bir iilkedir senin sa^larm 
alnm ^i^eklerin bir havalani^i 

ba^m dipdiri bir ormandir senin 

uyuyan ku^larla dolu 
ogul ogul ak aridir memelerin 



CXXIX 



dali iistiinde govdenin 
govden nisandir benim i?in 
koltukaltlarmda ilkbahann geli^i 

krallann arabasina ko^ulmu^ 

ak atlardir kal^alann 
ve has bir ozanin mizrap vuru^landir 
aralannda her zaman tatli bir ezgi 

sevgilim 

ba^in kutusudur 

aklin olan o serin miicevherin 
ba^indaki sa? yenilgi bilmeyen 

bir yigittir 
omuzlarindaki sa^lar 

zafer davullariyla yiiriiyen bir ordu 

dii§lerin aga^laridir bacaklarin 
meyvesi unutkanligm ozii 

kizillar giyinmi§ satraplardir dudaklarin 

opii^ii krallari birle^tiren 
bileklerin 
kutsaldir 

kaninin anahtarlarinin bek^ileri 
giimii^ vazolardaki ?i?eklerdir ayak 

bileklerinin iistii 

giizelliginde fliitlerin ikilemi 

gozlerin aldati^i ?anlarin 
giinliik kokulari arasmdan sezilen." 




_j_ £ *^_ 



e 



-= " — : — '^-- — " J : 



cxxx 







k}. 







v-r> 






t 

! ^ 



CXXXI 



Yunanlilann trajik ^aginda felsefe 

Ger?ek hayatta da bizler sevgilinin hi^bir zaman asil yiiziinii goremeyiz. Bizim 
gordiigiimuz hayalimizdeki yiizdiir. A^kimiz en az cansiz bir tablodaki suret kadar 
kristalizedir, denilebilir. 

Nietzsche, felsefi dii^iincenin kaynagi olarak Sokrates oncesi filozoflarmi i^aret eder. 
Onlar, tek kelimeyle yasa koyucudur. Aslinda bu bilinen en eski filozof imgesidir. Gilles 
Deleuze'nin ifadesiyle soylersek 'bu Sokrates oncesi dii^iiniiriin, "fizyolog"un ve 
sanat^min, diinyayi yorumlayanin ve degerlendirenin imgesidir.' Filozof sadece dii^iinen 
bir entelektiiel degildir. O ayni zamanda eski diinyalarin ya da yeni diinyalarin ka^ifi 
olup, magaranin ucundaki i^iga yonelen ilk ki^idir. Filozof oziinde var olan bir degeri 
her an animsayabilerek tekrar tekrar yaratir. Filozofun bu manada dii§iinceleri ile 
ya§ami birdir. Deleuze, bu am anlatirken bir konu^masmda 'karma§ik birlik: Bir adim 
ya§am, bir adim dii^iince i?in' demi^tir. Yunanlilarm trajik ^agmda felsefe konusu 
filozoflari anlayarak yazma donemine ge?i§i simgeler. Genellikle bu konuda yapilan 
^ali^malar, her zaman, filozoflarm tarih?e-i hayatlarma deginen ansiklopedik 
materyaller olmu^tur. Eski Yunan filozoflarmm tarihini anlatan kitaplar ile 
Nietzsche'nin "Yunanlilarm trajik ^agmda felsefe" (Kabalci Yaymevi, ?ev: Nusret 
Hizir) kitabmm benzer ^ali^malardan ayriligi, kisa olmasidir. 

"Yunanlilarm trajik ^agmda felsefe" eserini Tiirk^eye ?eviren Nusret Hizir onsoz 
yazmayi ihmal etmemi^tir. Yakla^ik 14 sayfalik bu yazida, ?eviri iizerine; kelimeye degil 
ciimleye sadik kaldigmi belirtiyor. Giiniimiizde ne yazik ki bu tip eserler ^evrilirken 
anlama dair gerekli ozen gosterilmedigi i?in metin tanmamaz hale gelebiliyor. Ve daha 
sonra da tekrar ?evrisi yapilmadigi i?in orijinaline her daim irak kaliyoruz. Yapilan 
^evirilerde ^ogunlukla uzun ciimlelerden ka^mildigi da oluyor bazen. Ozellikle Alman 
yazim gelenegi soz konusuysa asla boyle bir yola ba§vurulmamalidir. Alman yazim 
gelenegi tugla misali kayna^mi^ sozciiklerden kurulu uzun ciimleler sayesinde 
ozgiinliigiinii kazaniyor. Kolaya ka^ip ciimleleri kisaltmak Almanca metinler i^in irza 
ge^mekten farksizdir. Nusret Hizir'm Nietzsche'nin uzun ciimlelerini herhangi bir 
miidahale yapmadan ?evirmesi yerinde olmu^. Nusret Hizir, ?eviriye ansiklopedilerden 
aldigi dipnotlari eklemeseydi daha dogru olurdu diye dii^iiniiyorum. C"nkii eserin 
yazili§ §ekli ve sistemi felsefi dii§iincedeki tarih^i ekole, tarih^i ekol demek ne derece 
dogru bilemiyorum, kar§i yapilmi^ bir saldiridir. Metinde parantez i^inde bulunan 
Nietzsche'ye ait notlarm verilmesi yeterliydi. Ayni kitap Giirsel Ayta? tarafmdan da 
?evrilmi§ olup Sel Yaymciliktan ^ikmi^tir. Eserin bir ?evirisi de Elif Yaymlarmm felsefe 
dizisinde mevcuttur. Giirsel Ayta^'m yaptigi ?eviri de ufak tefek sorunlara ragmen 
ba^arili sayilabilir. Elif Yaymlan'ndan yapilan terciime elimizde olmadigi i?in herhangi 
bir degerlendirme yapamadik. Aslmda ele§tiri yazisi yapilirken, eger ayni eserin birden 
fazla ^evirisi varsa, bu i§i mukayeseli yiiriitmek daha zevkli bir ugra§tir. 

Nietzsche, deneme tarzmdaki "Yunanlilarm trajik ^aginda felsefe" adli eserini daha 
ilk gen^lik yillarinda yazmi^tir. Metin, konusuyla antik felsefenin bir par^asina 
deginirken, Sokrates oncesi bilgelerini yorumlar. Gen? ya§taki bir insanin kaleminden 
?ikan bu ciimleler insani bayagi 5!a§irtir. Bu yillarda onun saglam bir filoloji uzmani 
sifatini kazanmak istedigini biliyoruz. Filolojinin disiplin gerektiren ogrenim siireci onu 
sabirli ve sistemli yapmi^tir. Dillerle ugra§iyorsaniz eger en kii^iik tembelliginiz dahi zor 
telafi edilir. Nietzsche bunu 90k iyi kavrami^ti. Bu gayretleri ona; yava§ ve derinligine 
okumayi ogretmi^ti. Antik felsefenin metinlerine niifuz etmek i?in yillarda Diagones, 



CXXXII 



Homeros ile Hesiodos hakkinda ?e§itli makaleler yazmi^tir. Bazen ezberinden Yunanca 
antik §iirler bile soyliiyordu. Nietzsche'ye, daha sonraki yillarda, bu ^abasi felsefesi i?in 
vazge?emedigi iki ifade metodu kazandirmi^ti. O'nun felsefesinin temel yapi ta§lari 
aforizmalar ve §iirlerdir. Ozellikle §iir onun felsefesinde Zeus'un yildinmlan kadar 
etkiliydi. Ilk ba^larda dii^iincesindeki disiplinin olu^masi i?in yoneldigi filolojik birikim 
zamanla onun filozof olarak iislubunun antik filozoflann iisluplarma dahi niifuz 
edebilmesini ve onlari anlamasini saglami^tir. t^te, "Yunanlilann trajik ^aginda felsefe" 
boyle bir anlamlandirma ^abasmin sonucudur. 

Otonom yayinlanndan ^ikan Nietzschelerin §61eni'ne sunu^ yazan Ali Utku- 
Mukadder Erkan ikilisi onun filolojik yeteneginin mahiyetini ^ok iyi anlatmi^lardir. 
Derrida'nin Nietzsche'si: Bir ortak imza geli^tirmek iizerinde durur. Aslinda bu bile 
onun i^in bir maskedir. Deleuze'nin de soyledigi gibi onda var olan her §ey maskedir. 
'Sagligi dehasi i?in bir maskedir, acilari ise hem dehasi hem sagligi i?in ikinci bir 
maske.' Burada andigimiz [Thales, Anaksimandros, Herakleitos, Parmenides, 
Anaksagoras, Empedokles, Demokritos ve benzerleri.] Sokrates oncesi filozoflari bile 
onun ya^ammdan felsefesine yansiyan bir maskedir. Derrida filolojik maskenin goriinen 
goriintiisiiniin sadakatinden ?ok onun paradoksal geriliminin yansimasma vurgu yapar. 
Bize, onun bir takip^isi gibi onu asla izlemememizi onerir. Yunan tiyatrosundaki 
tragedyalari animsayalim. Onemli olan oyuncularm yiizlerindeki masklar degildir. 
Bizim ayrimma vardigimiz konudaki anlam ve muhayyilemizin imgeleminde olu^an 
goriintiidiir asil onemli olan. Derrida' nm deyimiyle masklarm goriintiisiinii '... 
izlememek. Ancak bu, yine onun tarzmda, muhtemelen erdemin erdemini erdemin 
aleyhine ?evirmeyi siirdiirmek i?in olacak.' Filolojik §ekliyle Nietzsche ismine 'geri 
donen §ey, ya§ayana asla donmez. Hi?bir ^ey ya§ayana geri donmez.' tsmin i?erigi, bir 
benligin otesinde bir §eydir. Kisaca Friedrich Nietzsche' nin felsefi-filolojik isim 
politikasi boyledir. Derrida, benzer bir ^ali^masi "isim hari?" (Kabalci; 2008) kitabmda 
90gul manada §ifrelenmi§ isimin yapi^iiziimsel modelini bir felsefe olarak ba§ariyla 
kurgulami^tir. 

Nusret Hizir, Die Philosophic im tragischen zeitalter der Griechen'in antik Yunan 
kiiltiirii iizerine yazmayi tasarladigi fakat bitiremedigi buna gore nispeten daha biiyiik 
kitaptan bir par^a oldugunu soyliiyor. Filozof, eseri olu^tururkcn fragmanlar ^eklinde 
tasarlami5!tir. Philosophic im tragischen zeitalter der Griechen, Thales'ten Sokrates'e 
kadar olan ilk donem filozoflarmi kapsar. Kitabm, klasik felsefe tarihi eserleri gibi 
evrimsel bir metotta kurulmayi§i ilgin?tir. Kitabm yazilim siirecinde dii^iiniirii, yaptigi 
filolojik ^ali^malarm kiiltiirel neticeleri, Schopenhauer'in karamsar felsefesi [metin 
i^indeki bir^ok gonderme buna delildir] ve ozellikle dostu Richard Wagner' in miizigi 
olduk^a etkilemi^tir. Bu etkiler ka^milmaz bi^imde satir aralarma yansimi^tir. 
Schopenhauer'in karamsar felsefesi onda Budizm'deki Nirvana soylencesi gibi bir etki 
yapiyordu. Giizellik ve sanat sayesinde insan iradesindeki baskmm sonebilecegini 
tasarliyordu. Eski filozoflarm ya§am tarzlarmi bu sonme motifiyle tekrar 
yorumluyordu. Die Philosophic im tragischen zeitalter der Griechen i?in R. Wagner' in 
dramlarmdaki metafizik atmosferi andiran Dionysos [Yunan mitolojisinde oliiler 
iilkesinin tanrisi] ayinlerindeki sahneleri dii^liiyordu. Dionysos §erefine yapilan 
kutlamalarda trajedi, '^ehvetli vecd, sevin? ama ayni zamanda korku' hep birbirine 
kari^iyordu. Neden trajedi? tnsan trajedisi, en ger?ek?i ve en orijinal bi?imidir 
felsefenin. Hayatimizdaki trajedi ya§am ^izgisindeki dengeyi bozacak kadar ileri 
ta^mmi^sa eger filozof buna da bir ^are buluyor. Nietzsche trajedinin dayanilmaz acilari 
kar^ismda zaman zaman giine^, giizellik, 61?ii ve denge saglayici Apollinissch'e (Apollo) 



CXXXIII 



sigmmak zorunda kaliyor. Tipki ger^ek hayatta dostu R. Wagner' in sevgilisine 
baglandigi gibi. 

Nietzsche' nin felsefesinde insanlik korosu Tanri Dionysos'un ?ektigi acilari okur ve 
haykinrdi. tnsanm bu sancisi dogumdaki aglamayla birlikte ba§liyor; hayat, oliimle 
noktalandiginda ise ?ighga donii^iiyordu. Asil ^ilgmlik ise Yunan Trajedisinde Dionysos 
ile Apollo' nun birbirlerine kavu^ma aninda doguyordu. Tiim Sokrates oncesi filozoflan 
i§te bu aci veren tutkuyu anlatir. Bir nevi a^kin aci veren bagimli tutkusu. Apollo, 
Derrida'nin da uzun uzun analiz ettigi gibi asla ger^ek yiiziinii gostermez. Yiiziindeki 
maskede hep ayni, degi^meyen, giiliimseyen ifade vardir ^iinkii. Ger?ek hayatta da 
bizler sevgilinin hi^bir zaman asil yiiziinii goremeyiz. Bizim gordiigiimiiz hayalimizdeki 
yiizdiir. A^kimiz en az cansiz bir tablodaki suret kadar kristalizedir, denilebilir. 

Friedrich Wilhelm Nietzsche'nin; Die Philosophie im tragischen zeitalter der 
Griechen'si eski donemlerin ali^ilmi^ dii^iince ve inan^larini, o giine degin pek 
bilinmeyen yontemlerle ge^ersiz kilmakta, bu husustaki dogmatik dii^iinceleri ustalikla 
tersyiiz etmektedir. Ona gore felsefenin parlak ?agi; "Sokrates, Platon, Aristoteles" ii?lii 
kor dii^iince kuyusu degil trajik donemdeki "Thales, Anaksimandros, Herakleitos, 
Parmenides, Anaksagoras, Empedokles, Demokritos vb." filozoflarin yarattigi ozgiin 
bi^imidir. Onun i?in onemini yanli§ konuma sahip baki^ a?isiyla tasarlayan eserler 
olduk^a sikintilidir. C"J*"tiiliip gitmi§ olan sistemler iizerinden konun tarti^ilmasi ne 
derece yararli olabilir? Felsefecilerin Sokrates'ten sonrakilerin neredeyse tamami 
birbirini reddederek ilerlemi§lerdir.(Silsile-i reddiye) Yunanlilarin trajik ^agindaki 
filozoflar da ise nispeten birbirlerini tamamlayici unsurlar vardir. Bunlarda da, aradan 
^ok uzun zaman ge^tigi i^in bize sadece ki^ilikleri hakkinda bazi hikayeler kalmi^tir. 
Nietzsche: "U? hikaye ile bir insanin tasviri verilebilir" diyor. Filozof, her sistemden ii? 
hikayeyi ayirip iizerinde durduktan sonra dii^iincenin me^rulugunu temellendiriyor. Bu 
yaziyi yazmama sebep; Olga Sagalakova'nin 'insan yiizlerinin gizi' hakkinda 
soyledikleri oldugunu belirtmek yerinde olur... 




J 



CXXXIV 



'Sevgiler de Giindemdedir' 

Tiirkiye Felsefe Kurumu (TFK) iiyesi felsefeci-yazar ve en ?ok taninan yoniiyle sahaf 
Arslan Kaynardag rahatsizligi nedeniyle tedavi gordiigii hastanede iki ay once hayatini 
kaybetti. Kimin umurunda oldu bilemiyorum. Nekrofili de yapacak degilim. 85 ya^inda 
hayata gozlerini yuman Arslan Kaynardag' in kimsesi bulunmadigi i?in onun cenaze 
toreni Sahaflar Dernegi tarafindan iistlenilmi^. Arslan Kaynardag'i yazilarindan 
taniyordum. 1948 yilinda Istanbul tjniversitesi Felsefe Boliimii'nii bitiren Arslan 
Karadag'in, "Sevgiler de Giindemdedir" (Elif Yayinlari), "Egitim ve Yayin", 
"Felsefecilerle S6yle§iler", "Tiirkiye'de Felsefenin Kurumla^masi ve Tiirkiye Felsefe 
Kurumu'nun Tarihi", "Kadin Felsefecilerimiz"in de aralarinda bulundugu 
ara§tirmalara kaynak olu^turan bir^ok kitabi vardir. Felsefe ^ali^malari, Tiirk dii^iince 
tarihi, Tiirkiye'de felsefe ve Tiirk felsefecileriyle ilgili ara^tirmalar iizerinde 
yogunla§arak ilgin^ bilgiler i?eren yazilar kaleme alan Arslan Bey, altmi^li yillarda 43 
sayi Kitap Belleten'i isimli mecmuayi ?ikarmi§tir. Diinyadaki bir^ok Tiirkoloji 
kiitiiphanesine postayla gondermi^tir bu yayini. Cumhuriyet gazetesi kiiltiir sayfasi ile 
Cumhuriyet Kitap Eki'nde de takip edenlerce bilinen ?ok sayida makalesi yayimlanan 
Kaynardag kiiltiir ya^amimiza onemli katkilarda bulunmu§tur. (^ok iyi derecede 
Almanca ve tngilizce bildigini de burada belirtmekte fayda var. Bugiin yeni sahaflar 
arasinda bu donanima sahip olanlar olduk^a azdir. 

Rahmetli Cemil Meri^ bir yazisinda onun i^in; "3 kuru^luk kitabi 30 kuru^a satan 
Arslan Kaynardaglar gibiler..." demi^tir. Hakikaten iistat fiyat konusunda bayagi 
acimasiz idi. Bir keresinde begendigim bir kitaba bakmama izin vermedigini hala 
hatirliyorum. Zamaninda bu ihtiyar ve biraz aksi adama kirilmi§ olsam da belki yillar 
sonra bu huyundan biraz vazge?mi§ olabilecegini dii^iinmii^tiim. Bakin "Sevgiler de 
Giindemdedir" kitabmdaki ayni adi ta§iyan ^iirinde Saym Kaynardag ne diyor: 

"Yalnizca acilar degil diyorum, 

yalnizca acimasizliklar degil, 

para degil, pul degil 

Sevgiler de giindemdedir." 

Galiba iistat ge? de olsa hayatmm sonlarmda bu para faslmdan biraz taviz 
verebilmi^tir. Her neyse iyi diyelim ve iyi bilelim... 

O'nun en ilgin^ taraflarmdan birisi de niiktedan olmasi imi^j. Kaynardag'm bu 
ozelligine dair kulaktan duydugum bir anektodu vardir. Bu hadise de 5!oyledir: tJstadm 
sahaflar ^ar^ismdaki "Elif Kitabevi"ne gelen mii^teri, bir kitabm ismini kastederek: 
"Allah'm Peygamberi var mi?" diye sorar. Kaynardag: "Elbette var" der. Mii^teri 
kitabi isteyince, Asian Bey bu defa da yok cevabi verir. Adam §a§irir. "Ama" der, 
"Biraz once var demi^tiniz." Arslan Bey son soziinii soyler: "Yok mu deseydim?" 
Hakikaten onun hazir cevap olmasma dair bayagi hikaye anlatilir. 

Son olarak onunla ilgili yaymlanmi^ ender ^ali^malardan birisi olan "Arslan 
Kaynardag' a Armagan" kitabmdan soz etmek istiyorum. Tiirk dii^iince hayatmda 
onemli bir yere sahip olan ve yaptigi ^ali^malarla iilkemizde felsefenin 
kurumla^masmda biiyiik rol oynayan Arslan Kaynardag'm bibliyografisinin yapilmasi 
hususunda, §iiphesiz ^oktan bunu hak etmi$ oldugunu dii§iiniiyorum. Mustafa Giinay'm 
kaleme aldigi Kaynardag'a Armagan olarak hazirlanan bu kitap ii? boliimden 
olu5!mu§tur. Ilk boliimde Kaynardag'm ya^ami, eserleri hakkmdaki bilgilere ve 
kendisiyle yapilan bir soyle^iyle birlikte, bazi yazilarma da yer veriliyor. Bu kisimda, 
onu diger ozel yonleriyle tanimamiz a^ismdan bize son derece yararli bilgiler veriliyor. 
Se^ilmi^! yazilarmda ise, onun §iirlerinde de felsefe ^ali^malarmda da kar^ila^tigimiz 
temel kavramlarm ba^mda "sevgi" bulunmaktadir. tkinci boliimde onun hakkmda 



CXXXV 



yazilmi^ olan yazilar var. Bu yazilarda insan olarak Kaynardag ile, felsefeci Kaynardag 
ele alinmakta, eserleri incelenerek dii^iince ve kiiltiir diinyamiza getirdigi katkilar 
degerlendirilmektedir. U^iincii boliimde ise ?e§itli felsefecilerimizin Kaynardag 
Armagani i^in kaleme aldiklan makalelere yer verilmi^tir. Bu konuda yazi yazanlann 
isimleri §6yle: Bedia Akarsu, Ismail H. Demirdoven, Nuran Direk, Hatice Nur Erkizan, 
Abdullah Kaygi, Joanna Ku?uradi, Ulug Nutku, Omer Naci Soykan, Niliifer Tapan, 
Harun Tepe, Yaman 6rs, Melih Cevdet Anday, Tiiten Aug, All Ekber Ata§, Muzaffer 
Buyruk?u, Betiil Cotuksoken, Zeynep Davran, H. Haluk Erdem, Konur Ertop, Mustafa 
Eski, Memem Fuat, Mustafa Giinay, Sibel Oztiirk Giintore, Yiicel Kayiran, Emre 
Kongar, Tomris Mengii^oglu, Ayten §an, Server Tanilli, Dogan Ozlem. Arslan 
Kaynardag'a Armagan kitabi, bizlere hem bu degerli felsefeciyi tanitmakta, hem de 
iilkemizin onemli dii^iiniir ve bilim insanlarmm yazilariyla, felsefenin Tiirkiye'deki 
tarihsel yolculugundan kesitler sunarak, felsefi dii^iincenin kiiltiirumiiz i^inde yol alma 
seriivenini de ortaya koymaktadir. Cumhuriyet kitap eki kendisinden beklendigi §ekilde 
tam bir vefasizlik ornegi gostererek iistadi tek yaziyla ge^i^tirdi. All Ekber Ata^'m 
yazmi§ oldugu bu yazi da tam bir skandaldir. Onun hakkmda siirekli, (biktirir 
derecede) ogretmen kimligine gonderme yapiliyor. Kendisi cumhuriyetin idealist okul 
6gretmeniymi§. Ulkemizde felsefenin geli^mesinde biiyiik rol oynayan felsefeci Arslan 
Kaynardag'i bir kez daha anarak Allah'tan rahmet diliyorum... 







r^^'^y^y. 






St!l^S^T f^^;^,. ffJ^Mf^ 






CXXXVI 



A^kin lisani miisiki 

Baki kalan bu kubbede bir ho?) sada imi§. ibniilemin Mahmut Kemal inal'in son eseri 
bu soze nazire yaparcasina "Ho§ Sada" ismiyle 1955 yilinda Hasan Ali Yiicel'm 
gayretleriyle basilabilmi^tir. Son asir Tiirk musiki^inaslanna dair olan bu eser pek 90k 
yerlerden istenmi^; iinlii bibliyograf hi^birine muvafakat cevabi vermemi^tir. Tiirkiye i§ 
Bankasi'mn memleket kiiltiiriine yardim dii^iincesiyle eseri istemesi sonucu Inan ret 
cevabi verememi^tir. Bilindigi gibi Ibniilemin kitaplarini ^ogunlukla sipari^ iizerine 
yaziyordu ve kitabin yazilma siireci son derece ?etrefilli oluyordu. Ondan kitap i?in soz 
aldiktan sonra t? Bankasi kendisine bir de te^ekkiir mektubu yazip yollami^tir. 
ibniilemin siralar hastalaniyor ve sanki kitabi bitiremeyecegi endi^esini ta§iyordu. Bu 
esnada 7 forma dizilmi^ fakat kagit sikmtisi nedeniyle gecikmeler oluyordu. Kemal tnal, 
eseri bitiremeyecegi i?ine dogmu^ gibi acele ediyordu. Kagit sikintisi nedeniyle Hasan 
Ali'ye yazdigi mektuptan anla^ildigi kadariyla tJstat admi yazamayacak kadar hasta ve 
yorgundur. Ne yazik ki kitabi bitirmek nasip olmadan Mahmut tnal Bey baki aleme 
go^mii^tiir. Bugiin Tiirk irfanin kiymetli mahsulleri arasina katilan, act bir kesili^le 
natamam da olsa, bu eser; tJstad'm son kitabi olmu§tur. Doksan yila yakla§an omriinde 
cimri denebilecek tasarrufla ya§ayip yazi, kitap vesika ve Tiirk-tslam eserlerini 
toplayarak miisrif denecek bir eli a^iklikla hepsini milletine birakmi^ olan Ibniilemin 
sonsuz hiirmete layik bir alimimizdir. Eski Milli Egitim Bakani Hasan Ali Yiicel "Ho§ 
Sada"nin giri§ yazisinm sonunu onun ^u veciz ciimleleriyle bitirir; 'Allah bes, baki 
heves...' 

Kitaba ba^ta Hasan Ali Yiicel olmak iizere, Kazim Ismail Giirkan, Ahmet Hamdi 
Tanpinar, Muzaffer Esat Gii?han ve Avni Aktun? hirer yazi yazarak katkida 
bulunmu^tur. Ismail Giirkan, onunla ilgili ilgin? bir hatirasindan soz a?iyor bu 
yazisinda. Ona gore 'gen^ligindeki giizelliginin tstanbul'da bir (Hadise) olu^unun 
ba^lica ispati da sayisi yirmiyi a§an izdiva? namzetlerinin (evlilik adaylari) hep 
miinkesir hirer a^ik olarak ondan mehcur olduklarini bilmeleri, hatta ikrar etmeleri idi. 
tJstad'in azami derecede siibjektif oldugu birinci mevzu bu idi. Bu izdiva? hikayeleri 
arasinda bir tanesi -namzet hanimin pek hiiyiik makam sahibi bir zatin kerimesi olmasi 
dolaysiyla- devrinin sosyetesinde uzun yillar giiniin meselesi olmu$, kendisine gore 
(kismet olmadigi i^in), muarizlarma gore ise namzet gen^ kiz Ibniilemin' i goriince 
begenmeyip ba^kasini tercih ettigi i?in izdiva? suya dii^mii^itii.' Aradan yarim asir 
ge?tikten sonra yillarda Dr. Giirkan bu hanimi tedavi ediyordu. Yine doktorun 
sozlerine gore; 'Hayattan ununu ?oktan elemi^, elegini asmi$ olan bu maruf ve ?ok zeki 
hanimefendi, Mahmut Kemal ile evlenmemi^ olmaktan $imdi ^ok pi^manlik duydugunu 
ona soylemek arzusuna -kim bilir hangi saikle- kapildi. tJstadi beraber alarak hastayi 
ziyaret ettik. Hanimefendi birka? ^ahidin huzurunda ikrarda bulunarak iistada 
hudutsuz bir keyif bagi§ladi.' 

ibniilemin orada bulunanlarm beyanina gore giin hayatinin miistesna giinlerinden 
birini ya^adi ve oliimiine kadar bu itirafi her yerde tekrarladi. Ona mutluluk veren bu 
olaydan birka? giin sonra ciddiyet ve vakarma bazen de gazap ifadesi veren ?izgilerle 
dolu ?ehresinde zeka pariltilariyla belirginle§en sevimli gozleri birden sondii. ibniilemin 
Mahmut Kemal'e dair beklide en nitelikli yaziyi §imdiye kadar sadece Tanpinar 
yazmi^tir. Tanpinar' in yazisinda da bir kusur di^inda onu yeterince tanimamiza mahal 
veren zengin bir bilgi mevcuttur. Tanpinar bakiniz onu nasil anlatmi^; 'Selamla^makla 
ba§layan miinasebetimiz -zavalli Tevfik, senin odanda- sonuna dogru benim i?in 
olduk^a §a§irtici, fakat ciddi bir dostluk oldu. Ciinkii bu ^ali^kan, zeki, iyi kalpli oldugu 



CXXXVII 



kadar tok sozlii, alingan, miitecessis ve dedikoducu her manasiyla acayip adamla hemen 
hemen mii^terek hi?bir tarafimiz yoktu. §iir, musiki, dii^iince, degerleri ali§ tarzi, hatta 
kiiltiiriin kendisi ayni degildi.' Tanpinar ve tnal ayri nesillerden ve ufuklardan gelen 
insanlardir. Fakat kendi nesillerinden gelen yabancilardan ?ok daha fazla ortak yonleri 
bulunmaktaydi bu iki adamin. tkisinde de kiiltiirel derinlik muazzam boyutta idi. Her 
§eye ragmen Tanpinar sozii ge?en yazisinda onu ?ok sevdigini de belirtmekten 
ka^inmiyor. Kendi ifadesiyle bu durumu Tanpinar: "Diyebilirim ki, onu sevilmesini 
istedigi §ekilde sevenlerden biriydim; yani her lahza bende esas olan bir takim §eyleri 
feda etmi^! goriinerek" diyerek a?ikliyordu. Ibniilemin'in herkesle miinasebeti bir 
protokollerden ibaret gibiydi ve kendi sinirlarina girebilmenin ilk §arti, 'Ya beni 
oldugum gibi kabul edersiniz, yahut sizin i?in yokum' diisturunu kabullenmeyi 
gerektiriyordu. Tanpinar' in deyimiyle zamanimizin hakkiyla hitap etmesi imkansiz 
birtakim modalarda gecikmi^, bizim anlayamayacagimiz ^ekilde zeki ve eglenceli adam 
bazi biiyiik meziyetlerle dogmu^tu. Inal hayati ve insanlari severdi. Cog" insanin 
kiskanacagi ol?iide canliydi. Kibarligi bir yana, unutulma korkusuyla kari^ik garip ve 
israrli bir yapisi vardi. Bugiiniin diinyasmda ?ogu insanda olmayan bu ozellik eskilerin 
tabiriyle bir ahde vefa idi. Gen^likten ho^lanir ve daima onu arardi. Ya§lilardan ziyade 
gen^leri sevdigini bir?ok dostu anlatmaktadir. Hakikaten meclisinde en fazla itibar 
gorenler ondan 30-40 ya§ kii^iik olanlardi. 

Ibniilemin "^agi olmayan" bir insandir. Dante'nin Ilahi Komedi'sindeki arafta 
bulunan bir ruhu temsil eder sanki ki^iligi. Kiyafetlerinden dii^iincelerine kadar her 
§eyiyle kari^ik bir zamandan, bir ?e§it iist iistelikten (kamil) geliyordu. "Onunla ancak 
?ok eski ve kari^ik bir kitabi okur gibi kar^ila^mak miimkiindii." [A. H. T.] Bu mazi 
adaminda ?ileli ara§tirmalarla veya §a§irtici tesadiiflerle elde edebilecegimiz, 
zamanindan kopmu^ §eylerin lezzeti vardi. Tanpinar' i ona baglayan §ey, bu hali ve biraz 
da bunun tabii neticesi olan yalnizligi idi. Belki Ibniilemin Bey bu yalnizliginm kendisi 
bile farkmda degildi. Hayat anlayi§i degi§tirilemez ritiiellerden oriilmii^tii sanki. Sanki 
yalnizliginm emrinde ya§ayan bir miiride benziyordu. Ki^iligini, o tatli yapmacigi bol 
hiddetlere ve yalnizliga gotiiren durum hep bu hayatla zaruri baglarini koparmasiyla 
alakali idi. Bunu da anlayi^la kar^ilamak gerekiyor ^iinkii o hayatini ilime vakfetmi§ bir 
insandi. Aslinda yalnizliga tahammiilii olmayan bir ki^iligi vardi, fakat i?inden gelmi^ 
oldugu gelenek, ^evresiyle olan ili^kilerine, ihtiyarilik i^inde davranmasmi 
gerektiriyordu. "Meclisinde bunu ister istemez sezdigi i?in, her lahza co§turmasini 
bildigi ne§eye daima biraz hiiziin kari^irdi." Sevincin veya mutlulugun i^indeki bir 
hiiziin. Tipki canli bir kaynagin i^inde sessizce salinan yosunlar gibi. 

Ahmet Hamdi Tanpinar bu giizel yazisinm bir yerinde bana gore ona biiyiik bir 
haksizlik yapiyor. Burada almtilamak istiyorum; "Ni?in soylemeyelim, bu canliligi ve 
^ali^kanligi ile hepimizi ^a^irtan adam, bir kalinti idi." Bu ciimle o giiniin tek parti 
zihniyetinin geleneksel degerlere saldiri^inin ifadesi olabilecek tipik bir ciimledir. 
Tanpinar da ne yazik ki bu algi bozuklugunun tezahiiriinden kurtulamiyor. Hatta bu 
ciimlenin ge?tigi paragrafta bir yerde ona §aka yollu yine ayni anlayi^m yansimasi 
olarak "Son miistemlekat naziri" diyor. "Kalinti" ifadesi tnal i?in son derece kaba ve 
yersiz bir sozciiktiir. Hemen hemen 10 bin sayfayi bulan eserleri ve omrii boyunca 
elinden ge?en onca beige ve kagida binaen boyle bir degerlendirme yapmak ve ni?in 
soylemeyelim a^agilamak Tanpinar gibi usta bir kaleme yaki^ir mi? Bugiin itibariyle 
Inal'in temsil ettigi ^izgi bizim gelenegimizdir. O giinlerde Tanpinar'm da zaman zaman 
dahil oldugu anlayi§ ise bugiin i?in tam manasiyla kalintidir. Kalinti yani bir nevi 
biinyeye dahil olmayan, olamayan atik unsurlar. 



CXXXVIII 



ibniilemin Mahmut Kemal Bey, bazi deprem fay hatlarmda oldugu gibi, Babiali'nin 
en eski tabakalanyla yeniye en yakinin ?etrefil bir ili^kinin kurucu kopriisii gibiydi. 
Kitaplarini ?ekici yapan taraf da bu olsa gerek. ibniilemin Bey ^aginin aydinlannin 
dedigi gibi, sonradan gelen bir taniklik gibi yazardi. Ve bunlari da muhakkak belgelere 
dayandirmak isterdi. Onun i?in en degerli varhgi kitaplan ve ar^ivini olu^turan ki^isel 
kiitiiphanesiydi. Bir keresinde ona hayatmdaki en miihim olay sorulmu^tu. O bunu; 
miitareke siralarinda, biitiin omriince topladigi kitap, yazi, kiymetli ve tarihi e§yanin 
i§gal kuwetleri tarafmdan baba ocagindan zorla ahnmasini ve bunlarin peri^an 
olmasini gormesi, diyerek yanitlami^ti. Inal'in iki yil sonra evi kendisine teslim 
edildiginde bu olayi ?6yle anlatir. "Evimiz, dort duvardan ibaret denilebilecek bir halde 
harap ve i?i tamamiyla bo§ olarak bize teslim edildi. Yazma kitap sahifelerinin ve bazi 
miihim evrakm nerede kullanildigmi soylemekten haya ederim. Garp medeniyetinin ne 
demek oldugunu zaten bilirdik, bu defa daha iyi ogrendik." tnal'm muazzam zengin 
kiitiiphanesinin bu yillarda tuvalet kagidi olarak kullanildigmi dii§iinebiliyor musunuz? 
Ger^i biz de bir donem Osmanli Devlet ar^ivini kagit balyasi fiyatina Bulgaristan'a 
satmi^iz. §imdi o belgelerin fotokopilerini bile zor alabiliyoruz. Bir devlet i?in ar§ivi 
maddi hazinesinden daha degerlidir. Ar^ivimiz bizim bellegimiz ve kiiltiiriimiizdiir. Inal 
bunu korumaya ^ali^an ender alimlerimizden birisidir ku^kusuz. Bakin bu konuda 
Tanpinar ne dii^iiniiyor: "Toplamak, tasnif etmek ve dikkatle saklamak. Boylece 
koleksiyon yava§ yava§ te§ekkiil edince, bo§luklar kendiliginden meydana ?ikar. j^te o 
zaman arama ve bulma ba§lar. Bir bakima eseri zaman i^inde bir merak ve ihtirasin 
etrafinda kendiliginden bir istalaktit gibi te§ekkiil etti; o kadar, yalniz malzemesinden 
hissini birakir. Bazi ku? yuvalari gibi en daginik ve birbirine yabanci unsurlari 
ifrazlariyla birle§tirerek, biitiin bir kiitiiphaneyi hazirladi." Bu yapisiyla tnal tutucu 
derecede kitaplar ve yazilar konusunda kendisine sadik olmu^tur. En hassas ve titiz 
oldugu konu kitaplardir. Bir keresinde aradigi bir kitap i?in selami sabahi kestigi bir 
dostuyla tekrar bari^mak zorunda kaldigmi itiraf etmi^tir. Benzer bir hassasiyeti 
Kutadgu Bilig i^in Ali Emiri Efendi de oldugunu hatirliyorum. Bu kitabi elde etmek i^in 
satin alacak parayi temin edecegi siire zarfinda kitap satilmasin diye sahafi diikkanina 
kilitlemi^tir. 

Cevresiyle ve kendisiyle bir yigin anla^mazlik ya§ayan fakat biitiin bu 
anla^mazliklarm ortasmda "kurdugu i? ahengiyle" yegane eserler meydana getiren tnal, 
Tiirk dii^iince tarihi i^inde yeri doldurulamaz bir bo^luk yaratmi^tir. Kayip zamanin 
§a5!irtici bir sayiklamasina benzeyen Mahmut tnal Bey, aziz hatirasiyla kiymetli bir 
miicevher gibi her zaman Tiirk irfaninm kalbinde yer edecektir. Bir keresinde musikiye 
'lisani a§k' demi^tir iistat. Lisani A§k olan Ho§ Seda, Hicri 1200 senesinden itibaren 
yeti^en musiki erbabinin hayat hikayelerini ve resimlerini i?erir. Dort kisma ayrilmi^tir: 
1- Bestekarlar 2- Sazendeler 3- Hafizlar, mevlit, ilahi, durak ve nat'hanlar ve hanende 
namiyla beste, §arki, semai ve saire okuyanlar 4- Musikiye ve erbabina ait bazi 
mebhaslar ve fikralar. 'Kaybettigi alemden bir golge gibi dola^an' bu dii§iince 
adamimizin sesi §u gok kubbede her zaman bir ho§ seda olarak yankilanacaktir. 
Sozlerimi onun Istanbul tjniversitesi'nde adina diizenlenen jiibiledeki tek satirlik 
konu§masiyla bitirmek istiyorum. Allah bes, baki heves... 



CXXXIX 



r. -\ 










CXL 



Cok sevgili babacigim! 

Giirsel Ayta?, C^gda? Alman Edebiyati kitabinda "Baba'ya Mektup ni^in yazildi?" 
diye bir soru soruyor. 

Ayta?'a gore; ailede Kafka'nin iizerinde otorite sahibi olan kimse diger Yahudi 
tiiccarlardan farki olmayan baba idi. Kafka ile babasi arasinda hep bir uzaklik, 
anlamama olmu§tur. Babasi onunla yeterince ilgilenmemi§, ogluna anlayamadigi 
emirler vermekten ^ekinmemi^tir. Bununla beraber babasinm zihniyeti (ozellikle basit 
?ikarciligi), i^yerini her §eyden onde gormesi Kafka'nin babasindan sogumasinin belki 
en onemli nedenidir. 

Baba kavraminin Kafka i?in her 5!eyin ol^iisii, ataerkil diinya diizeninin simgesi 
oldugu soylenebilir. 6te yandan Kafka ile Babasi arasindaki ili^kiyi en iyi onun 
"Donii^iim" (Degi^im) adli hikayesinde gormekteyiz. 

Walter Benjamin, bu hikayeyi degerlendirirken; Kafka iizerine en az iki 
yorumsamadan tiimiiyle kurtulmamiz gerektigini savunur: 

"Bunlarin birincisi psikanalitik (Kafka'nin Oedipus karma^asi - ^iiphesi, Kafka' da 
vardi ancak onun yapitlari bu baglamda hi? de psikolojik yapitlar sayilmaz); digeri ise 
teolojik yorumsama idi. [...] Belki bugiin bunlara varolu^cu yorumsamayi dahil 
edebiliriz." 

Tiirkiye'de de yapilan Kafka ^oziimlemelerinde bu bariz hatalara dii^iilebiliyor. 
Dostum Murat ^e§me'nin Dergah dergisinde ?ikan "Dava" kitabi hakkmdaki yazisi 
geliyor ilk elden aklima. Konu dahilinde olmadigi i?in bu noktaya deginmeyecegim. 

Ba^ka bir entelektiielin Michael Lowy'nin onerdigi Kafka okumasi, Kafka iizerine 
geleneksel edebiyat ele§tirisinin bildik i^eriginden tamamen farkli ve tarti§ma 
yaraticidir. Lowy, Franz Kafka'nm ya^ami ve eserlerinden yola ?ikarak, babaya isyan, 
heterodoks Yahudi esinli ozgiirliik dini ve biirokratik aygitlarm canice iktidarma kar^i 
?iki§ temalarmi birle§tirecek ipucunun pe^inde ko^maktadir. 

"Franz Kafka / Boyun Egmeyen Hayalperest" kitabmda; fragmanlar, meseller, 
Kafka'nm mektuplari ve giinliigiinden yararlanan Michael Lowy, neredeyse biitiin 
diinya dillerine "Kafkaesk" sozciigiinii miras birakmi§ bu biiyiik yazarm eserlerindeki 
kokten anti-otoriter ve son derece liberter daman ortaya sermeye ?ali5!iyor. 

Farkli bir Kafka denemesi olarak Lowy'nin ^ali^masi bence son derece degerlidir. 
Heinz Politzer, "Franz Kafka, der Kiinstler" (S. Fisher Verlag 1962) isimli artik 
klasikle^mi^ metninde; "Kafka'nm babasiyla ili^kisi tiim ili^kilerine ve eserlerine bir 
temel olu§turur. tnsanm, ^arklarm nasil i^ledigi anla^ilamayan ve amacmm 
benimsenmedigi bu toplumsal ve siyasal diizenek i^erisinde; pe§in bir su^luluk duygusu 
ta^imasi ka^milmazdir. Dillerin anla^ilmaz oldugu, davrani^larm ise belli kaliplara 
siki^ip kaldigi insan ili^kilerinde, tamamen ayni olan hareketler ve ayni kelimeler 
tekrarlanirken, Kafka daha o zamanlar, kitle ileti^im ara^larmm olu^turdugu evrende 
hakim olacak ileti^imsizligi sezmi^tir" der. 

Kafka'nm Babasma yazdigi yakla§ik 100 sayfalik "Babaya Mektup"; hi?bir zaman 
adresine ula§amayacaktir. Bu mektup; Kafka'nm babasmi hem kii^iimsediginin hem de 
ona hayranlik duydugunun adeta belgesidir. 1910-1923 yillari arasmda yazdigi 
giinliiklerde de bu diializm ?ok rahatlikla goriilebilir. Dava'nin son kelimelerini, yine bu 
kaybedilmi§ baba ogul ili^kisinden yola ?ikarak yazacak, babasina ve kendisine 
duydugu giiveni kaybettigini; "... Sanki utan? onun ardindan da varligini siirdiirecekti" 
ciimlesiyle ifade edecektir. 

Degi§im'in kahramani Gregor Samsa, Politzer' in formiilasyonuyla ii? §eye kar^i 
^ikmaktadir: baba otoritesinin baskisina, duygusal ya§amin yok olmasina ve ekonomik 
somiiriiye. Kafka, "hiikiim" adli oykiisiinde de, baba-ogul ili^kisini i^lemi^tir. Oykiide, 



CXLI 



baba ile ogul arasindaki konu^ma gittik^e sertle§ir ve baba oglunu su?lu bulur, oliime 
mahkiim eder. Ogul ?aresizce hiikmii kabul eder ve yolun oteki tarafinda akmakta olan 
nehre kendini birakir. Yine babasindan hak ettigi saygiyi gormemi^tir. Ve bu onun 
ruhunu oliime degin siiriiklemi^tir. triyari ve saglikli babasi Hermann Kafka i^inse, 
Kafka ancak bir bocekti ve hiikiim net bir ^ekilde belliydi zaten. 

Babasiyla ba§layan otorite sorunu onun hemen hemen tiim kitaplarma sizmi^tir. 
Tiim ^ocuklugu boyunca kendisini "hi?bir 5!ey" gibi hisseden Kafka, bir yeti§kin oldugu 
zamanda bu dii^iincesinden vazge?medi ve israrla bu fobisini siirdiirdii. Otorite 
kar^ismda, zaten zayif olan bedeninin iyice kii^iilmeye, yok olmaya ba^ladigma inanir 
kendisi. Bu dii^iince Kafka'yi omiir boyu terk etmedi. Belki admdaki harfleri bile bu 
yiizden teker teker atmi^ olabilecegini dii^iiniiyorum. En sonunda sadece "K" kalmi^tir. 
(Bazi giinliiklerinde Milena kar^ismdaki acziyeti i?in boyle yaptigmi soylese de bu bir 
ortmece olabilir.) 

Franz Kafka, 1919'da dinlenmek iizere gittigi Schelesen'de Julie Wohryzek admda 
bir kizla tani^ip ni^anlanmi^tir. Ayni yil kaleme aldigi "Babaya Mektup" kitabi, yazarm 
bu ni^ana kar^i ^ikan babasi Hermann Kafka'ya yanitidir. 

Kafka'nm yaymlamak amaci ta§imayan, babasiyla ilgili duygu ve dii§iincelerini dile 
getirmek i^in yazdigi, ama hi^ gondermedigi bu mektup, hem Kafka'nm 
ya^amoykiisiine a^iklik getirmesi, hem de kimi izleklerinin ipu^larini barindirmasi 
a^isindan son derece onemlidir. 

Kafka'nm tiim ar§iv ve belgelerinin giiniimiize ula^masini saglayan Max Brod'un 
giin i^igina ?ikardigi ve yazarm toplu yapitlari serisine koydugu bu eseri, okuru 
bilgilendiren ayrmtili notlar e^liginde, Cemal Ener ?evirmi§. 

Onu bir noktada kutlamak istiyorum; "Brief an den Vater"i -Bahama Mektup- 
yerine -Babaya Mektup- §eklinde ?evirmesi yerinde olmu^. Babaya Mektup, Kafka'nm 
ruh halini daha ?ok yansitiyor ^iinkii. 

"Cok sevgili baba, ge^enlerde bir kez, senden korktugumu one siirmemin nedenini 
sormu^tun. Genellikle oldugu gibi, verecek hi?bir cevap bulamadim, kismen tam da 
Sana kar^i duydugum bu korku yiiziinden, kismen de bu korkuyu gerek^elendirmek 
iizere, konu§urken toparlayabilecegimden ?ok daha fazla ayrmti gerektigi i?in..." diyen 
Kafka yine i?inde ayni hiiziinlii tonu ta^iyan sozciiklerle oriilii diinyasmi sunuyor 
okura... 










CXLII 



o V 



- ^-'- ■--' r — Y'l. 



-v./-' 




I . ■ '^ _ _ _ — ^ - - — 



CXLIII 



Gazeteciler ve uzmanlar diinyaya baki^imizi nasil belirliyor? 

"Hakikati gizlenen ^ey simiilakr degildir. ^iinkii hakikat, hakikat olmadigmi 
soylemektedir. Simiilakr hakikatin kendisidir." Ekleziyast 

Gazeteciler ve uzmanlar bir ^ekilde diinyaya baki^imizi etkiliyorlar. Ve ne yazik ki 
QOgu kez bizler bu etkinin farkmda bile olmuyoruz. I^te boyle bir farkmdaligm 
kaygisiyla olacak Amerikali dii§iiniir Edward Said, kitaplarmdan birinde bu konuyu 
tarti§iyor. Alev Alatli yillar once Said'in bu konuda yazilmi§ olan kitabmi "Haberlerin 
Agmda islam" olarak ^evirmi^ti. Bu hafta ayni kitabi Metis Yaymlari Aysun 
Babacan'm ^evirisiyle tekrar basti. Babacan'm kitaba isim olarak; "Covering Islam" 
Medyada islam, ba^ligmi koymasi bence daha yerinde ve dogru olmu$. Covering sozii 
(gazete haberleri) medya kavrammi daha ?ok ^agri^tiriyor ^iinkii. Said bu kitabmi ilk 
kez 1980'de, iran rehine krizi sirasmda yazdi. Daha sonra 1997'de tekrar ele aldi, hem 
giincelle§tirdi, hem geni^letti. Medyada islam, 1997 edisyonundan ?evrilmi§tir. 
Medyada' ki islam konusunu inceleyen Said, diinyaya baki$ a^imizm Medya tarafmdan 
nasil etkilendigini orneklerle ortaya koyuyor: 

"Medyada islam, yazarm '§arkiyat?ilik ve Filistin Sorunu' konulu kitaplarmi 
tamamlayici nitelikte bir eser olarak kaleme almmi^tir. Said burada islami savunmakla 
hi? ilgilenmez, islamm Bati'da ve islam toplumlarmda ne §ekilde kullanildigmi anlatir. 
islam-Bati kar^itligi iizerinden korle^mi^ bir dii^manligi te§vik etmek yerine, insan 
deneyimine saygi duymayi, Oteki'ne daha sevecen bakmakla gelen kavrayi§i, ahlaki ve 
dii^iinsel samimiyet i?inde kazanilan ve dagitilan bilgiyi onerir Said." 

Medyada islam son derece ongoriilii bir kitaptir, ^iinkii ilk yayimlani^mdan bugiine 
ge?en zamana kar^m, Said'in Bati medyasmda islam diinyasiyla ilgili haber ve 
yorumlarm nesnellikten uzakligi ve tek yanliligi iizerine yazdiklari bugiin de ge^erligini 
koruyor diyebiliriz. 

"Ba§ka dinler, cemaatler ya da halklar konusundaki yazilarda aranan nesnellik ve 
temellendirme kriterlerinin islam ve islam toplumlari soz konusu oldugunda nasil bir 
nefret, kii^iimseme ve husumete kurban gittigini ?ok a?ik bir ^ekilde goriiyoruz." 

Said'in Medyada islam diinyasma dair §arkiyat?i onyargi ve ?arpitmalara tuttugu 
i^iik, ABD'nin 11 Eyliil sonrasi saldirganligmda medyanm ta^idigi payi da aydmlatiyor. 
Amerikan medyasmm olaylari nasil farkli bir ^ekilde yansittigmi birebir ornekleriyle 
a?ikliyor Said bu eserinde. 

Bugiin Medyada gordiigiimiiz §ey aslmda hakikati gizlenen yani kurgulanmi^ sahte 
bir goriintiisii oluyor ?ogu zaman. Ve ne yazik ki toplumun ?ogu, adeta bu goriintiiden 
biiyiilenmi§ gibi sorgusuz sualsiz kendisine sunulani kabulleniyor. Ortodoks bilgi ve 
kar^Ji tezli bilgi kendi yorum ?evreleri vasitasiyla ger^egi ?ogu zaman ?arpitarak 
perdeliyor goziimiizde. Ve geni§ kalabaliklar "hangi diinyaya kulak vermi^se, obiiriine 
sagir" bir hayati yegliyor. Gazeteci ve uzmanlarm diinyaya baki^imizi nasil etkiledikleri 
konusundaki Said'in analizi Medya' nm bir?ok olayi nasil basit polemige, deneyimi 
fanteziye donii^tiirebildigini gosteriyor. Said, insan deneyimi gibi somut ayrintilara 
saygi duymanin, Oteki'ne daha sevecen bakmakla gelen kavrayi?!, ahlaki ve dii^iinsel 
samimiyet i?inde kazanilan ve dagitilan bilgi oldugunu soyliiyor. §u anda bunlarin 
cephele§mekten ve indirgemeci dii^manliktan daha kolay olmasa da daha iyi hedefler 
oldugu muhakkak... 



CXLIV 










CXLV 



Nietzsche'nin iddiasi 

"Beni ancak gelecegin, yiizyil sonrasinin insani anlayacaktir..." 

Filozof Nietzsche, yukandaki sozii yiizyil once soyleyebilme cesaretini gostermi^tir. 
Ya§am, bu iinlii sozii dogruladi desek pek yalan soylemi^ olmayiz. Nietzsche'nin ideasi 
gelecegin dii^iincesini ongoriiyordu. Ve bu idea onda gelecegin filozofu yani bu noktada 
0, filozoflarin bu zamana kadar §6yle ya da boyle olduklarmi, ancak yakin zamanda 
yeni bir filozofun gelecegini, onun kavramiyla soylersek "belki"yi tehlikeli bi?imde 
dii§iinecegini soyleyerek gelecegin filozofunu, "belki"nin filozofunu ilan eder. Derrida, 
bu durumu ifade ederken onu; "Nietzsche'nin yikiminin, biitiin degerleri ters 
?evriminin, ele^tirisinin ve soykiitiigiiniin daima vaat edilen bir gelecek adina yapildigini 
gosterir" diyerek anlamlandirmaya ?ali§ir. Buradaki vaat terimini kullanmasi, bizi 
kurtarmaya gelecek bir tanri anlaminda degil, ben buradayim ve ne yapiyorsam 
gelecekte yapiyorum anlamindadir. Filozof ya^adigi zamandayken bu ?ag i?in 
dii§iinmii§tiir ^iinkii; "Ne i^indeyim zamanin, ne de biisbiitiin di§inda." Hakiki 
diinyanin tarihinde, bu ilerlemeden onceki ^agda, fikir Platoncuydu. Yine idea 
yoniinden kavrami Derrida algilayi^iyla kavramaya ^ali^irsak "Ve burada, fikrin 
ba^langi^ ugraginda Platoncu bildirimin Umschreibung'u, transkripsiyonu, a^imlamasi, 
[ich, Plato, bin die Wahrheit.] -Ben Platon, hakikatim"dir. (Mahmuzlar) Gelecegin 
filozofu, gelecegin ideasinm filozofun kavranmasiyla ilintilidir. Meyvenin i^indeki 
?ekirdegi ta^imasi gibi. Fikir ^iiphesiz di^ildir. Fikrin kadin yani a§k oldugunu 
kavradigimiz noktada Platon artik "Ben hakikatim" diyemez. ^iinkii filozof artik 
hakikat degildir. Belki bir miktar hakikatin yansimasi, aynadaki goriintiisii olabilir 
sadece. "Kendisinden koparilan filozof hakikatten koparilir." (Heidegger) Filozof 
hakikatin bir sevdalisi, a§igi mi demeliydim yoksa, olarak onun izini takip eder boylece. 
Dii^iincenin di§il olmasidir ideayi bah^eden. Hakiki diinya asla ula^ilmayan ancak 
filozofa (erdemli olan) vaat edilen yerdir. Farabi, bu yere "Erdemli §ehir" demi^ti bir 
zaman once. Derrida, biraz daha ayrintili dii^iinerek Filozof Nietzsche' deki fikrin 
ilerlemesi durumunu ?6yle degerlendirmektedir; "Fikir, daha ince, daha sinsi, daha 
anla^ilmaz hale gelir- o, kadin olur..." Kadin en derin muammamizdir aslinda. 
Nietzsche'nin tdeasi da en temelde onun "kadin" dii§iiyle ba§liyordur, desem dogru 
s6ylemi§ olur muyum, bilemiyorum. 

ileti^im yayinlari, Ispanyol felsefeci Fernando Savater'den, yakla^ik ?eyrek yiizyildir 
tutkuyla okudugu, tarti§tigi, yorumladigi Friedrich Nietzsche iizerine bir eser olan 
"Nietzsche'nin tdeasi" kitabini yayimladi. 20. yiizyilin dii^iince diinyasini etkileyen, 
rotasini belirleyen en onemli figiirlerden biri olan Nietzsche'ye dair ^ali^malarin sayisi 
dii^iiniildiigiinde, geleneksel kaliplar i^inde yeni bir §ey soylenebilecegini iddia etmek 
zaten ?ok zor. Fakat "Savater'in felsefi birikimi ve yolculugu i?inde Nietzsche'ye 
boylesine ozel bir yer vermi§ olmasi, onu kendi dii^iincelerinin rehberlerinden, esin 
kaynaklarindan biri olarak gordiigiiniin kaniti. Nietzsche'yi bir 'entelektiiel vitamin' 
olarak niteleyen Savater, ona sirt ?eviren modern dii^iincenin ya^amsal kaynaklarmdan 
birini yitirdigini iddia ediyor. Nietzsche'nin farkli donemlerde yazdigi eserlerini, temel 
kavramlari ^er^evesinde ele aldigi ve yorumladigi bu kitapta, Savater ona ili^kin 
oldugunu dii^iindiigii iki sifati; 'Aydinlanma'nin miras?isi' ve 'radikalle§tirici 
ele^tirmeni' one ?ikariyor. Yillar i^inde dii^iinceleri degi^mi^, yenilenmi§ ve farkli 
noktalara kaymi§ olsa da, Nietzsche'yi ki^isel baki^ a^isini temel alarak yorumlayan 
Savater, derin ve ?arpici ?6ziimlemelerini etkileyici bir bi^imde sunuyor." (Onsoz) 

Felsefeyi hayatinin ve dii§iince diinyasinin i^ine katabilenler i^in, bir felsefecinin bir 
ba^kasi hakkinda felsefe evreninin dilinde anlattigi bu eser okunmaya deger giizel bir 



CXLVI 



^ali^ma olmu^. Nietzsche' nin "Beni ancak gelecegin, yiizyil sonrasinm insani 
anlayacaktir..." soziine Savater'in dahil olup olmadigina kitabi okuyanlar karar 
verecek sanirim... 



^JJ ^1 J JJ J»J 2,U JJ \\\ M \j \M J 2. J tt 



,1 








H 



I — 



CXLVII 



'Birak giine^ i§igi gibi sevgim sarsin seni' 

Kadim Hindistan Uygarliginin ^aglayanlarmda uzak denizlerine nasil dokunuyorsa 
dag, insan-i kamil biiyiik §air Rabindranath Tagore de oyle sessiz bir §arkiyla 
dokunuyordu Tannya. Sonra muson yagmurlan ta§iyordu okyanus yalnizligini. Daha 
filozof olarak bilinmeden once Tagore, 6 Mayis 1861 'de Kalkiita'da biiyiilii bir gecede 
ya§li Hindistan' a bir giine^ olarak dogdu. Atalarinin kokii en az bin yilhk bir seriivene 
dayanir. Biiyiik dedesi ehil Kanaj'h bir Brahman'dir. Babasi ise Maharshi 
Devendranath Tagore, varlikli bir din adamiydi. 

Rabindranath, ozel hocalardan ders alarak ilkogrenimini yaptiktan sonra 17 ya^inda 
Londra'ya gitti. Bu olay onda doguyla batiyi sentezleyebilecek kudrette bir etki yapti. 
Londra'da hukuk okumu^tu. Bu arada edebiyat kiiltiiriinii iyice geli§tirdi. Britanya'da 
iken etkisinde kaldigi edebiyat?i, pastoral yapitlariyla taninan tngiliz 5!air William 
Wordsworth'tiir. 

Rabindranath Tagore'un ya§am ve sanat gorii^lerinin geli^mesinde en ?ok etkiye, 
orta ya§ doneminde Bengalli Raca Rammahun Roy sahiptir. Roy'un ve kendi babasinm 
etkileri sayesinde §airin diinya gorii^ii Hindin geleneksel kast sinirlarini alarak, panteist 
bir diinya inani^ma ula§mi§tir. Tagore, bilgelik ve a^kin yegane esin kaynagi olan insan 
ve diinyayi kavrayan, yiicelten bir varliga inanir. Bu Tanri O'nun da sik sik tekrar ettigi 
Upanishad'lardan (Hint Destani) alinan bir ciimleyle tam anlamiyla §6yle a?iklanir: 
"Tektir ve bi?imi yoktur, ama binbir ama^la,binbir §ekle girer.." Aslinda Tagore deki 
durum bir ba^ka a^idan Tolstoy'un bilgelik yolculugunu andiriyor. Yalniz bu noktada 
bazilarmm hemen dedigi gibi "... Bilge miisliimandi" kolayciligma da ka^mamak 
gerektigini dii^iiniiyorum. Hikmetin kendisi bir inani^m tekelinde degildir ^iinkii. Hayy 
Bin Yakzan'i yazan Endiiliislii Ibn-i Tufeyl her insanm dogal yetisi sayesinde bu bilgiye 
ula^abilecegini anlatiyordu bin yil once bizlere. Tagore bir siire sonra tekrar 
ingiltere'den dogdugu topraklara donme ihtiyaci hissetmi^tir. 

Tagore' nin ya§adigi o yillarda Bengal, Hindistan' m her bakimdan canli ve 
entelektiiel diizeyi en yiiksek olan bolgesiydi. Felsefe, din, edebiyat, politika alanlarmda 
yeni dii§iinceler bu eski toprakta hizla beliriyordu. Kendisinden once edebiyatta yenilik 
yapmi§ olanlar olmasma ragmen, kendisini kati gelenekten kurtaran ilk §air ve yazar 
olarak bilinir. Ilk §iiri "Sabah §arkisi" yiiziinden ba§i bir hayli derde girmi^tir. Bu 
§iirde ince bir lirizmle, mistisizmi ustaca harmanlanmi^tir. Daha sonraki yillari olduk^a 
verimli ge^mi^Jtir. Yazdiklarmi Ingilizceye kendi ^eviren ^airin yiizbini a^km dizesi 
vardir. En bilinen kitaplari ^unlardir: Gitanjali (1912), Biiyiiyen Ay (1913), Bah^ivan 
(1913), Yemi§ Zamani (1916), A? Ta?lar (1916), Avare Ku§lar (1916), Ki§ilik (1917), 
Sevgilinin Armagani (1918), Yuva ve Dunya (1919), Ka?ak (1921), Ate§b6cekleri (1928). 
Bazilari Tiirk^eye de ?evrildi. Bizde ilk olarak O'nu rahmetli Biilent Ecevit'in 
?evirilerinden tanimi^ olduk boylece. 

Hindistan'm tarihi ne yazik ki somiiriiniin tarihidir. Kadim Hindin Ingiliz 
Emperyalizminin boyundurugundan kurtulmasi uzun yillar siirmii^tii. Gandhi ve 
Tagore iki yakm dosttur. Tagore de bu ugurda yolda^i Gandi gibi bir sivil itaatsizlik 
ornegi sergileyerek Kalkiita yakmlarmda ki Balpur'da "Siikiin Barmagi" anlamma 
gelen "Santiniketan" admi verdigi bir okul kurmu^tur. Ayrica fikirlerini yaymak i?in 
"Bangadorshan" dergisini ^ikarmi^tir. Attigi bu temel Bati ve Hint geleneklerini 
kayna§tiran Vishna-Bharati tjniversitesi'nin olu^umuna yol a?mi§tir. 
tjniversitesindeyken yazmi§ oldugu, Romain Rolland'm ?ok ovdiigii bir yapittir, Gora 
adli romaniyla Nobel Edebiyat Odiiliinii almi^tir. Kitapta Gora isimli bir gencin 
hayatmdan kesit sunulur. Gora ya§li Hindistan'm ?ileli gen? yiiziidiir. 67 ya^mda resim 
yapmaya ba^lamasiyla, kast ve emperyalist sistemlere ba^kaldiri^i ve iistiin yetenegiyle 



CXLVIII 



diinyanin ender ^airleri arasina girmi^tir. 7 agustos 1941 'de dogdugu §ehir Kalkiita'da 
Ganj'in sonsuz sulanna kari^an bir damla gozya^i gibi oliir. Bir ara O'nun Tolstoy'a 
benzedigini soylemi^tim. Hakikaten O Hindistan'in Tolstoy'udur. Agora Yayinlan bu 
sene "Rusya'dan Mektuplar"ini yayinladi. Bir mektubunda "Ben bir zamanlar kendimi 
edebiyata adamak i?in kayigimi Padma kumsalina ?ekmi§tim. Kalemimle fikirler 
madenini kazacagima, bunun hayattaki tek i§im olduguna, ba^ka hi^bir 5!eye yetenegim 
olmadigina inaniyordum. Yetmi^ime yakla^tigim halde, daha once asla sabrimi tiiketmi^ 
de degildim. Ulkemizin ta^mmaz cahillik yiikiine bakinca her ^eyden ^ok kaderimizi 
su^lami^tim. Buradaysa egitimin sadece ders notlarini ezberleyerek sinav ge?meye hi? 
benzemeyen bir yanini gordiim; egitimin esasinda 'insan karakterini olu^turmak' 
anlamma geldigini ogrendim" derken iistat, daha once Rusya'daki kar yiizlii bir kiza 
okudugum dizesi geliyor aklima: 'Birak giine^ i§igi gibi sevgim sarsin seni...' 



n V 











CXLIX 



Ekonomi iizerine bir bilimsel inceleme: Insan eylemi! 

Avusturya tktisat Okulu filozoflanndan Ludwig von Mises, demiryolu miihendisi bir 
babanin oglu olarak 29 Eyliil 1881'de Lemberg'te dogmu§tur.(Avusturya-Macaristan 
imparatorlugu, bugiinkii Ukrayna sinirlari i^inde kaliyor.) 19 ya^inda Viyana 
tjniversitesi'nde Hukuk ve tdari bilimler konusunda egitim almaya ba^layan Mises daha 
sonralari Carl Griinberg ve Carl Menger'den Ekonominin prensiplerini ogrenerek 
tarih^i baki^a^isindan kurtulmu^tur. tktisat Felsefesi konusunda entelektiiel derinligini 
olduk^a gen? ya^larindan itibaren kazanmaya ba^lami^tir. 1908 den intibaren 
Avusturya tktisat Okulunda dersler vermeye ba^lami^ ve fikirleri bir?ok liberal 
entelektiieli etkilemi^tir. 1972 yilinda 93 ya^inda bu saygin bilim insani hayata veda 
etmi^tir. Onun adina kurulan Ludwig von Mises Enstitiisii, klasik liberalizm, 
liberteryenizm ve Avusturya iktisat okulu iizerine egitim ve ara§tirma yapmaktadir. 
Ludwig von Mises ve Murray N. Rothbard'in mirasi olan entelektiiel gelenegi takip 
eden bu kurum, ekonomi ve sosyal bilimler alanmdaki ^ali^malara yeni bir nitelik 
kazandirmayi, ele§tirel tarihi ara^tirmalari te§vik etmeyi ve Bati felsefesinde goz ardi 
edilen geleneklere dikkatleri ?ekmeyi hedeflemekte ve bu kapsamda muhtelif ^ali^malar 
yapmaktadir. Enstitii, "1981 yilmda merhum Ludwig von Mises'in e§i Margit von Mises 
'in onayiyla kurulmu? ve resmi kimligine ise Ekim 1982'de kavu§mu§tur. Auburn, 
Alabama'da kurulan Enstitii, ozellikle F.A. Hayek, Lawrence Fertig, Henry Hazlitt ve 
Murray N. Rothbard'm verdigi entelektiiel desteklerle liberalizm alanmda ^ali^ma 
yapan son derece onemli bir kurum haline gelmi^tir. Enstitii 'niin hali hazirda 250 
fakiilte iiyesi bulunmakta olup, bu ki^ilerin sagladigi akademik yardimlarla Enstitii 
Amerika'nm tamammda ve 64 iilkede binlerce bagi§ temin etmektedir. Enstitii, bugiine 
kadar yiizlerce konferans diizenlemi§ olup, ozellikle Mises tjniversitesi biinyesindeki 
seminerler vasitasiyla sava?) tarihinden, mali politikaya kadar bir?ok alanda egitim 
olanagi sunmaktadir. Enstitii, web sitesi vasitasiyla (www.mises.org) yapilan akademik 
^ali^malar, e-kitaplar, bibliyografyalar vs. hakkinda ar§iv imkani sagladigi gibi, 
ozellikle Avusturya tktisat Okulu konusunda belgesel filmier yayinlamakta, bunun 
yaninda ozellikle yiiksek lisans ve doktora ogrencilerine yonelik burslar vermektedir. 
Enstitii, diizenli olarak §u yayinlari ^ikarmaktadir: The Free Market; The Austrian 
Economics Newsletter; The Mises Review; The Quarterly Journal of Austrian 
Economics ve Journal of Libertarian Studies" Mises, Bati iktisadi dii§iince tarihi i^inde 
ilgin? bir kirilma noktasidir. 

Sosyalizm, iktisadi ve sosyolojik bir tahlil 

20. yiizyilin en goze ?arpan iktisat^ilarindan ve filozoflanndan olan Ludwig von 
Mises, uzun ve ?ok iiretken hayati boyunca, insanoglunun arzuladigi hedeflere ula^mak 
iizere bilin^li davrani^ta bulundugu temel aksiyomu iizerine biitiinciil, dediiktif bir 
iktisat bilimi geli§tirmi§tir. Mises, savundugu, insan irkina uygulanabilir tek iktisat 
politikasini §6yle tarif eder: Sinirlandirilmami^ laissez-faire, serbest piyasalar, ozel 
miilkiyet hakkinin engellenmeden serbest^e kullanimi ile ki^ilik ve miilkiyet haklarini 
korumakla sinirli yonetim. 

I. Diinya Sava§i'nin sonunda sosyalizmin ve komiinizmin Rusya ve Avrupa'da zafer 
kazanmasinin ardindan, Mises, "Economic Calculation in the Socialist Commonwealth," 
(1920) adli iinlii makalesini yazdi. Makalede, sosyalist bir planlama kurulunun modern 
bir iktisadi sistemi planlayamayacaklarini; dahasi hakiki bir fiyatlandirma ve maliyet 
sisteminin miilkiyetin miibadelesini ve dolayisiyla iiretim araci olarak ozel miilkiyeti 
gerektirdigi i^in suni "piyasalar" olu§turmaya yonelik hi?bir ^abanin i§e 
yaramayacagini gosterdi. 



CL 



Mises'in sozkonusu makalesini geli§tirerek yazdigi Sosyalizm (1922), iktisadi oldugu 
kadar felsefive sosyolojik bir derinlik de ihtiva etmektedir. 

Sosyalizm kitabi i?in Friedrich von Hayek; "Hi? kimse, tasarlamami^ oldugumuz bir 
§eyi anlama konusunda bize Mises kadar yardimci olmami^tir" demi^tir. Bu eser, 
sosyalizmin bugiine kadar kaleme ahnan en esasli ve tahripkar yikimidir. Aralarinda 
Hayek, Wilhelm Ropke ve Lionel Robbins'in da bulundugu bir^ok onemli iktisat^i ve 
filozof, bu kitap sayesinde sosyalizmle ilgili gorii^lerini degi§tirmi§tir. 

Biirokrasi 

Mises'in 1940'larin ba^inda yazilmi^ (Biirokrasi) bu eserine gore zamanin en onemli 
meselesi §u ^ekilde tarif edilir: "Bugiinkii sosyal ve siyasi miicadelenin konusunu te^kil 
eden ba^lica mesele; ozgiirliik, ^ahsi te§ebbiis ve bireysel sorumlulugun kaldirilarak 
yerine 'sosyalist devlet' gibi muazzam bir cebir ve tazyik cihazmm ikame edilip 
edilemeyecegidir. Bireycilik ve demokrasi, yerini otoriteye dayanan totaliter rejimlere 
birakacak midir? Vatanda?!, ba^mdakilerin emirlerine mutlak surette itaate mecbur ve 
i$ miikellefiyetine tabi bir 'kul' haline gelecek midir? Halk, kendi hayatmi diledigi 
§ekilde diizenlemek, ama^larmi ve vasitalarmi bizzat se^mek gibi en kiymetli 
haklarmdan mahrum edilecek midir?" 

Weber yiikselen kapitalist donemde biirokrasinin i^levsel roliinii anlatmi^ti. Mises ise 
yiikselen totaliter ve refah devletleri ^agmda biirokrasinin bireyleri cendereye alan 
ama^sal roliinii anlatmaktadir. Sosyalizm ile kapitalizm arasmdaki ?arpi§mayi 
biirokrasi te^kilatmm geni^lemesi bakimmdan inceleyen Mises, fikir miicadelelerinin 
ruhunu te^kil eden meseleler iizerinde miikemmel bir te^his imkani vermektedir. 
Biirokrasi, sosyal bilimlere me§gul olanlarm ve konuya ilgi duyanlarm ka^irmamasi 
gereken bir §aheserdir. 

Antikapitalist zihniyet 

Kapitalizm kar^itligi siyasi ve ideolojik yelpazenin sagmda, solunda, ortasmda, kisaca 
herhangi bir yerinde yer alan herkesin payla§tigi bir tavirdir. Kapitalizmi dolu dizgin 
ele§tirmek siradan bir davrani§ haline gelmi^tir. Bu niye boyledir. Kapitalizminin 
insanliga kazandirdigi iyi bir §ey yok mudur? Kapitalizm kar^iti zihniyet saglam bir 
temele oturmakta midir? Yoksa tamamen hissi midir? Kapitalizm insanlarm 
erdemlerini gormezden mi gelmektedir? Kapitalizm ortadan kaldirilirsa, insanlik daha 
iyiye mi gidecektir? Liberte Yaymlari bu sorularm cevabmi, dii^iince tarihinin kararli, 
kapitalizm savunucularmdan biri olan Ludwig von Mises'ten okuma firsatmi size 
veriyor; ' Anti Kapitalist Zihniyet' ile. 

Insan eylemi 

Liberte yaymevi bu yakmlarda Ludwig von Mises'ten "tnsan Eylemi" kitabmi Ismail 
Aktar ?evirisiyle okurlarla bulu§turdu. "Piyasa ekonomisi, iiretim ara^larmm ozel 
miilkiyeti altmda emegin i^boliimiiniin toplumsal sistemidir. Herkes kendi hesabma 
eylemde bulunur; ama herkesin eylemleri diger insanlarm ve kendisinin ihtiya^larmm 
tatminini hedefler. Eylemde bulunan herkes oteki vatanda^lara hizmet eder. Bir diger 
taraftan, herkes oteki vatanda§lar tarafmdan kendisine hizmet edilir konumdadir. 
Herkes kendisinde hem ara? hem de bir ama^tir; kendisi i?in nihai ama?, diger 
insanlarm ama?larmi elde etme gayretlerinde ise onlar i?in bir ama?tir" diyor iinlii 
iktisat?! Ludwig von Mises bu kitabmda. 

Mises'in iktisat bilimine katkisi basit ama ayni zamanda derin ve onemlidir. Mises, 
ekonominin tamamen bireylerin eylemlerinin bir sonucu olduguna dikkat ?ekmi^tir. 
Bireyler eylemde bulunur, tercih yapar, i^birligi yapar rekabet eder ve birbirleriyle 



CLI 



ticaret yaparlar. Mises kompleks piyasa fenomeninin geli^imini boyle a?iklar. Mises 
sadece ekonomik fenomeni yani fiyatlan, iicretleri, faiz oranlanni, parayi, tekelleri ve 
hatta ticaret ?evrimini a^iklamakla kalmaz; ayrica, bunlari sayisiz bilin^li, ama^li 
eylemlerin, tercihlerin sonu^lan olarak gosterir ki her birey belirli ko^ullar altinda 
?e§itli ihtiya?larina ve ama^larina ula^mak ve istemedigi sonu^lardan ka^inmak i?in 
elinden gelenin en iyisini yapmaktadir. Bu sebeple, Mises ekonomik tezine Insan Eylemi 
ba^ligini se?mi§tir. t^te bu sayede, Mises' in baki^ a^isiyla, Adam Simith'in "goriinmez 
eli" mantik ve faydaci prensipler temelinde bireylerin sayisiz eylemlerinin bir sonucu 
olarak a^iklanabilmi^tir. Goriinmez el yirmili ve otuzlu yillarm sisleri arasmdan Ludwig 
von Mises ve Fredrich von Hayek gibi Avusturyali piyasa sevdalilarmm verdigi yanitla 
net bir bi^imde tekrar hayat buluyor. Ornegin, Hayek i?in sorun; "ekonomiyi temsil 
eden 90k bilinmeyenli denklemin ^oziiliip ^oziilememesinden ziyade (ki bu sadece 
matematiksel bir sorundur ve yiizyil ortasmda Kenneth Arrow ve Gerard Debreu gibi 
matematik egitimi almi§ iktisat^ilar tarafmdan ?6ziilecektir), boyle bir hesaplamaya 
malzeme olacak bilginin kendisinin ancak piyasa (rekabet) siireci i?inde ortaya ^ikacak 
olmasmda yatmaktaydi." [Human Action: A Treatise on Economics] tnsan Faaliyetleri: 
Ekonomi Uzerine Bir Bilimsel Inceleme (1949) Bu eser, ekonomi ve sosyal bilimler 
iizerine kapsamli akademik bir ^ali^madir. Bence Mises'in en onemli yapitidir. Mises'in; 
bireyin tercihlerinin neden-sonu? ili^kisi i^erisinde ama^li oldugunu ortaya koydugu ve 
metodolojik ^ali^ma esaslarmi belirttigi temel kitabidir. Eser, iktisat biliminin soguk ve 
sikici katedrallerinden bizi ^ikarip, bu konuda daha derinlemesine dii^iinmemiz i?in iyi 
bir firsat yaratiyor... 



<^ 




CLII 



'Tiirkiye'de Islamcilik ve Islami Edebiyat' 

Ramazan ayi geldiginde ibadethanelerin bah?elerinde diizenlenen bir takim kitap 
fuarlan sik ugradigim yerlerden oluyor. Bu etkinlikler miisliiman diinya gorii^iinu 
benimsemi^ arkada^lar i?in olduk^a onemlidir. Tiirkiye'deki tslamcilik Dii^iincesi daha 
Ak^urin'nin 'U? Tarz-i Siyaset' isimli makalesinin yayinlandigi yillardan beri 
entelektiiel diizeyde canliligini kaybetmeyen bir konudur. Bahsi ge?en tslamcilik 
Dii^iincesi hakkmda §erif Mardin uzun yillar soz etmi^ ve ne yazik ki bu yiizdende elit 
?evreler tarafindan bayagi di^lanmi^tir. En azindan Tiirkiye Bilimler Akademisine 
kabul edilmedigi her ?evrece malumdur. Burada daha ziyade konunun ikinci bir boyutu 
olan edebiyat kismindan soz edecegiz. 

Rahmetli Cemil Meri? Hoca'nin da dedigi gibi ilk once liigatlere bakalim bir. Aim. 
islamiche Letaratur, Fr. Litterature tslamique, tng. Islamic literature, tslamiyetten 
sonra Araplarda ve sonralari Miisliiman iilkelerde geli^en edebiyat. Bugiin Tiirkiye'de 
islami edebiyat deyince akla ilk elden ^airier olarak Mehmet Akif-Necip Fazil-Sezai 
Karako? ?izgisinden gelenler ve Islami temalara sahip birtakim romanlar yazan 
ziyalilar gelmekte. Yetmi^li yillarda konu (Yeni Devir/ 15 Aralik 1977 -A. Ibrahim 
Tiizer'in ar^ivi) (^ok ozel dii^iiniir! tsmet Ozel tarafindan "Tiirkiye'de Islami Edebiyat 
Var midir?" isimli kisa denemede bir miktar tarti^ilmi^tir. Kisaca Ozel bize 5!unu 
sormakta; "Tiirkiye denince yasalari, toplumsal kurumlari, diizenlenmi^ ve adeta icbar 
edilmi^ ya^ama bi?imi olan Tiirkiye' den soz ediyoruz elbet. Yani kendi smirlari i^inde 
bir biitiinden. Ustelik soziinii ettigimiz Tiirkiye belli bir zaman diliminin Tiirkiye' si, 
^imdinin, bugiiniin Tiirkiye'si. i§te bu Tiirkiye'de Islami bir edebiyat var midir?" Bunu 
ogrenmek istiyordu sayin Ozel. Yazinin devaminda Ozel bu sorunun cevabmi ararken 
bizi ilk yaniltacak olan Tiirkiye'de bir edebiyat?ilar kiimesinin bulunmasi, bunun yam 
sira bir de Miisliiman olup da edebiyatla ilgilenen ve hatta ugra^an insanlarin 
bulunmasidir diyordu. "Eh, Tiirkiye'de edebiyat^i varsa, (?air, hikayeci, romanci, 
tiyatro yazan ilh.) inan^lari itibariyle Miisliiman olup da edebiyatla baglantili insanlar 
da varsa kolayca Tiirkiye'de yiiriimekte olan, ya§ayan bir Islami edebiyat vardir 
diyemez miyiz? Soz konusu olan herhangi bir ideoloji, doktrin, felsefi g6rii§ olsa idi ve 
ayni ^artlari yapisinda bulundursa idi, o ideoloji yahut dii^iincenin bir edebiyati 
oldugundan soz edebilecektik. Ya§ayan edebiyatimiz i^inde Miisliiman yazarlar, 
sanat^ilar, ^airier yok mu? Var, ama bu yiiriitiilen sanat faaliyetlerinin Islam 
kaynaklari a^isindan bir degerlendirilmesi yapilmami^ heniiz. Her yonden esen etki 
riizgarlarinin ortasinda, biitiin tutamagi sanat^inin yetenegi ve gorii^j derinliginden 
ibaret bir islami edebiyat ger^ekten bir islami edebiyat midir, yoksa dogru yolda 
tiiretilmi^! bazi bireysel sanat iiriinleri midir? Tiirkiye'de islami edebiyatin naslar 
a^isindan degerlendirmesinin yapilmayi^inm yam sira bir nokta daha var dikkati ?eken. 
Miisliiman sanat^ilarm eserleri biiyiik ol^iide bir Miisliiman' in siyasi, kiiltiirel, fikri, 
seviyesini izler durumda." 

Ozel, edebiyat ve sanat eserlerinden kalkilarak bazi itikadi hususlarin derinligine 
varmak yerine, belli ve ortakligi tarti^ilmaz akaidin bir ?e§itlemesiyle kar^ila^tigmi 
soyliiyordu daha ?ok. Bu arada bir noktayi daha belirtmeden ge?emeyecegim, Sayin 
Ozel'e demin bahsettigim Ramazan aylarinda diizenlenen islami Kitap Fuarlarinda 
sayisini hatirlayamayacagim kadar ?ok eminim sizlerde rastlami^sinizdir. Ozel o 
yillardaki diinya gorii^iiyle bu edebiyata bir 6zele§tiri yapsa da ?ok iyi biliyordu ki 
kendiside malum ^evreden sayilabilirdi, kendisini de saymaliydi. Milli Gazete'deki en 
kalitesiz yazilarmi iirettigini her halde inkar edemeyecektir. Havariyun ?evreside bu 
edebiyatin ^ocuklari idi iistelik. Ozel' in ozel bahsi boyle. 



CLIII 



Bilgi Universitesi ogretim iiyesi Kenan C^yir doktora tezinde Islami edebiyattaki 
degi^imleri mercek altina aldi. Tezinin tam ba^ligi §6yledir: "Islamism and Islamic 
Literature in Contemporary Turkey: From Epic to Novel Understandings of Islam." 

Bir Kiiltiirel Miicadele Alani Olarak tslami Edebiyat hakkinda Milliyet Sanat Dergisi 
'nde (Agustos 2005.) ayri bir makalesi de yaymlanmi^tir. Sonraki yillarda, 
yanilmiyorsam 2007' de yine ayni dergide bu konuyla ilgili olarak birde roportaj 
yapilmi^tir. Bu tarz eserlerin en bilinen ornegi ve ilki Hekimoglu Ismail' in "Minyeli 
Abdullah" romanidir. Bir?ok arkada^imm bu roman vesilesiyle "hidayefe erdigini 
biliyorum. Daha sonraki donemde ise Mehmet Efe'nin "Mizraksiz Ilmihal" kitabi 
seksenli yillarda olduk^a popiiler olmu^tur. Tiirkiye'deki tslami Dii^iincenin 
donii^iimiinde bu romanlar insanlari derinden etkilemi^tir. Zannediyorum ki bugiin ?ok 
iyi bilinen siyaset?ilerimizin bazisi bu romanlari okumu^turlar. tslami Edebiyat 
kavrami artik literatiiriimiize girmi^tir. tslami Edebiyatm varligmm tarti^ilmasmm 
bugiin itibariyle gereksiz oldugunu dii§iiniiyorum. Bu edebiyat ?evresinde kaliteli ve 
nadide §iirler ve hikayeler yazan Ahmet Cahit Zarifoglu'nun bir ^iiriyle sozlerime 
devam edecegim. 

SULTAN 

Se^kin bir kimse degilim 
ismimin ba§ harfleri acz tutuyor 
Bagi^lamani dilerim 

Sana zorsa birak yanayim 
Kolaysa esirgeme 

Hayat bir bo§ riiyaymi^ 
Ge?en ibadetler oziirlii 
Eski giinahlar dipdiri 
Se^kin bir kimse degilim 
tsmimin ba$ harflerinde kimligim 
Bagi^lanmami dilerim 

Sana zorsa birak yanayim 
Kolaysa esirgeme 

Hayat bo§ ge^ti 

Geri kalan korkulu 

Her adimim dolu olsa 

t§e yaramaz katmda 

Biliyorum 

Bagi^lanmami diliyorum... 

§iir bu konudaki bizim "teneffiis"iimiiz olsun. (-Teneffiis Teorisi-Dr. Hasan Akta§'m 
Edirne'deki V^ §erefeli Camii bah^esindeki bir sohbetinde kullanmi^ oldugu deyimdir.) 
Cayir? Tiirkiye'de 1970'lerin sonu 1980'lerin ba^mda yiikselmeye ba§layan tslami 
hareketleri son ?eyrek yiizyilda onemli bir giindem maddesi olu§turdugunu soyliiyor. 
-Bu ^ali^mada ele alman romanlar, Tiirkiye'deki tslamci soylemin yillar i^inde, 
?evreden merkeze hareketini, (§erif Mardin'in sik sik kullandigi bir terminolojidir) 
yekpare ozneden pariah ozneye, hidayetten sorgulamaya olan seyrini okura sunuyor ve 
"tslamcilik" olarak nitelendirilen anlayi^m, dii^iiniildiigii gibi yekpare ve degi^imlere 



CLIV 



kapali olmadigmi gosterirken, bu soylemin somut ko^ullara diger soylemler kadar 
duyarli oldugunu ve tarihsel olarak olu^turuldugunu roman ornekleriyle birlikte 
sunuyor. Degerli meslekta^im Niliifer Gole'nin de kitap dikkatini ^ekmi^ olacak ki o da 
Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales'de "Cayii* bu ?ali§masiyla bizlere, 1980'li 
yillarda ideolojik anlatidan 1990'li yillarda oz-dii^iinumsel anlatiya donii^en tslami 
anlatmin i^ mekanizmalan ve donii^iimu hakkinda yeni i^goriiler sunuyor" diyerek 
kitabin onemini ayrica belirtmi§. 



'■'^Ai—-' 4-^i-— 



'"t t." '■ 







J ^1 '■ ■- — -" ^ 



.^^' 



CLV 



'Ruhun yeni hastaliklan' 

Bulgar asilli Julia Kristiva, edebiyat teorisyeni, psikanaliz kuramcisi, gostergebilimci, 
yazar, feminist ele§tirmen ve filozof olarak 1965'ten beri Paris'te ya§amaktadir. 
Disiplinlerarasi ^ali^malanni esas olarak burada devam ettirmektedir. Kristeva, 
Kolombiya tjniversitesi'nde Umberto Eco ve Tzvetan Todorov'la Yazinsal 
Gostergebilim Kiirsiisii'nii payla^arak katkilarda bulunmu§tur. Ayni zamanda 
Uluslararasi Gostergebilim Birligi'nin yonetim ba^kani ve bir?ok yazmsal kurulun 
iiyesidir. 1997 yilmda, otuz yila yayilan ve on be§ dile ?evrilen ^ali^malari i?in 
Fransa'nm en biiyiik onuru "Chevaliere de la legion d'honeur"u verilmi^ti. 

Bulgar g6?meni bu kadm entelektiielin ismini daha ?ok doksanli yillarda Derrida 
okumalarim esnasmda duymu§tum. Philippe Sollers'in yonettigi, Roland Barthes, 
Michel Foucault, Jacques Derrida gibi kaliteli entelektiiellerin de arasmda bulundugu 
Tel Quel (Avangart bir topluluk) grubuna katildi ve bu toplulukla ayni adi ta§iyan ilgin^ 
dergide metin kuramma ili^kin ilk yazilarmi yaymladi. Jacques Lacan'm psikanaliz 
seminerlerini de yakmdan izledigini biliyoruz. Gen^lik yillari ^ali^malarmda Saussure 
(Genel Dilbilim Dersleri), Lacan, Bahtin (benim idoliimdiir) ve Chomsky gibi bir^ok 
kuramcmm etkisi altmda kalsa da, gostergebilim ve psikanaliz yontemini birle§tirerek 
yeni okuma ve anlamlandirma olanaklari sunan Julia Kristeva, son yillarda, feminist 
kuram ve yabancilik olgusu iizerine yogunla§ti. Ozellikle yabancilik olgusunu 90k 
degi^ik a^ilardan ele alan nitelikli makaleleri bulunmaktadir. 

Halen Paris tjniversitesi'nde profesor olan Julia Kristeva; Semeiotike, Recherches 
pourune semanalyse (1969; Gostergebilim, Bir G6sterge?6zum i?in Ara§tirmalar), Le 
Texte du roman (1970, Romanm Metni), Polylogue (1977, ^okbilir), Pouvoirs de 
I'horreur (1980; Korkunun Gii^leri, Ayrmti Yay, 2004), Le Langage, cet inconnu, Une 
initiation a la linguistique (1981, §u Bilinmeyen Dil, Dilbilime Bir Giri^), Au 
commencement etait I'amour (1985, Ba^langi^ta A§k Vardi), Etrangers a nous-memes 
(1988, Kendimize Yabanci), Les Samourais (1990, Samuraylar), Les Nouvelles Maladies 
de I'ame (1993, Ruhun Yeni Hastaliklari, Ayrmti Yay,2007), ii? ciltlik Le Genie feminin 
(Hannah Arendt,1999; Melanie Klein, 2000; Colette, 2002) Bizans'ta Cinayet, Yapi 
Kredi Yay, 2005 gibi bir 90k onemli kitabi yazmi^tir. Ne yazik ki ^ali^malarmm 
omurgasmi olu^turan eserlerinden ziyade daha ikincil yapitlari dilimize ^evrilmektedir. 
Ornegin bana gore en onemli ^ali^masi olan "Gostergebilim, Bir G6sterge?6ziim t^in 
Ara^tirmalar" kitabmm hala ^evrilmemi^ olmasi onemli bir eksikliktir. Sanirim bu 
durum da yaymcilarm pazarlama kaygilarmdan ileri gelmektedir. 

Kendisini dilbilim ve edebiyat kurami sahalarmda geli§tiren Kristeva yontem olarak 
kendisine ait "semanaliz" kavrami iizerinden hareket etmi^tir. Semianaliz, dilbilimsel 
bir kavramdir. Semanaliz de dilin ileti^im i^levinin iizerine odaklanmak yerine 
'materyalite'sine (sesler, ritim ve grafik kullanimi) odaklanmi^tir. Aslmda, dilin 
ileti^imsel fonksiyonunun, ^eli^kilerini ortadan kaldirma egilimindeki geleneksel ekol, 
bilimsel yonelimin i^erisinde a^iklanmasma kar^m, dilin maddi temelinin geleneksel 
bilimsel mantik ?er?evesi i?ersinde anla^ilamaz oldugunu iddia eder. Dilin 
maddeselliginin belirtisi olan §iir dili bu ?er?eve kullanilarak formalistik bir yapiya 
indirgenemez, fakat daha karma^ik ve esnek bir ?er?eveye ihtiya? duyar. Kristeva'ya 
gore dil temel olarak heterojen bir dogasi olmasi itibariyle homojenlikle ?eli§ir. Bu 
^eli^ki $iir dilinin anlammi par^alar veya en azmdan yeni anlamlar diizlemine 
kaymasma yol a?ar veya yeni anlama yontemleri geli§tirir. §iir dilini anlayabilme 



CLVI 



yetisine sahip olamamak, tam da onun ger^ek sonu^larmin ilk anla^ilabilir i^erigidir. 
Semianaliz, §iirin dil olanaklannin direkt kendisiyle baglantili olarak a^iklanmasiyla 
anla^ilabilir. 

Kristeva'nin §iir dilini "heterojen yapiya sahip" incelenmesine dair ogrenci oldugu 
yillarda ki ilgisi, onu geleneksel dil ^ali^malanni bir forma sokmaya ^ali^an ^agda^ 
semiyotik kuramcilarmdan onemli ol^iide ayirir. Dili hareketsiz, degi^mez ara^lan 
iizerinden analiz eden diger dilbilimcilerin aksine o dili; 'kendi degi^ken, smirlannin 
di^ina ta^an ve pratik bi^imi i?erisinde' kavramaya ?ali§ir. Kristeva'ya gore statik baki$ 
a^isinin dilin bilin^le ogrenebilinen, materyalin di^landigi alanlara indirgenebilecegi 
savina bagli oldugunu iddia eder. Dil hareketsiz degildir, ozellikle §iir dilinin kendi 
sinirlari di^ina ta^an bir fonksiyonu vardir. 

Bilin^di^ma olan alakasi onu geli^im halindeki ozne olarak ozne kuramini 
geli^tirmeye yonlendirir. Bilin^di^indaki ozne kurami ruhsal siire?leri de ihtiva eder. 
Julia, 'oznenin hi?bir zaman, tek tiir ve statik bir fenomen olmadigini' iddia eder. Ozne 
ve dil olu^umu arasmdaki baglantiya olan ilgisi Kristeva'yi Paris'teyken hazirladigi 
"§iirsel Dil Devrimi" [La Revolution du Langage Poetique] isimli doktora teziyle onu 
semiyotik kurammi geli§tirmeye sevk eder. Ne yazik ki bu kitabi da dilimize 
?evrilmeyen eserlerinden biridir. Kendi kurami, "geleneksel semiyotigin yanma 
sembolik kavrammi ekleyerek olu^turdugu, sunumlar, imgeler ve tiim bi?imlerle 
eklemlenmi^ dil cephesi ile bu cephenin kar^isma yerle^tirdigi ikinci bir semiyotik 
tanimmm kar^itligi ve birlikteligi iizerine kurulmu§tur. Semiyotik ve sembolik kavram 
ikilisi metin diizleminde genotext ve phenotext'e denk gelir. Kristeva genotext'in 
dilbilimi olmadigmi aksine bir siire? oldugunu ve dilin temeli oldugunu vurgular. 
Phenotext ise ileti^im diline tekabiil eder. Ne genotext ne de phenotext izole halde ayakta 
durabilirler." Kristeva 'nm dilde ifadelendirme siireci olarak adlandirdigi biitiinde bir 
arada bulunurlar. Kristeva, son yillardaki yonelimlerinde a^iga ^ikan degi^iklikle 
beraber genel bir dil ve ozne kurami olu§turmayi kismen ba^armi^tir. Kendi 
kavramlarmi olu^turdugu zeminde ozgiin ki^isel ve sanatsal deneyimleri anlamlandirma 
adma bir kuram geli§tirmeyi ama^ edinirken olduk^a ba^arili oldugu soylenebilir. 

Kristeva, dilbilim ^ali^malariyla e^zamanli olarak psikoanalitik ^oziimlemelerin 
kuramsal boyutu ile de ilgilenmi^tir. tnsani bilimlerde beden oteden beri di^ilik ya da 
di^ilikle birle§tirildigi ve zayif, ahlaksiz, kirli, ?iiriiyen olarak a^agilandigmdan otiirii 
beden kurami Kristeva i^in ozel bir onem ta^ir. Bedeni anlamlandirmanm mantigmm 
maddiligi i^inde zaten i^lediginin iizerinde durarak, anlamlandirma i^in zorunlu olan 
"6zde§le§me" ve "farklila§ma" i^levlerinin iizerinde duran Kristeva, bunu soylerken, 
Freudyen Psikanalistlerin anlamlandirma i^in zorunlu oldugunu iddia ettikleri Araerkil 
Yasa'yi onceleyen anaerkil bir diizenlemenin varligindan soz etmektedir. Lacan'm 
"imgesel" ile "simgesel" arasinda kesin bir kopma oldugunu savunup biitiiniiyle "ayna 
a5!amasi"ndan sonraki siire?ler iizerine yogunla§irken, Kristeva bu ikisi arasmdaki 
ili^kinin bir devamlilik arz ettigini savunmu^tur. Onun bedenle ilgili dii^iinceleri 
ka^inilmaz olarak ruh ile de ilgilenmesine yol a^mi^tir. 

O'nun ruh konusundaki yegane eseri "Ruhun yeni hastaliklari" kitabidir. Ruh 
deyince o §u sorulara cevap aramaktadir. "Hala bir ruhumuz var mi? Cagimizda bu 
miimkiin mii? Eger varsa, nerede konumlanir? Beyinde mi, kalpte mi, beden sivilarmda 
mi? Ruh nedir? Konu^an varligin diger konu^an varliklarla bagi ve bir anlam yapisi 
midir? Peki, ^agimiz anlam yapilarmi yok eden bir ?ag ise, ruhumuza ne olmu§tur?" bu 



CLVII 



sorular daha da ?ogaltilabilir. Ruhun iizerindeki muamma binlerce yildir filozoflan ve 
teologlari ilgilendiren bir konudur. Kristeva soruna, modern varliklar olarak i^inde 
bulundugumuz ^agin temel bir sorunu olarak yakla§iyor. Bunlara cevaplar ararken; en 
ba^ta kendisini ikna etmeye ?ali§mi§tir. ^agimiz insani onun deyimiyle soylersek; 
"giinliik deneyiminde i^sel ya^aminm ^okii^iiniin izinde siiriiklenmektedir. Bu ^okii^, 
televizyon dizilerinin duygusal ^antajmda, romantik tatminsizlikte, dinlere yoneli^te her 
giin a^ik^a ifadesini bulmaktadir." Oniine gelenin din icat ettigi bir donemde ya^iyoruz. 
Ve bunlarin tamami biiyiik sa^maliklardan ibaret. Bunlar Kristeva'ya gore; 
"sakatlanmi§ oznelligin emareleridir. Bu gezgin, dur durak bilmeyen ve performans 
sarho^u oznelligin olu^um mekanini en iyi temsil eden gelecegin kent modeli New 
York'tur. Cagimizin bu simge kentinde ya§ayan modern insan, kazanmanm, 
harcamanm, haz almanm pe^inden ko^ar. Bu ya§am deneyiminde belki aci ?eker, ama 
pi^manlik ve vicdan azabi duymaz. tmgelere bogulur, imgeler onun yerine ge?er. 
Ya§adigi hayal aleminde, gosteriden o da bir pay almaya ?ali§ir. Soylemi 
standartla^irken, edim ve vazge^i?) anlam yorumlarmm yerini alir. Bu nedenle modern 
narsis bu karma^anm izinde ruhunu nereye hapsettigini bilmez. Hatta ruhunu 
kaybetmekte oldugunun farkma bile varamaz." Kristeva ruhun yeni hastaliklarmm 
tanismi burada koyar: "Ozne i?in temsilleri ve anlamsal degerlerini kaydeden ruh, yani 
psi^ik aygit bozulmu§tur, ^ali^mamaktadir. Cagimiz da tipki ruhunu yitirmekte 
oldugunu bilmeyen insan gibi, kendi bilincinde olmayan bir medetsizlik ?agidir. 
Cagimizm hastaligi, psi^ik temsil imkansizliklari ve yetersizlikleridir. Psi^ik uzami 
oliime siiriikleyebilecek hastaliklardir bunlar. Gosteri toplumunun aktorii ya da 
tiiketicisi, imgesel yoksunluk hastaligma yakalanmi^tir. Tanmm ardmdan, modern 
insani bu kotiiriimliikten psikanalizin nasil kurtaracagi sorgulamalari gelir." Dikkat 
ederseniz ^agimizm buhrani olan ruhun yaralanmasi ya da hastalanmasi "Ozne" 
kavrami ili^kisi iizerinden a^iklanmaya ?ali5!iliyor. Kristeva' nm anlayi^mda ?agimiz 
insani analistten psi^ik aygitmi tamir etmesini bekliyor. Fakat Kristeva bu sorunun 
izini, "Jeanne Guyon gibi bir XVII. yiizyil gizemcisinde; Germaine de Stael gibi daha 
XVIII. yiizyilda entelektiiel figiir olarak yerini alan bir kadmm §6hret ve yas 
tutkusunda; ^agimizm isterigi dedigi Sabina Spielrein'm temsile ba^kaldiran bedensel 
hafiza olmasmda; depresyonun dilini kadmlik konumu ile birle^tiren Helene 
Deutsche' un a?ik yapismda" siiriiyor. Konuya bazen temsil, a§k ve 6zde§le§me 
kavramlari sorgulamalariyla bu tanilarmi derinle^tiriyor. Bu derinle^menin kiyilarmda 
Hiristiyanlik-Musevilik ile Joyce, a§k, edebiyat, kutsallik ve ozde^le^me iizerine 
geli^irken yine kendi kurami olan semianaliz yonteminin terminolojisinden 
faydalaniyor. Kavramlardaki muazzam derinlik konuyu daha kolay anlamamizi 
saglarken, kitaptaki ?6ziimlemeler vasitasiyla modern zamanlardaki ruhsal bunalimm 
karanligi ve iirkiintiisiiyle yiizle^iyoruz. Belki de kadim mutsuzlugumuz ruhumuzun 
derin dehlizlerindeki bu yeni hastaliklarm bir neticesi. Kisaca, yaralanmi§ ruhlara hitap 
eden bir eserdir, diyebiliriz bu kitaba... 



CLvni 







i. ~- ' ' 



:y 



CLIX 



Tanri sarho^u bir filozof 

Spinoza, bilinenin aksine Tanri tanimaz degildir. Gorii^leri pek anla^ilamadigi i?in 
1655 yilinda Spinoza, Cemaat Mahkemesi tarafindan din di^ilikla (materyalistlik ve 
Tevrat'i kii^iik gormek ile) su?lanir. Bu sorgulamada Tann'mn bir bedene sahip 
oldugunu savunan Spinoza, sonunda hahamlar tarafindan din dii^mani olmakla 
su?lanir ve pieman olmaya zorlanir. Ayni yil i^inde Spinoza, "Tanri, tnsan ve tnsanin 
Refahi Uzerine Kisa Bir Inceleme" isimli ^ali^masini bitirir. Bu kitap ^ok gii^lii 
olmamakla birlikte Spinoza'nin felsefesini tiim temel tezlerini barmdiran bir yapit 
olarak degerlendirilir. Gen? filozof, "Tanrrnin evren ve doganin i§leyi§i oldugu, bir 
ki^iligi olmadigi ve Incirin Tann'mn dogasini ogretmek i?in mecazi ve simgesel bir 
kitap oldugu" iddialarini savundugu i^in cemaatinden kovulmu§tur. Onun zor anla^ilan 
ya da tamamen zit yonlerde anla^ilan felsefesinin olu^umunda bir yanda Yahudi 
mistiklerini, Islam dii^iiniirlerini, skolastikleri, 17. yiizyilda ?ok onemli geli^meler 
kaydeden doga bilimlerini, Bruno ve ozellikle onun panteizmini ve biitiin bunlarm 
otesinde Descartes 'i ve Kartezyen felsefeyi buluruz. 

Bilge Krai Aliya tzzetbegovi? "Dogu Bati Arasmda Islam" (266 s.) isimli kitabmda 
Spinoza' dan bahsederken §6yle der: 

"Spinoza' nm misalinde, yeni materyalist felsefenin Yahudiligin bagrmda veya 
Yahudi ananesinin kaynaklarmda dogu^u gayet iyi takip edilebilir. Bu ananede dini 6z, 
milli, siyasi ve diinyevi muhtevaya nispeten ?ok ince sig kaliyor, yani Hiristiyanliga 
tamamen ters bir durum. Spinoza'nm yazilarmdan her yere Tanri yerine tabiat kelimesi 
konulabilir. Bu konuda kendisi bile sarih olarak yol gosteriyor. Tanri mefhumundan 
$ahsi, irade ve hatta ^uurla ilgili her §eyi ?ikarmak suretiyle Spinoza, bu iki mefhumu 
birbirine yakla§tirir." 

Spinoza'nin panteist bir dii^iince yoniinde u?lara vardigi ve monist bir Tanri-doga 
dii§iincesine ula^tigi ilk olarak belirtilmesi gereken noktadir. Ve bu zor anla^ilir. 
Bununla birlikte Spinoza'nin felsefi sisteminde Tanri kavraminin merkezi bir yeri 
oldugunu soylemek gerekir. Tanri, bu felsefi sistemin hem ba^langi? noktasi hem de son 
noktasidir; "Var olan her 5!ey Tanri i^inde vardir ve Tanri olmaksizin hi?bir §ey ne 
varolabilir, ne de kavranabilir". 

Bunu soyleyebilen bir filozof olarak Spinoza'ya Tanri dii^mani demek pek dogru 
olmaz sanirim. 

tjnlii sav soziinde Spinoza, "Tanri ya da Doga (Deus sive Natura)" demektedir. Bu 
sozde aslinda fiziksel diinyanin teolojik durumundan bahsedilir. Tanri bir 
substantia' dir yani kendinde bir nedenle ve zorunlu olarak Tanri (causa sui) vardir. Bu 
dii^iincesinde islam filozoflarinin etkisi rahatlikla goriilebilir. Ona gore; Tanri belli ve 
degi^mez bir diizen verdigi tiim var olanlari kendi oziinden tiiretmi^tir. Eger Tanri 
kavrami bilinirse, ondan tiireyen tiim varlik alemi bilinebilir. Bu onun dii^iince 
sisteminin ba^langicidir da ayni zamanda. O dii^iincesindeki Tanri'yi §6yle tanimlar: 

"Kendi kendisinde varolan, kendisiyle kavranan, kavrami ba^ka bir §eyin kavramina 
bagli olmayan." 

Ge?en yil kaybettigimiz Ulus Baker, Spinoza'nin Tanri dii^iincesini "Etika" isimli 
eserini yorumlarken, biraz daha farkli bir ^ekilde degerlendirir: 

"Spinoza, eserinin ilk anlarindan itibaren Tann'dan, Toz'den, Ozler diinyasindan 
filan bahsedip durur. Ilgin^tir, ne kadar Tann'dan bahsederse ^agda^lan ve ardillari 
tarafindan o kadar 'tanntanimazlikla' su^lanmaktadir; ruhtan, tinden ne kadar 
bahsederse, o kadar 'maddecilikle' su^lanmaktadir... 

Spinoza'yi ilk 'modern' filozof olarak algilama yanli§ olabilir, buna kar^in onu ilk 
'laik filozof diye tanimlayabiliriz. Bahsettigi Tanri ne uhrevi dinlerin Tannsidir, ne de 



CLX 



sanildigi gibi, Descartes gibilerine daha uygun dii^en 'felsefi Tanri'. Tek bir ciimleyle 
ifade edersek, Spinoza Tanrisi, ezeli-ebedi ve bitimsiz bir iiretim kudretidir; her §eyin 
kendisinden ^ikabildigi bir varolu§un sonsuz aki^idir. Spinoza boyle bir Tann'ya 
mutlak bir ihtiya? duyar; ^iinkii dar, sonlu ve belirsiz bir 'oznellikle' ba§layan bir 
felsefe bize olsa olsa dar ve belirsiz 'kavramlar' kazandiracaktir... 

Tipki Ronesans ressamlarinin yepyeni bi?imleri (?ogul perspektifler), yepyeni renk 
ve temalari serbest kilmak iizere, insan kalabaliklarmin kisith diinyasinm 'iistiinde' yer 
alan ilahi diinyayi i§lemeye giri^melerinde oldugu gibi, Spinoza'nin felsefesinde bi^im 
bulan Tanri da kavramlarin biiyiik bir gii^le fi§kiracagi bir kaynak haline gelecektir. 
Bir kavramlar jeneratorii... Dolayisiyla uhrevi dinlerin 'kudreti krallarinkine 
benzetilen' Tanrisindan ^ok uzaktir. 

Nefret eden, intikamci ya da bagi§layici, sanki insan tutkulariyla bezenmi§... Bizzat 
kendisi doga oldugu i?in dogal bir zorunlulukla eyler... Ve bu Tanri, Spinoza bu konuda 
son derecede a^iktir, pekala bilinebilir ve tipki bir ii^genin i? a^ilar toplammin dika^ili 
bir ii^gene e^it oldugu gibi kesin bir zorunlulukla ispat edilebilir. Tanri bir 'inan?' 
ilkesine degil, 'bilinebilirlik' ilkesine baglidir. Kisacasi o inanilacak bir merci degil, 
bilinecek bir varolu§tur. Spinoza, yalniz ve yalniz bu a^idan 'tanritanimaz'dir." 

Ulus Baker bazi yerlerde zorlamaya varan yorumlarda bulunsa da genel itibariyle 
Spinoza konusunda son derece dogru tespitler yapmi^tir. Bu yakinlarda tleti^im 
Yayinlarrndan bu filozof hakkinda; "Spinoza: Bir Ya§am" isimli kitap ?ikti. Steven 
Nadler'in biyografik ^ali^masi sadece Spinoza'yi anlatmiyor; Hollanda tarihini, 
Yahudileri, ilgi ve heyecanla birbirlerini tanimak isteyen Avrupali bilim adamlarini, din 
ve mezhep kavgalarini, ^iddeti ve tiirlii ho^goriisiizliikleri resmediyor. 

[Spinoza, ^agda^ yorumcularindan Antonio Negri' nin yazdigi gibi ^aginin bir 
"anomali"sidir. tJstelik 17. yiizyil Hollanda'si gibi bir ba^ka anomalinin i^inde 
ya§amaktadir. Din sava§lariyla ve despotik-merkantilist rejimlerin iktidarlari altinda 
sarsilan Avrupa'nin "en ozgiir", dolayisiyla en ho^goriilii diyari... Spinoza, ii^iincii kez 
de anomalidir. ^ok degil 23 ya^inda, dinsel ve ticari egitim aldigi sinagog mektebinden, 
dahasi cemaatten ve hayattan ihra? edilir. Ba^indan ge?en bir aforozdur ve korkun^tur, 
^iinkii hi^bir Yahudi onunla herhangi bir ili^kiye girmeyecek, sokakta ona dort 
metreden fazla yakla§mayacak, yazdigi hi?bir 5!eyi okumaya kalki^mayacaktir. Artik 
yalnizdir, Hollanda'nin sundugu burjuva ^anslarini tadabilen gruplara yakla§ir once; 
ardindan da Descartes felsefesinden etkilenen bazi entelektiiel ?evrelere... Amsterdam'i, 
ozellikle bir Yahudi fanatik tarafindan ugradigi han^erli saldirinin ardindan terk 
etmi^tir. Soylendigi kadariyla, "ho^goriisiizliigiin ne mene bir §ey oldugunu" hep 
hatirda tutabilmek i?in, han^erle yirtilmi§ mantosunu da yaninda ta§iyarak. (a.g.e.) 

Bana gore Spinoza, Tanri sarho^u bir filozoftur. Kisaca soylersek Spinoza'nin aykiri 
Tanri anlayi^i entelektiiel bir Tanri sevgisini ongoriiyordu... 



Dii^iincelere dalan karakterler 

Mayis 2005'te yayin hayatina ba^layan edebiyat ve ele§tiri dergisi Pasaj, haziran- 
eyliil 2007'deki "Psikanaliz ve Edebiyat" konulu dordiincii sayisinda Dorrit Cohn'un, 
"Freud'un Vaka Oykiileri ve Kurmaca Sorunu" isimli makalesini yayinlami^ti. Ilk defa 
Chon'un farkina o zaman varmi^tim. 1924'te dogan Cohn, Harvard tjniversitesi'nde 
Almanca ve Kar^ila^tirmali Edebiyat boliimlerinde profesor olarak dersler vermektedir. 
Kurmaca eserlerde anlati incelemeleri ve edebiyat ele§tirisi alanlarinda ?ok sayida 
makalesi bulunan Cohn'un The Distinction of Fiction (Romanin Ayrimi) (2000) adli bir 



CLXI 



eseri daha vardir. Zaten tiim diinyada bu kitabi sayesinde iinlenmi^tir. Dorrit Cohn'un 
yeni ?evrilen kitabidir; "Dii^iincelere dalan karakterler". 

Okudugumuz romanlarda genelde somut olaylarm, varliklann anlatimi ve roman 
ki^ilerinin aralarmdaki konu^malar, siklikla kahramanlann zihinleriyle kar^ila^inz. En 
azindan klasik roman kurgusu i^in durum boyledir diyebiliriz. Bazen bir kahramanm 
zihniyle ozde^le^iriz. Hatta onlarla birlikte bizde a^ik olur ve ayni ^ekilde aci ^ekeriz. 
Ger^i ?ogu yazarmda istedigi bu tiir bir kaptirmaca oyunudur. Ele^tirmenler i?in ise 
boyle bir okumanm pek yararli olmayacagmi da soylemek gerekli sanirim. Balik 
akvaryumdayken bulundugu ortami deniz sanir. Her neyse, romanlarm diinyasmdaki 
dii§iincelere dalan karakterler ve onlarm bilin^ sunumu her daim okuyucuyu cezbeder. 
Dorrit Cohn da romanlarm bu yanma olan ilgisinin, "dii^iincelere dalan karakterlerle, 
kendi kendine konu^ma sahneleriyle dolu romanlara olan dii^kiinliigiiniin" sonucunda, 
edebi soylemin olanaklarmi anlamak i?in giri^tigini soyliiyor bu kitabi yazmaya. 

Smiflandirmayi, tiplere ayirmayi yontem olarak se?en, ancak tarihsel siireci de 
gozardi etmeyen Cohn ayrmtili bir ^ekilde ^oziimlemeler yapiyor bu kitabmda. 
Modernist edebiyatm temel metinlerinde daha once hi? iizerinde dii^iiniilmemi^ iislup ve 
tekniklere gore yeni ^oziimlemeler yapiyor Profesor Dorrit. Tiirkiye'de edebiyat 
ele^tirisi ve analiziyle ilgilenen ara^tirmacilarm ve okurlarm gerek Cohn'un 
fikirlerinden gerekse kurdugu terminolojiden ciddi anlamda yararlanabilecegini 
dii§iiniiyorum. Bizde edebiyat fakiiltelerinde bu i§in ne derece lakayt yapildigmi bilince 
insan hayiflanmadan edemiyor. Edebiyat incelemesi adma monografi yazanlarm 
ozellikle bu tip eserleri gormelerini istiyoruz ve diliyorum. Cohn, eserinde ii?iincii §ahis 
baglammda bilinci psiko-anlati diizeyinde, ilk ka^mmalar ahenksizlik ve ahenk, 
ozetleme ve geni^letme, soz-alti durumlarm anlatilmasi gibi boliimlere ayirmi^tir. 
Almtili monolog konusunda ise almtilama tarzlari, anlati baglami, psikolojik i^erimler, 
iislupsal egilimler, ilk tanimlama teorik ve tarihsel perspektif, ironi ve sempati, boyutlar 
ve bagla^lar gibi ilgin? ba^liklar altmda tarti^ilmi^tir. Kitabm ikinci boliimiinde, birinci 
$ahis metinlerinde bilin? geriye donii^lii teknikler; 'ahenksiz oz-anlati, ahenkli oz-anlati, 
oz-almtili monolog, oz-anlatimli monolog' anlatidan monologa; 'sorunlu sunum 
kronoloji ve hafiza, soylem ve monolog, animsatma ve e^zamanlila^tirma, giinliik ve 
siireklilik' konulari uzun uzadiya anlatiliyor. Kitabm son boliimii ozerk monolog 
hakkmda yazilmi§. Yapilan bir paradigma olarak "Penelope" ve "bi?imin ?e§itleri" 
kendisini zevkle okutuyor. Hafiza monologu konusundaki gorii^ler karakter 
analizleriyle siki bir ^ekilde desteklenmi^tir. Kitabm sonuna bir de ek olarak "Tiyatro 
ve §iirle Baglar" isimli kisa bir metin konulmu^. 

Sihirli bir mercek 

Kitabm onsoziinde yazarm da dedigi gibi eski mitolojilerde, diger tanrilari ve 
yaratilmi§ ger^ekligi ele§tiren Yunan tanrisi Momus, bal^iktan yaptigi insanm kalbine, 
tiim duygu ve dii^iinceler kolayca giin i^igma ^ikabilsin diye bir pencere koymadigi i^in 
Vulkan'i su^lami^. Bir nevi tartan daha dayanikli bir sistem yaratmi§. Emanetin insana 
verilmesine dair Kuran'da da boyle bir hikaye anlatilir. Chon, bu hikayeden yola 
?ikarak Tristram Shandy amcasi Toby'nin karakterini tasvir ederken i^te bu mite 
gondermede bulunur. Eger bir Momus penceresi a^ilmi^ olsaydi, "bir adamm 
karakterini ogrenmek i?in bir iskemle alip yava§?a, di^aridan bakmca i?i goriinen bir 
an kovanma yakla§ir gibi yakla§mak ve bakmak yeterli olacakti - ^iplak ruhunu 
izlemek i?in; ... sonra kalemle hokkayi ele alip sadece ve sadece gordiiklerinizi 
yazacagmiza yemin etmek yeterli olacakti." "Ama," diye ekler Tristram ger?ek?i bir 
teslimiyet ruhuyla, "bu gezegende ya§ayan hi?bir biyografi yazarma bu imkan 
tanmmami^tir; ... bizim zihinlerimiz bedenlerimizden di^ari yansimaz, ^effaf olmayan 



CLXII 



bir derinin -ve kanin- karanlik kilifini giyinmi^ olduklarmdan onlarin ozelliklerini 
ba^ka yerlerde aramamiz gerekir." Nitekim Tristram bu noktada amcasi "Toby'nin 
karakterini onun Bo^zaman-beygirine bakarak ^izmeye" karar verir - yani bu 
gezegendeki bir biyograficiye (ve otobiyograficiye) yara§ir bir ^ekilde empatik olarak 
davrani^sal bir "ba§ka yer" se?er. Kitabin giri§ yazisinda bu olay §u §ekilde 
degerlendirilir: 

"Buna benzer bir optik istek-riiya da kurmaca edebiyat tiirlerinin diger ucunda, bir 
Alman Romantik peri masalmda kar^imiza ?ikar: E.T.A. Hoffmann 'in Meister Floh 
(Pire Efendi) eserinde, ba^liga da admi veren mikroskobik sihirbaz, insan arkada^i 
Peregrinus Tyss'e kii^iik sihirli bir mercek verir. Bu mercek gozbebegine 
yerle^tirildiginde, Peregrinus kar^ila^tigi tiim diger insanlarm kafatasmm i?ini goriip, 
gizli dii^iincelerini ogrenebilir. Peregrinus 90k ge^meden bu 'yok edilemez mercege' 
lanet eder, zira aslmda kendisine 'insanm en derinlerindeki benligini tam da ona 
hiikmettigi i?in goren oliimsiiz varlik' di^mda kimsede olmayan bir istihbarat kaynagi 
kazandirmi^tir." (s.l3) 

§effaf Zihinler belki birazda bu taslagm varligmdan ilham alarak icat edilmi^ gibidir. 
Peregrinus' un sihirli mercegi fantazi de ger^ek olmayan ^effafliklari ele almasi 
bakimmdan romancilarm sahip olduklari e§siz giicii anlatan metafor olarak 
kullanilabilir. tjnlii Roman yazari Marcel Proust da bunun nasil yapildigmi ve ne gibi 
yararlar sagladigmi gostermek i?in optik imgelere ba§vurur: "Ger?ek bir insan, 
kendisiyle ne kadar derin bir yakmlik kursak da, biiyiik ol^iide duyularimiz tarafmdan 
algilanir, yani ^effaf degildir, duyarliligimiza, ta^iyamayacagi bir yiik bindirir. ... 
Romancmm bulu^u, ruhun niifuz edemedigi boliimlerin yerine, e^it miktarda manevi, 
yani ruhumuzun oziimleyebilecegi unsur koymakti." (Marcel Proust, Swann'larm 
Tarafi, ?ev. Roza Hakmen, Istanbul: YKY, 1999, s. 89-90) 

Swann'm a§ki belki de boyle ince dii^iiniiliip kurgulandigi i^in etkiler insanlari. 

Anlatmm monologu 

Chon'a gore ger?ek diinya ancak bu diinyada ikamet eden insanlarm gizli yanlarmi 
a^iga ?ikartarak kurmaca haline gelebilir, ama tersi de ayni ol^iide dogrudur: Kurmaca 
eserlerdeki en ger^ek, "en eksiksiz" karakterler en yakmdan ve tam da ger^ek ya^amda 
insanlari taniyamayacagimiz §ekillerde tanidigimiz ki^ilerdir. Mann rakip bir sanat dali 
iizerine yazdigi bir makalede ?6yle der: 

"Bireysel varliklar olarak insanlar hakkmda bildigimiz her §ey konusunda, tiyatroyu 
bir golge oyunu olarak gordiigiimii ve yalnizca anlatilan insani eksiksiz, biitiin, ger?ek 
ve §eklen tamamlanmi^ olarak degerlendirdigimi itiraf etmeliyim." 

Golgelerin bilin^ sunumu i?in en dolaysiz yontem soz konusu oldugunda, ii^iincii ve 
birinci §ahis bi^imleri arasmda u? diizeyde bir baki^imsizlik ortaya ?ikar. "tj^iincii 
§ahis baglammda bir karakterin dii^iincesinin dolaysiz ifadesi (birinci §ahis bi?iminde) 
daima bir almti, bir almtili monolog olacaktir. Fakat bu dolaysiz dii^iince ifadesi bir 
anlati baglammm di^mda da temsil edilebilir ve kendine ait bagimsiz bir birinci $ahis 
bi^imi -normalde 'i? monolog' diye de adlandirilan bir metin tarzi- ortaya ?ikarabilir. 
Bu noktada 'i? monolog' (Les Lauriers sont coupes, Ulysses, 'Penelope') teriminin 
§imdiye kadar iki ayri olguyu ifade ettigi ve hi? kimsenin de bu konuda dump farkliligi 
belirtme zahmetine girmedigi a^ik hale gelir. Bu olgular ^unlardir: 1) bir anlati 
?er?evesi i?inde bir karakterin bilincini dii^iincelerinin dolaysiz olarak almtilanmasi 
yoluyla temsil etmek i?in kullanilan bir anlati teknigi ve 2) biitiiniiyle bir kurmaca 
zihnin kendi kendine konu^masi yoluyla olu§turulmu§ bir anlati tiirii. Teknik ve edebi 
tiir ortak birtakim psikolojik i^erimler ve iislup ozellikleri ta^imasina kar^in, anlatisal 
temsilleri tiimiiyle farklidir: Anlati teknigi metindeki ii^iincii ^ahis zamiriyle ifade bulan 



CLXIII 



monologcuya gonderme yapan bir anlatici ses tarafindan dolayimlanir (alenen ya da 
zimnen alintilanir). Dolayimlanmayan ve goriinii^e bakilirsa kendi kendini yaratmi^ 
olan anlati tiirii ise ozerk bir birinci §ahis bi?imi olu^turur ki bu bi?imi birinci §ahis 
anlatisinm bir tiirii - ya da daha dogrusu sinir-vakasi olarak gormek en dogrusu 
olacaktir." (s. 16-18) 

Chon'un tespitince bu terminolojik muglakligin da mucidi bu iki anlami kari^tirmak 
i?in ozel bir nedeni olan Dujardin'dir. Eger iki eser arasindaki temel yapisal farklihga 
dikkat ?ekmi§ olsaydi Ulysses 'in tek selefinin Les Lauriers sont coupes (Defneler 
Kesildi) oldugu iddiasi zayiflayacakti. Ne de olsa kendi romaninda bir anlati baglami 
yokken Joyce'un romaninda vardi. Fakat ?6yle bir bakildiginda; "Ulysses'in Les 
Lauriers ile ayni anlamda bir i? monolog romani olmadigi a?iktir. Joyce'un bu 
farkliligin bilincinde oldugunu, Dujardin'in romani hakkinda soylediklerinden -Valery 
Larbaud aktarmaktadir- anlayabiliriz: 'Bu kitapta okur kendisini daha ilk satirdan 
itibaren ana ^ahsiyetin dii^iincelerinin i^inde bulur ve bu dii^iincenin kesintisiz aki§i, 
bilindik anlati bi^iminin yerini alarak, bu §ahsiyetin ne yaptigini ve ba^mdan neler 
ge?tigini bize anlatir.' Bu tanimin Ulysses 'e de uygulanabilecegini soylemesi ihtimal 
di^idir, zira ('Penelope' istisnasmi bir kenara birakacak olursak) i? monolog her yerde 
bir ii^iincii §ahis anlatisi araciligiyla ger?ekle§tirilmi§tir. Pek ?ok boliimdeki 'ilk 
satirlar' (elbette eserin tamaminin ilk satirlari da dahil), okuru 'ana §ahsiyetin 
dii§iinceleri'ne yerle§tirmek §6yle dursun, a^ik^a 'bilindik anlati bi?imi'yle anlatilir. 
Monolog tekniginin Ulysses' te kar^imiza ?iktigi her yerde, anlati ile monolog 
donii^iimlii olarak birbirlerini izlerler ve bu anlatisal akinlar ne kadar kisa olursa olsun, 
kendi kendini ifadeye niifuz ederek siireksiz bir unsur yaratirlar; hatta bu ifadeyi ozerk 
bi^imin bilinen bazi zorluklarindan (ornegin, monologcunun kendi jestlerini ve ^evresini 
betimlemesinden) kurtarmalarina ragmen durum boyledir. Bunlarm Joyce tarafindan 
yapilan diizenlemeleri ne kadar gelenek di§i olursa olsun, 'Proteus' ya da 'Hades' gibi 
boliimler yapisal olarak Dujardin'in romanindaki ozerk bi^imden ziyade, Stendhal ya 
da Dostoyevski'nin romanlarindaki alintili monologlara benzemektedir." (s.20-25) 

Ayni ^ekilde Chon'un Joyce hakkindaki ?6ziimlemeleri §6yle devam eder. [Joyce'un 
Les Lauriers iizerine yorumunun tam da "Penelope"yi -Ulysses 'te Dujardin'in 
romanina benzer bir yapinin oldugu tek boliim- yazdigi doneme rast gelmesi bir tesadiif 
degildir herhalde. Joyce'un bu yorumu bugiin ayri bir kurmaca bi?imi olarak i? 
monolog hakkinda sahip oldugumuz en dogru kisa tanimdir: a^ik olmasi adina, "ozerk 
i^ monolog" -alintili i^ monolog ile aynilik-farklilik ili^kisini dogru bir ^ekilde yansitan 
bir terim- diye adlandiracagim bir birinci 5!ahis edebiyat tiirii. Bu ozerk bi^im i?in de 
"ozerk" sifatini pek ?ok durumda rahatlikla bir kenara atabiliriz.] (s.25-31) 

Ozerk i? monolog ?ok nadiren saf halde bulunan bir tiirdiir, iistelik uzun metinlerde 
bu bi^imle yazilmi§ ayri kisimlari edebi tiirleriyle genelde algilandigindan ?ok daha 
karma^ik §ekillerde i? i?e ge?mi§ bir edebiyat tiiriidiir. Chon, 'gerek tipolojik gerekse de 
tarihsel olarak otobiyografi metinleriyle monolog metinleri arasinda pek ?ok ara safha 
vardir' der. tki kategori yalnizca bu ge?i§ ^e^itlerinin yakmdan incelenmesiyle 
birbirinden ayri tutulabilir. Dolayisiyla bu alanda ona gore, "bilin? sunumu teknikleri, 
daha biiyiik bir sorun olan anlati tiirleri sorununa bula^mak zorunda kalmaktadir; 
burada ozerk monolog 'bilindik anlati bi^iminin' ne oldugunu -ne olmadigmi 
gostererek- tanimlamak i?in esasli bir mihenk ta§i i§levi goriir." (S.31) 

Monolog konusu bayagi karma^ik ve uzunca anlatilmi^ bu kitapta... 



CLXIV 



'\^ 







CLXV 



Hakasya'da edebiyat ve sanat yayinciligi 

Hakasya'da edebiyat ve sanat alaninda bir?ok siireli yayin bugiin de hala 
^ikmaktadir. Bu konuyla ilgilenen ara^tirmacilara yararli olacagini dii^iinerek se^ilmi^ 
bazi bibliyografyayi Rus?adan ve Hakas Tiirk^esinden ?evirerek sizinle payla§mak 
istiyorum. Ulkemizde "Sibirya Tiirkliigii" ne yazik ki olduk^a az taninmaktadir. Ortak 
tarih ve kiiltiir kopriimiizii olu^turacak ^ali^malarm yapilmasi ^iiphesiz bir giin oradaki 
karde^lerimizin de otonom (ozerk) cumhuriyetlerin tarn bagimsizhk yolunu a^acaktir. 
Aslinda karde§lerimizi tanimak kendimizi de tanimak demektir. Sozii fazla uzatmadan, 
bugiinkii Hakas Tiirkleri ile ilgili kendi iilkelerinde ^ikan yayinlann bazilan ^oyledir; 

"Hakas Almanagi" - 1940 yilindan beri Hakas^a yayinlanan bu almanakta edebi ve 
sanatsal eserlerin yam sira Hakas yazarlar hakkmda da bilgiler veriliyor. Ozellikle 
numaralan (Sayi: 2), 1946 (Sayi: 3) 1942 sonbahar olan Almanaklarda Hakas 
edebiyatinin unutulmaz isimlerinden; Arshanova M., A. Topanova, M. Kokova, P. 
Shtygasheva'nin ilk eserleri basilmi^tir. H. Domozhakova, I. Kotyusheva ve I. 
Kostyakova vb bazi ^airier yine ilk defa bu sayfalarda okuyucu ile tani^mi^lardir. 

"Ogni Hakasya" - Hakasya ve Rusya Edebiyat Sanat Yilligi, 1948 ve 1952 yillan 
arasinda ?ikmi§tir. Ilk 5 sayinin editorii Anyushin V. S. olmu§tur. Edebi makalelerin 
yam sira bu almanakta yerel yazarlarm §iirleri, hikayeleri, masallan vb. degi^ik bir?ok 
tiirdeki edebi eserleri sayfalarmda yer almi^tir. Hakasya'nm yaratici bir^ok yazari 
Ogni'de tamnmi^tir. 

"Hakasya Ottari" - Hakas Edebiyati ve Sanati hakkmda degi^ik tiirde Hakas dili 
metinlerini yaymlayan bu dergi 1952 yilmda yaym hayatma ba^lami^tir. 1952 (ilk 4 
sayi), 1954 (5. sayi), 1957 (6 ve 7. sayi) ve 1958'de son olarak (8. sayi) ?ikmi§tir. 

"Ah tashil" - Edebiyat ve Sanat Yilligi'dir, kurucusu eski donem Sovyet Rusyasi 
Yazarlar Birligi olmu^tur. 1959 yilindan beri yayinlanan yilligin yakla^ik tiraji 2000 
olmu§tur. Kopyalarinm bulunmasi bugiin bayagi gii?tiir. §u an bu yillik, "birligin" 
Hakasya Yetkili Ofisi editorii N. G. Domozhakov tarafindan ^ikarilmaktadir. 

"Han Tigir" - Edebiyat ve Sanat Yilligi'dir, Hakasya Yazarlar Sendikasi'nm bir 
yayimdir. 1993 yilindan beri yayinlanan bu yilligin yakla^ik olarak 1500 kopyasi 
mevcuttur. Yilligi derleyen ve ayni zamanda kurucusu G. G. Kuzhakova'dir. 

"Abakan" - Edebiyat ve Sanat Yilligi; sahibi, SSCB Yazarlari Hakasya §ubesi adina 
Milli Kiitiiphane'dir. Yine NG Domozhakov tarafindan 1954-1958 yillari arasinda 10 
sayi kadar ^ikarilmi^tir. Bu yilligin dili ne yazik ki Rus?adir. 

"Abakan edebiyati" - Geleneksel sanat dergisi olan Abakan Edebiyat' inin yayin dili 
Rus?adir. i^eriginde bir?ok antropoloji ve kiiltiiroloji ile etnografya bilimi hakkmda 
zengin bir materyal mevcuttur. Kurucusu Abakan Belediyesi resmi haber ajansi, radyo 
ve televizyon kurulu^udur. V^ ayda bir yayimlamr. Baski sayisi 800-1000 civarindadir. 
Ilk sayisi 1998 yilinin ilkbaharinda ?ikmi§tir. Derginin editorii, O. Ashmarina, Mel 
'nikova isimli bir Hakas miineweridir. Sayfalarmda yerel yazarlar da yazmaktadir. 

Sayanogorsk'ta ^ikan bir dergicik: 



CLXVI 



"Hizli" - Edebiyat ve Sanat dergisidir. Rusya'da 1996 yilinda kurulmu§tur. 
Kuruculan; Abakan §ehir Meclisi, Abakan idari yonetimi, Sayanogorsk §ehir meclisi, 
Sayanogorsk idari yonetimi, Chernogorsk §ehir Meclisi ve Chernogorsk idari yonetimi 
olmu5!tur. Eski bir Rus sozciigii olan "Strajen" nehrin en hizh aki^mi ya da dii^iincenin 
tepkili anlammi ifade eder. Dergi en gii^lii ve en edebi aki^mda bu hizi yansitacak 
sekilde ^ali^malar yapmaya gayret eder... 






■^t 



-^L:>y-^>-^ 













_a_i-iii- 



^ 









CLXVII 



Evrendeki sesler; Hakas Tiirklerinin Miizigi 

Hakas Tiirklerinin miizik kiiltiiriinii kisaca tanitan bir yazi kaleme almayi uzun 
siiredir dii^iiniiyordum. Sonra bu i§in bir Hakash tarafindan daha iyi anlatilabilecegini 
dii§iinerek L. R. Kyzlasova ismindeki Hakas Ulusal Tarih Miizesi'nde ara§tirmaci yazar 
olan V. Tarakanov'un Hakaslarin Miizigi hakkindaki yazisini elimden geldigince 
Rus^adan ^evirmeye ^ah^tim. Bu makale, miizedeki bilgi bro^iiriinden alinmi^tir. Hakas 
Tiirklerinin Miizigi'nin binlerce yillik ge^mi^i, saniyorum ki bu metin okundugunda 
biraz daha iyi anla^ilacaktir. Karinca misali bir nebze katkimiz olabilmi^se ne mutlu. 

Hakaslarin miizigi 

"Eger insan ruhunu anlamak istiyorsaniz, miizik isteyin." Boyle soyledi Bilge Adam. 
Hakas halk miizigi ses yapisiyla, repertuariyla ve miizik aletleriyle diinya miizikleri 
i?inde olduk^a farkli bir yere sahiptir. Ilk yillarmda, antik ^agdan itibaren bu miizik 
var olagelmi^tir. Bu bir tesadiif degildir aslmda. Hakasya smirlari i^inde bugiin hala 
kullanilan, Malaya Siya adi verilen bir fliit, yakla§ik 35 bin yildan daha eski bir ge?mi§e 
sahiptir. Miizik bir gelenek i^i oldugu i^indir ki bu milletimizin toplumsal belleginde 
hala ya^amaktadir. Hakas miizik tarihinde; Cince, Arap?a ve Fars?a cografi kroniklerin 
soyledigi gibi, Altay bolgesi miistesna bir yere sahiptir. Modern Sibirya Tiirk kokenli 
halklarmm folkloru Sayan Daglarrnm eteklerinde dogmu^tur. 

Miizik, Hakas insanlari i?in geni§ steplerin bir yansimasi, sonsuz tayga, ^alkantili 
nehirler, a^km istirapli tmilari, mavi gokyiizii ya da sozciiklerle tarif edilemeyecek 
kadar sihirli bir ^eydir. Bizim bolgenin bir^ok nesillerinde bu kaderin yankilari hala 
canliligmi korumaktadir. Hun Tiirklerinin destansi zaferleri, keder ve kayip lejyonlar, 
kadm ve erkek arasmdaki ili^kiler ve lirik tarzda pastoral hiiziinler duyulmaktadir bu 
miizigin ezgilerinde. 

Hakaslarm miizigi siirekli insan merkezli olmu^tur. Geleneksel toplumlarda; mutlu 
anlar veya iiziintii i^indeki ruhlarm yankisi uzun soguk ki$ gecelerinde bu miizigin 
nagmelerinde dile gelmi^tir. Giiniimiizde herkes i?in bir aga? dikiliyor, bir ev in§a 
ediliyor ve her ogula ugurlu bir bitki belirleniyor. Yakm ge?mi§te bir Hakas, evini terk 
edecegi vakit §arkisiyla ugurlaniyordu ve gelecek ku^aklar i?in herkesin soyledigi kendi 
§arkisi vardi. Ce?itli etkinliklerde Tiirkii soylerken iistiin performans gostermek 
toplumca iyi kabul goriirdii. tjnlii ara^tirmaci A.A. Kenel, Hakas miiziginden 
bahsederken; "...oykiicii ve §arkicilarm tiimii 5!eref konugu kabul edilir, torenler onlarm 
katilimi olmadan yapilmazdi. Adlari diigiinlerde, cenazelerde, geleneksel eglence ve 
oyunlarda kisaca her yerde oncelikle anilirdi. Hakas, antik geleneklerinin goriiniimii bu 
miizik e^liginde yapilan torenlerde ortaya ?ikardi. Toren meclislerinde aile, cinsi, 
kabilece bir diizen dahilinde oturmak gerekirdi. Ya^lilara saygi sonsuz derecede 
onemliydi" demektedir. 

Bugiine kadar, yoreye has 15 kadar tanmmi^ miizik aleti tespit edilmi^tir (katar 
schipkovye, vurmali ?algi ve pirin? yay). Temel ara?lar 'homys' [kopuz] ve 'chathan' 
[^atkan], tarihi kaynaklara gore Orta Yenisey havzasmdan ba^layip Ge? Tun? ve Erken 
Demir (tagarskaya ve tashtykskaya kiiltiirii) donemine kadar daha dar bir vadide yer 
alir. Ara§tirmaci P. Ostrowski, "XIX. yiizyildan sonra, hemen hemen her yurt mevcut 
kopuzla soylemi^tir" der, ^atkan biraz daha ge? bir donemde yayilmi^tir. 

Miizikli torenlerde insaniistii gii?lere hitap onemli bir unsurdur. Kopuz veya C^tkan 
iizerinde oynamak ?ok tehlikeli ve ugursuz bir hareket olarak kabul edilmi^tir. Dini 
faaliyetler hep bu miizik e^liginde yapilmi^tir. Kopuzla irticalen soylemek bir Hakas i?in 
ibadet sayilmi^tir. Ve bu miizik aletleri insanlarm anlayi^mi etkilemi^tir. Yiiksek ruh 
kuwetlerinin ortaya ^ikmasmi bu miizik kolayla^tirir. 



CLXVIII 



Hakasyalinin diinyasinda; insan ve yaptigi §ey arasinda bir gii? ili^kisi vardir. Miizik 
aletleri ve miizik genelde ruhun tedavisinde kullanilir. Ornegin bir ^arkici (hayci)- 
arinma (yiiriitme) oncesi sembolik bir enstriiman vasitasiyla kalbe ses verir. Ve ruha 
i§leyen miizik onu farkli bir aleme sokar. Bir fincan $arap ya da C^tkan miizigi de 
tedavide etkilidir. Oliiler iilkesine giden yolcuyu giizel miizikle ugurlamak da gelenekten 
olmu^tur. [N. F. Katanov'un 'Tiirk Kabileleri Arasmda' kitabi bu konuyla ilgili 
okunabilir. (^ev. notu] 

Catkan: Hakasyalmm bir ki^ilik semboliidiir. Bu miizik aletiyle (ki^inin girtlak ve 
bogazdan ^ikardigi sesler) soylenen "Nymahi Alyptyg" destanmda tarihi ve kiiltiiriiyle 
ulusal bir hazine vardir. Bu kuwetin ^atkan tarafmdan Kam'a ozel olarak verildigine 
inanihyor. Yetkin bir Kam gerekirse bu kuwetin ^e^itli formlarmi ba§ariyla 
degi§tirebilir. ^atkan, Hakaslarda bir ara? degildir, bu miizik tarzi ayni zamanda Orta 
Asya'daki diger halklarda da vardir, ama bir Hakas onu en yiiksek degerde goriir ve 
kullanir. Ve Catkan miizikte orijinal biitiin bir okul yaratmi^tir. Bogazdan ve genizden 
soylenen ^arkilar Hakasya'nm issiz bozkirlarmda yankilanirken insan dogaya hi?bir 
yabancila§ma olmadan dost^a merhaba der. ^atkan ^arkilari -dag ruhlarma bir hediye- 
Hakas kahramanlik destanlarmdaki e§siz performansm bir neticesidir. Bu ayni 
zamanda haycmm hikayeler anlatmaya ba^lamasiyla, inan^larla da ilintili bir ^leyler 
soyler dinleyenler i?in. Dag ruhlari sadece bu miizik oldugu zaman insanlar arasma 
te§rif ederler. Bu baglamda, §arkici ve kendi eserlerini ilk ^atkan (dag ruhlari) etkiler. 
Sonra erkekler i?in ruhlar hediye verme egilimindedir. Oykiicii-^arkici ve repertuvar 
olmak iizere, hikayeler genellikle birka? gece siirerdi. Bu toplantilar kadim biiyiik 
efsanelerden bir dizi i?erir. En gii^lii hayci yam sira Kam'a [§aman] ozel bir hediye 
verilmesi dii§iiniilmektedir. Bu nedenle adi "Eelig-Haydzhi" olan efsane yeniden 
soylenmek iizere diizenlenir oldu. Ornegin, bu metinlere miidahale etmek veya metne 
^ekidiizen vermek i^in ekleme yapmak halktan kimseler i^in kesinlikle yasaktir. Bu tip 
hareketleri onlemek, gelenegin deforme olmasmi engeller. ^iinkii yaratilmi^ evren bu 
miizigin nagmelerinden kuruludur. 

Miizisyenlerin hizmetleri avcilari memnun eder. Hakaslara gore, yaban hayvanlari 
dag ruhlarma ait oldugu i^in miizikle bu ruhlarm ikna edilmeleri gerekir. Bu nedenle, 
avlanma oncesi ve tayga orman miizisyeni olarak av sonrasi birka? giin orman ruhlarmi 
ikna etmek maksadiyla onun ^arkilari icra edilir. Avlanan hayvanlar yine miizik 
e§liginde miizisyen de dahil olarak e§it §ekilde taksim edilir. Etin bir kismi da tjlgen, 
Erlik ve Umay gibi tanrilara sunulur. 

Geleneksel Hakas Miizigi eserlerinin ^e^itli tiirleri vardir. Zaten kahramanlik 
hikayeleri hakkmda soylenen destanlar Hakas kiiltiiriinde ?ok onemli bir yere sahiptir. 
Ayrica "Ir-Sarm" ve "Tahpahi" tiirlerini de belirtmekte yarar var. 

Ir-sarm: Lirik tarzda diizenlenmi§ ^ali^malardir. Bu ^ali^malarm temel i^erigi insan 
kaderi, kara, doga, insan ili^kileri vs. gibi konulardir. Bu yiizden Hakaslarda herkesin 
hayatmdan bir §arki bestelemek adetten olmu^tur. Haycmm (a^ik) hikayeyi genelde 
kendi hayatmdan pasajlar ^eklinde de kurgulami^ olabilecegi belirtilmektedir. Bu 
^arkilarm tiir olarak ozelligi; biiyiik ol^iide bazi ciimlelerin benzer olmasidir. Diger pek 
?ok iilkenin aksine bir erkek ve bir kadm arasmdaki a§k hakkmda Hakas?a kii^iik bir 
§arki vardir. Benzer ^arkilar i^inde duygularm a?ik ifadesi hi?bir ba^ka edebi eserde bu 
derece samimi anlatilmami^tir. 

Tahpahi: Kisa dortliiklere yakm olan formu ve anlam bakimmdan geleneksel Japon 
halk §arkilariyla benzer ozellikler ta^ir. Ilk iki satirda, daglarm heybeti, akarsularm 
^aglamasi, ?i?ekli bitkiler temsili, kuwet ve doganm giizelligi vb. konular allegorik 
olarak anlatildiktan sonra kalan son iki satirda, ^arkmm durumu i^in ge^erli bir anlam 
a^iklanmaktadir. Sik sik burada her ^arkicmm yetenegi hazirliksiz olarak bu 



CLXIX 



tahpahileri art arda soylemesindeki yetenegiyle belirlenir. Hakasya genelinde bayram ve 
toylarda bir^ok tahpahi yari^malan halen diizenlenmektedir. 

Yirminci yiizyihn son ^eyreginde geleneksel miizik neredeyse kaybolmu^tur. 
Hakasyah hayci ve eski ^arkicilarm bir^ogu ne yazik ki diinyalanni degi§tirmi§lerdi. 
Ancak, en ge^ 1990 yili sonlanna dogru ulusal miizikle ilgili onemli bir geli^me oldu. 
Hakasyah miizisyenler uluslararasi turnelere ?ikmaya ba^ladilar. Evet, sadece gidip 
miiziklerini tanitiyorlardi, ama daha pek ?ok ba^anli gence ornek oluyorlardi boylece. 
Gentler tekrar kendi miiziklerine ilgi duymaya ba^lami^lardi. ABD, Japonya, 
Avusturya, isvi?re, Polonya, Tiirkiye ve diger iilkelerde, biiyiik ^ehirlerdeki bir?ok 
organizasyon tarafindan davet edilmi^lerdi. Yerel miizik okullan a?tik ve Hakas Devlet 
Universitesi'nde Geleneksel Hakas Miizigi Boliimii'nii kurduk. Ayrica Hakas miizik 
kiiltiiriiniin geli^mesinde onemli rol oynayan miizik ara^larmm iiretimi i^in ulusal bir 
atolye kuruldu. Bu nedenle, ge?mi§teki koklerimize Hakas miizik kiiltiirii sayesinde 
varabilecegimize inaniyorum... 

Son Resimler 



CLXX 



-\o 




L_. 



. . L_. _ J 



I 

I 




CLXXI 









i^y 






r'l 



; f^* 







.'> 



CLXXII 



^ *v 










CLXXIII 



kM^\k- t»Li*-' '.T^\liU 










CLXXIV 



~\ -J 







j ^ ,t win A^ M f Li I iilf » tl» lUAltl 

« £. * "^ ^* " "^ * "* ^ '' ' ^ "^ ^^ "^ ^'^ "' *" ^"' " 

^ f pi *>* A IIP A -^Vl t gl\l >^^Jtl. 




V 



JJ^A V VI ^ \ A J J A.:>-^ J Ij 






CLXXV 










CLXXVI 



n /^ 










CLXXVII 







CLXXVIII 



n\ 







,M.U|frF»jj.ii 4<j III nw^fi ^t \ ki l il / l l. _ ' 



-- . — ^^' 



CLXXIX 










CLXXX 



V- 







' * ■ ■ ' , ^ 



CLXXXI 



CLXXXII 










.^i^v 



i/^^ -''->'>'y''<^^^.f>j/w^( 



>/ 



^^ ^ -^ . ^^i- --< V'*''^^>">''^ 'v *^ 






CLXXXIII 



v\ 




a- A e f — »• r-d — f 



.^^^UiJAlLlUjdUl 



I 



CLXXXIV 



-: . .'<■/.■ 







i 

f 
\ 






-(^•^ ti^>i t-^^-j .i j>:u^ j:^^ ^-^^ ^ 



J 
/ 



i . 



V 




/ 



CLXXXV 



^- ^^-6^,^^iy^.>^;_>^;. 



-^f^^^LJ^J^. 





.f , 


/ 


t 


ft 


1 


^ 

^ 


■ 







-li^.r'W:r"*t^i!^^*^-^^^ 







M ■ 2 I tn A ti ■U.t-^ 








— u — Ml — f > l^ I 



CLXXXVI 



A'\ 




Ur — > I J in . Mil f n>* f v^' T* ^' -■ vi:?'-^ 

-k d ^ ^ * ft I.-. ^ 4^1 ^ >^MU » I L^ ' 

♦ ' 1 ? ii_j — <■ n ,r ni ^ u ^ 




-i- -t t/y rV^^t 't^^ "'-i-^^^'y ii£>/i>^>J^-' . ■ V 



'oi' 




-^ .^^ 



I 



.V 






CLXXXVII 











CLXXXVIII 



\^.J<^yy^ -.>j>r^^-'^"' -ir^'^"^*'-^ ' '' 







CLXXXIX 



w'— ^ I 




' JIJULAIU yiAiiUl JlJ-^LA a 111 f -Mil A kLl .1 It; 

I ".a_^e— ^^^* — ^ — *— ii— *-*-Li.-?-*_u-» *.a 5 



V*' 



cxc 



^ v 







^ -'. 



t^ t'-'li^U'' */ Oj.^J^K y i*^: > y-y-'-^/^'^ 



-^'^-^^^^*:A^'>^Lc'^>^J^^:^>V^^ ' 



J 



CXCI 



1 UrXlf? liL 



■U..^^ >\ in, ^ . ■,t\, ^^^x 










W ^ t^A* it^- J V I II -* 111 






'u'/ -■ 



CXCII 



Al 







; ^yfY-* '^^-f '"'''* '"^''^ 'JywvK/J^^^^^' 



CXCIII 



P'*;/*^/,} 'y^y* f j^jOaiA^Sjj^ '^/* 



\>M*a 



^ \ W UtH lif ^inir^ut (fit -^ M f^Ail^ 

v-^^ 














e>r^^ 



CXCIV 






L. _ 




'-^/^J-^S'^yr^y^'^ P^j^Ai'^^.' 'J^^'-"' 



jA»<nn n'2" " * f )f jiff * ■^Z-' ■*"'^ 

n it ^\vnjjJH^ tun » z'* >< /< t > II j^ka 

ij^/Cy> ^^ *"r' ^b^ ^ ^ i'J'f**^ i* ^y 



cxcv 



CXCVI 








^ •-■ -■ — " — ' |- - 

ii n » >\ ^nn A ^- |> O . f J ).i 111 ^tu > t 
jt » II J n II ^ \4U-^ * ^1 ^ 'I » J m 



CXCVII 








^ •-■ -■ — " — ' |- - 

ii n » >\ ^1 » 1 A ^- |> o . f J ).i 111 ^tu > t 
jt » II J n II ^ \4U-^ * ^1 ^ 'I » J m 



CXCVIII 



v\ 




a- A e f — »• r-d — f 



.^^^UiJAlLlUjdUl 



I 



CXCIX 




' '^^ 'yf't/^-^*t/_ ^jf^'^^MrJ^ f.^j'^y^^ 




cc 
















^'V-^y>v^,*:iic;^^>'>:^/^^^ r ::^,.^ ,, 






CCI 



« >* 



. _ j[ A ' ' ■ ;* ^ 




fc^^''^t>:i=^^^!^:'^^ Wtr>Sc\:>> 



ecu 







ccm 



V^-- 



J&- 



-^ t.'^^j'^y -> // ';'#></■ J 'm 



l»/»C^>'-l 



*2. t >\sw^>\uj»ui ^ h >< *j \ J ,\ !> ^nuti ri n 







CCIV 







ccv 













ccvi 



V ^ 



\ ' r * ii i ,? 1 II I ? T III ^ .-\i.y„fj. . 




'^y*j\ 



CCVII 







^ 







M* 



CCVIII 



t^J'Jfj;^^'-- '/Tr^./^y^^/^-^J^^ -'^^ 



t/"/ L>''x *">'*'- 



Vi» f>'J^\ 







CCIX 



VA 




'i^'.i/^jf. 










ccx 










>/^ 



CCXI 



V \ 







CCXII 



A - 



^J'J^:J^C'j 






^ i 11 J ;^ j. \ > \v,u_n.l-ii-lLAVLJLJiAUL-^'^-^ 




% 



CCXIII 



' '->^J'^'J:'*;'J»/v>^>V^>^*•^- 







/^ 



CCXIV 







I 



ccxv 



^t 



'^^j^jyj^jf '^i/^^'ijn^>i^ j^wTj 










ccxvi 



Unutma ki ey okuyucu en etkili biiyii a§iktir... 




CCXVII